herkesin hayatında acımasız olmayı öğrendiği bir an var. bir şey oluyor ve sen bir daha eski sen olamıyorsun. herkesin gözünde bencil oluyorsun ama kimse sana "seni bu hale kim getirdi?" diye sormuyor.
Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.
Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en geniş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için.
İçimde açılan bir kuyu
Düşsem çıkmam karaya
Çıkmak zor olduğundan değil de
Daha kolay alışmak
Bunu bilmem anlar mısın da
Bütün yük omuzlarımda
Geri dönmem bekler yarınlar
Vedalar eksik olsunlar
Nasıl kalsam akıllarında?
Bırak onlar bunu bulsunlar
Bana kalmaz kimliğim falan
Kırık kalbimin en güzide parçası
Ben bi boşlukta sen İstanbuldasın
Dalgalar taşır garip sevdamızı
Kıyıya vurup, üstüne basılır hatıramızın
Bu kaçıncı kayboluşum..
Gerçekten tanıyor muyuz kendimizi?
Tanıma gayretinde bulunuyor muyuz mesela? Hayat kısa ve güzel söylemi her dile pelesenk kısalık bir tarafada güzelliğine kulak kesiliyor muyuz? Kendimizi tanıyalım, yaşayalım güzelliklere yüregimizi mesken tutalım...