Bunca hainlik alçaklık içinde iyi olmaya gayret ediyoruz. Bir taraftan yaramızı sarıyoruz. Destek vermenizi rica ederim. 🫡🇹🇷
Not: Gönderiyi paylaşmanızda bir destektir.
#HainsizTürkiye
Bildiğiniz gibi çok uzun paylaşımlar yapmam ama 280 karaktere sığmayan bir derdim var bu seferlik mecbur kaldım.
Tanrı beni Türkiye Cumhuriyetinde doğan bir Kürt olarak yarattı, ailem ise beni Devletine, Milletine, Ülkesine, Bayrağına bağlı bir evlat olarak yetiştirdi.
Ama 90larda Kürt köylerini basıp beşikteki bebeğe bile kurşun sıkan ve menfaat gördüğü her ülkenin ayaklarını köpek gibi yalayan pkk terör örgütünün en iyi sömürülecek topluluk olarak Kürtleri gördüğü için (sözde) Kürtler adına eylem yapmaya başlaması ile 40 yıldır "Kürtüm ama pkklı değilim" demek zorunda kalarak büyüdüm.
Geldiğimiz son süreçte, Kürt sorunu adı altında bir komisyon kuruldu ve sözde komisyonda Kürtler değil sadece pkknın teröristlerine af konuşuldu. Asıl içimi acıtan ise, Kürtlerin yoğun yaşadığ yerlerde pkk terör örgütünün sözcüsü dem parti %30-40 oy alırken, bu yapıya oy vermeyen %60-70 lik Kürtlerin de tek sözcüsü dem parti ve apo olarak muhattap alındı. Akp ve Chp'deki Kürt vekil sayısı dem partiden çok daha fazlayken, dem partide ise en az Kürt vekil vekil varken bu bakış açısı dem partiyi tüm Kürtlerin temsilcisi, apo denilen bebek katilinin ise tüm Kürtlerin önderi olarak görme ezikliğinden başka bir şey değildi.
Devlet adına konuşan iktidar ve devleti yönetmeye talip olduğunu beyan eden (aşırı derecede sözde) muhalefet partisi olan Chp ve Yeni Parti'de Akp ve onun kurma kolu olan Mhp'nin bu kayığına binerek Türkiye Cumhuriyetine körü körüne bağlı milyonlarca Kürt'ü, "Eğer Kürtsen demlisin, pkklısın, apocusun" fikrini resmileştirdi.
Ben bir Kürt evladıyım. Yani meclisteki 467 vekil ve onların partilerine göre bölücüyüm, pkklıyım, Türkiye düşmanıyım ve uzlaşılması gereken bir yapı ve giderilmesi gereken sorunum.
Kendimi anlatmama gerek yok. Ben Murat Katfar. Türkiye Cumhuriyetine gönülden bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türk Milletinin bir ferdiyim ve benim gibi milyonlarca Vatansever var. İktidar ve muhalefet bizleri dinlemediği ve pkkyı muhattap aldığı için, derdimizi dile getirdiğimiz zaman ya da dile getirenleri hapis, mahkeme, hesap erişimi gibi yöntemlerle bir şekilde susturduğu için, Vatansever Kürt Polislerimizin, Askerlerimizin, Köy korucularımızın seslerini pek duyamıyorsunuz.
Bizler Vatan haini şeyh sait'in değil Dersimli Diyap Ağa'nın yolunda olan Türkiye Cumhuriyetinin evlatlarıyız.
Kürtler adına yürütülen bu rezil sürece karşı çıkan ve Vatansever Kürtlerin onurlarını muhafaza eden @umitozdag ve @MDervisogluTR'na buradan şükranlarımı iletiyorum.
Son sözüm.
Vatanı Türkiye, Lideri ve tek önderi Mustafa Kemal Atatürk olan birisi olarak,
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, Yaşasın Aziz Türk Milleti.
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Halil Akıncı Türk Dışişleri Bakanlığının entellektüel derinliği olan büyükelçilerinden birisidir. NATO sekretaryasında ve Orta Asya, Kafkasya, Slav Ülkeleri Genel Müdürlüğü’nde üst düzey görevlerde bulundu. Eski Sovyet Coğrafyasından Sorumlu İkili Siyasi İşler Genel Müdürü, Ljubljana, Yeni Delhi ve Moskova’da Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. 2010’da Türk Konseyi Genel Sekreteri olarak seçildi. Halil Akıncı çok önemli ve ülkemizin sürüklendiği felaketi öngören stratejik tespitler yapmış
Açılım süreci, şimdiye kadar siyaset sahnesinde pek rastlanmayan nitelikte, bir yeni örgütlenmeye meşruiyet kazandırmıştır.
Saiki ne olursa olsun sonuç budur. Terör örgütü olarak tanınan bu örgütün silahlarını terk ederek sivilleşmesi öngörülmekte ve bu olgunun da Türkiye’ye barış ve huzur getirmesi umulmaktadır.
Bu konuda İktidar ve Ana Muhalefet arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur.
Bu noktada İktidar tarafından Öcalan’ın, PKK'yı desteklemeyenler dâhil, tüm Kürtlerin temsilciliğine tayini, sürecin gelişmesini onun insiyatifine bırakmaktadır.
Türkiye siyasetinde tayin edici rol verilen PKK'nın, disiplinli militanları bu siyaseti uygulamakla görevlendirilerek peyderpey siyaset sahnesine salıverilmektedir.
