30 Ağustos sadece bir zafer değildir.
Türk milletinin karakteridir.
Bazı şeyleri gerçekten hissedebilmek için sadece tarihe değil, o gün yaşananlara bakmak gerekir.
Bir ülke işgal edilmiş…
Yokluk var.Yoksulluk var.Silah yok, para yok, imkân yok.
Ama bir şey var:
Teslim olmama iradesi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının en büyük gücü de buydu.
Bu milletin başına ne gelirse gelsin yeniden ayağa kalkabileceğine inandılar.
Ve kalktılar.
30 Ağustos, bana göre tam olarak bunun adıdır.
“Artık yapacak bir şey yok” diyenlere karşı,
“Hayır, var” diyebilmenin zaferidir.
Bugün bu ülkede başımız dik yaşayabiliyorsak, kendi bayrağımızın altında nefes alabiliyorsak, kendi geleceğimize kendimiz karar verebiliyorsak; bunun arkasında o büyük mücadelenin insanları vardır.
Onlara borcumuz, sadece yılda bir gün hatırlamak değildir.
Bu ülkeye sahip çıkmaktır.Cumhuriyet’e sahip çıkmaktır. Bağımsızlığa sahip çıkmaktır.
Çünkü 30 Ağustos bize şunu gösterdi:
Bu millet yenilebilir sanılabilir.Yorulabilir. Yoksul bırakılabilir.Kuşatılabilir.
Ama teslim alınamaz.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bize vatan bırakan bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
Millet şahidimizdir!
Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesapları defalarca engellendi.
Sesi, görüntüsü, resimleri, posterleri yasaklandı.
Şimdi de mahkemede yaptığı savunmasının yer aldığı kitap hakkında yasak ve toplama kararı alındı.
Siyasi rakibini baskıyla engelleyeceğini sanan, darbe dönemini aratmayan uygulamalar ile her gün yeni utançlara imza atan ceberrut iktidarı göndereceğiz.
Zulme teslim olmayacağız!
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, milletimizin bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğinin ilanıdır.
Mücadeleyi zaferle taçlandıran Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Sultan Alparslan’ı ve tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümü kutlu olsun!
Aziz İhsan Aktaş, “Rüşvet verdim” diyerek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandı. Mahkeme, TCK’nin 254. maddesindeki koşulların oluştuğunu kabul ederek rüşvet suçu yönünden “ceza verilmesine yer olmadığına” hükmetti.
Ardından Aktaş’ı, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan beraat ettirdi.
O hâlde şu soruların yanıtlanması gerekiyor:
Rüşvet verilerek alınan ihalelerden elde edilen milyonlarca liralık kazancın hukuki niteliği nedir?
Bu kazançlar suç geliri değilse nedir? Suç geliriyse hangi şirketlere, banka hesaplarına ve mal varlıklarına aktarılmıştır?
Para hareketleri, şirketler arası transferler ve edinilen mal varlıkları ayrıntılı biçimde araştırılmış mıdır?
Rüşvet sayesinde elde edildiği belirlenen kazançlar hakkında neden müsadere kararı verilmemiştir?
Hüsnü Mahalli: (Erdoğan) 'Türkiye devrimi' diyor... Bir devrim otoyolla köprüyle mi gerçekleşir bir ülkenin 25 yıllık yaşamında?
Kardeşim demokrasi ne oldu bir söyler misiniz bana? İnsan hakları ne oldu? Tarım ne oldu? İşçiler ne oldu? Emekliler ne oldu? Dış borç ne oldu? 600 milyarı geçti dış borç. Enflasyon ne oldu? Dolar ne oldu? Dolar 1 liraydı, 1,5 liraydı iktidara geldikleri zaman. Şimdi olmuş 50 lira. Kaç tane fabrika yaptınız?
Sabah'taki gazeteci arkadaşlarımız... İçeride çuvallamışsın. Demokrasi yok, insan hakları yok. Herkes içeride.
Başkanlık sistemine geçmişsin, susturmuşsun, parlamentonun bir anlamı kalmamış. Soruşturma diye bir şey yok. İnsanları hapishanelere doldurdunuz.
Dış politikada rezaletin dibindeyiz. Herkesle kavga ettik.
Sonra herkesin gidip elini ayağını öptük. Prestij kalmadı, saygınlık kalmadı. Daha ne söyleyeyim ya.
Çok yanlış bir analiz olmuş. Erdoğan yalnızca seçmenlerinin kendisine biat etmesi nedeniyle kazanmıyor. İktidarın, özellikle sosyal yardımlar aracılığıyla partizan kaynak dağıtımı, yürüttüğü kutuplaştırma stratejisi ve muhalefetin yaptığı hatalar, Erdoğan'ın seçim başarılarında çok daha büyük rol oynuyor. İktidar bir yandan maddi bağımlılık ve kutuplaşma üzerinden kendi tabanını konsolide ederken, muhalefetin aday, söylem ve örgütlenme hataları da iktidar karşıtı seçmenin etkili biçimde mobilize edilmesini zorlaştırıyor.
Özellikle CHP, uzun süredir kendi tabanının itirazlarına rağmen belli siyasi tercihlerde bulunuyor ve gelen tepkileri AKP karşısında tek alternatif olduğu iddiasıyla bastırıyor. "Tatava yapma, bas geç" sloganıyla özetlenen bu anlayışla muhalif seçmenler Ekmeleddin İhsanoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi istemedikleri adaylara oy vermeye çağrıldı; muhafazakâr danışmanları sineye çekmek durumunda kaldı ve hemşeri ağlarıyla şekillenen parti siyasetini kabullenmeye zorlandı.