PKK, kendisine meşruiyet verilerek devlet himayesinde elde ettiği bu konumu, sadece devlet tekelinde bulunması gereken şiddet kullanarak elde etmiştir. Bunun da bilincindedir. İstediklerini elde edemezse tekrar şiddete başvurmayacağının güvencesi yoktur. Bu konuda hazırlıklı kalması çıkarınadır.
İnançlı ve amaçlarına ulaşmak için bütün bir aileyi katletmekten dahi çekinmeyen PKK’nın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın yoğun bulunduğu yerlerde yapılacak seçimlerde, onları temsil edecek belediye başkanlarını, milletvekillerini tayin edeceği aşikâr hâle gelmektedir.
Ve bunu devletten aldıkları meşruiyete dayanarak yapacaklardır. Herkesin ağzından düşürmediği demokratikleşme eşit vatandaşlıktan kast edilen budur.
Devletin bekasına karşı en tehlikeli oluşum; halkın, PKK'nın devletten daha güçlü olduğuna inanmakta oluşudur.
Bu kanıyı güçlendiren son olay 1984 ayaklanmasının yıldönümünün havai fişeklerle kutlanması karşısında hiç tepki gösterilmemesi / gösterilememesidir.
Her masum sözden hakaret anlamı çıkararak hemen dava açan savcılarımızın, bu konudaki körlük ve sağırlığı bir tıp mucizesidir.
Türkiye etnik çeşitliliğe sahip bir imparatorluğun varisidir. Ancak Cumhuriyet, kökenine bakılmadan her çağdaş devlet gibi, eşit vatandaşlık temelinde kurulmuştur. Bu ilkenin uygulanıp uygulanmadığı geçmişteki ve mevcut yönetim yapısına bakılarak kolayca doğrulanabilir.
Ancak vatandaşın da devlete sahip çıkma, toplum güvenliği ve refahı için kendi seçtiği hükümet tarafından yönetilen devlete itaat etme mecburiyeti vardır. Her devlet kendine karşı çıkanı tedip etme hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bununla görevlidir.
Herhangi bir siyasi veya idari düzenleme, Türk vatandaşlığının benimsenmesi temelinde olabilir. Hâlbuki vatandaş çoğunluğu ben Türk'üm demeyi gerekli görmediği hâlde PKK propagandasına kapılan vatandaşlar, kendilerini, metroda bile ben Kürdüm diye bağırmaya mecbur hissetmektedirler.
Her partinin, özellikle de iktidar partilerinin küçük hesapları, Türk siyasetinin yönlendirilmesini Öcalan ve emrindeki DEM’e emanet etmiştir.
Onlar gayet açık konuşmaktadırlar. Bu sürecin bir al-ver olduğunu, silah bırakmanın kamuoyuna takdim edildiği gibi bir teslimiyet olmadığını ifade etmektedirler. Yani PKK ve devlet eşit muhataptır.
Amaç bellidir. Türkiye’yi çalmaktır. Yönetimi ele geçirilen demokratik Türkiye, diğer Kürt toplumlarını da birleştiren, İsrail’in, ABD’nin, Avrupan’nın, hatta Rusya’nın stratejik ortağı olacak bir Büyük Kürdistan Devletinin gönüllü ve müşfik ebeliğini yapacaktır.
Çerçeve kanunu bu sürecin ilk aşamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonunu getirecek bu süreç önlenemez mi?
Eğer bunu istemeyen ve siyasi partilerce temsil edilmesi gereken halk iradesi, temsil imkânına kavuşursa önlenir. O da iktidar ortakları içinde dahi bu sürece karşı olanlar, muhalefet rolünü oynamakta olan siyasi partiler, gittikçe örgütlenen toplum, tek sesle yeter derse!
Biraz bilinç. Biraz öngörü, biraz cesaret!
Bugün benim doğum günüm.
38 yaşına girdim.
Bana hediye vermek isterseniz,
aşağıdaki tanıtım videomu retweetleyebilirsiniz, şimdiden hepinize teşekkür ederim.
Müzik, hepimizin ortak paydası.
Arkadaşlar
Şehit Aileleri ve Gaziler Platformu başkanımız sayın Erdem Çerçioğlu'nun hesabı budur.
Güven Parka gidip destek olamadık diye üzülmeyin, Gazimizi Takip edin, RT edin, sesine ses olun.
Kendisine en büyük desteğiniz bu olacaktır.
SANILMASIN GÜNEŞ DOĞMAYACAK
Attıkları imza ülkeyi kaosa ve iç çatışmaya sürükleyeceklerini bilmezler mi?
Onbinlerce terörist aramıza girecek
Onlar kardeş olmak için gelmiyor, “aldığımız canlardan yaptığımız eylemlerden pişman değiliz” diyorlar
Bildikleri tek şey şiddet olan bu teröristler ile yaşamak ülkeye şiddet getirir
Onlar aramızda daha güçlü teşkilatlanacaklar, yeni mafyalar oluşturacaklar
Kısaca terör örgütü Silahla başaramadıklarını silahsız başaracaklarının heyecanı içindeler.
Emperyal güçler bugün aynı sözü söylüyor “bizim çocuklar başardı, yasa meclisten geçti”
Biz de tüm bu olanlar karşısında çaresizce seyredecek halimiz yok. Çatışmaların yaşanacağı bir Türkiye olmasın diye mücadele etmeye devam edeceğiz. Sonunda da herkes attığı imzanın hesabını verecek
Gün vatanı dert edenlerin birlik olma zamanı.
Buna ayak direyeni de imza atanlarla aynı kuyuya atacağız.
Türk milleti daha son sözünü söylemedi