Sorun şu ki, seçmenler sabırla bekleyip "tıpış tıpış" oy vermelerine rağmen CHP sandıkta kaybetti. Söylemde ve aday profilinde kısmi bir değişiklik yapıldığında ise 2019 ve 2024 yerel seçimlerinde başarı geldi. Bu iki seçim bize, sorunun seçmende değil; doğru aday, doğru söylem ve doğru strateji kurabilmekte olduğunu gösterdi.
Çerçeve yasa krizinden sonra Yeni Parti'li siyasetçilerin seçmenlere laf yetiştirmek, eleştirileri trollere atfetmek ya da onları suçlamak yerine tabanı biraz daha dinlemeleri çok daha faydalı olur. Tabanı temsil etmek, seçmene hesap vermek ve gerektiğinde özeleştiri yapabilmek, bir süredir çok övülen "yeni nesil siyaset"in en temel unsurları olmalı.
Deniz Zeyrek:
"Bugün üç AK Partili milletvekili oturuyordu. Ben de karşılarında oturuyordum. Açık açık sordum:
'Tweet atanın içeride, kurşun atanın dışarıda olduğu bir ortamı nasıl anlatacaksınız millete?'
Güldüler, gülümsediler. Böyle bir cevapları yoktu çünkü.
Sen espri yapan adamı içeride tutarken silah atan, kurşun atan adamı dışarı bıraktığında toplumsal barışı nasıl anlatacaksın?"
@alimahir Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun AYM'ye başvuru çağırısı dikkate alınmalı. Yeni Partinin %60 milletvekili Hayır dedi. Çoğunluğun sesine uyulması gerekir. Yoksa başlamadan bitecek herşey.
@muratemir_dr Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun AYM'ye başvuru çağırısı dikkate alınmalı. Yeni Partinin %60 milletvekili Hayır dedi. Çoğunluğun sesine uyulması gerekir. Yoksa başlamadan bitecek herşey.
@gunaydingokhan Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun AYM'ye başvuru çağırısı dikkate alınmalı. Yeni Partinin %60 milletvekili Hayır dedi. Çoğunluğun sesine uyulması gerekir. Yoksa başlamadan bitecek herşey.
@AKDOGANumut Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun AYM'ye başvuru çağırısı dikkate alınmalı. Yeni Partinin %60 milletvekili Hayır dedi. Çoğunluğun sesine uyulması gerekir. Yoksa başlamadan bitecek herşey.
@cenginyurt52@yenipartiyiz@eczozgurozel Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun AYM'ye başvuru çağırısı dikkate alınmalı. Yeni Partinin %60 milletvekili Hayır dedi. Çoğunluğun sesine uyulması gerekir. Yoksa başlamadan bitecek herşey.
@halktvcomtr@sinemfstk Akif Bey bazen hayal dünyamızda ne olumlu şeyler kuruyorsunuz. Hiç tasarıyı görmeden imzalayan tam kadro AKP ve MHP lilerin içinde evetçiler de var hayırcılarda var ne demek nasıl bir hayal. Onların iradesi yok ki. Patron ne derse onu yaparlar.
@halktvcomtr@sinemfstk Muhalefetsen muhalefet edeceksin. Yeni partinin tabanı dediğiniz topluluk bu yasaya Evet denirse, %70'i İYİ partiye mecburen kayacaktır. Orhan Bey'in dediği gibi bu 1 hafta içinde net olarak belli olur.
@halktvcomtr@sinemfstk Özel Komisyona da Akif beyin dediği gibi içeride kalmak için girmişti. Ne faydası oldu. Hiçbir faydası olmadı. İktidar kendi bildiğini yapıyor, diğerlerini de fon olarak kullanıyor. Bak ben ne akıllıyım, muhalefet de beni destekliyor algısı yaratıyor.
@halktvcomtr@sinemfstk Muhalefet olmak demek iktidara muhalefet etmektir. Güvenmediğimiz İktidar ile aynı şeyi söylemek demek, artık muhalefet değilsin demektir. Bu da Yeni Partiyi başlamadan bitirir.
Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Merdan Yanardağ, Nasuh Mahruki, Deniz Göktaş, Oğuzhan Uğur, Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Murat Çalık, Sinem Dedetaş ve daha nice insan haksız hukuksuz hapsedilirken…
Siyasal iktidarın talimatı altına girmiş yargı, muhalif olan herkesi ezerken…
Yargı eliyle iktidar partilerinde yolsuzluklar örtülüp muhalefetin belediyelerine delilsiz, sadece gizli tanık ifadeleriyle bitmek bilmez operasyonlar yapılırken…
AKP’ye geçmeyen belediye başkanları tutuklanma tehdidi altındayken…
CHP’li ve DEM Partili belediyeler kayyumlara teslim edilmişken…
Türkiye, halkın kendisini yönetecek kişileri seçme hakkının elinde alındığı bir döneme sürüklenirken…
Ana muhalefet partisi fiilen kapatılıp binasına polislerce biber gazı ile baskın düzenlenmişken….
Ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasından bahsedilirken…
İnsanlar düşüncelerini ifade etmekten korkar haline getirilmişken…
Yeni Parti, ‘Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ demek zorunda değil. Bu yasa için kurulan komisyonun, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarının uygulanmasına, ülkenin demokratikleştirilmesine dair sözü var. Bu sözlerin yerine getirilmeyeceği bu kadar aşikarken Yeni Parti’nin ‘Hayır’ oyu meşrudur. Yeni Parti, Kürt sorununun bu otoriter, baskıcı iktidar tarafından demokrasiden uzak zihniyetle çözülemeyeceğini topluma anlatabilir. Kendi iktidarında demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu sorunu çözeceğine halkı ikna edebilir. Yeni Parti her gün hukuksuz uygulamalarla kendisini ezmeye çalışan iktidarın peşine takılmış bir görüntü verirse halkın güvenini kaybedecek.