@HasanCucuk Bilgilendirici paylaşım için teşekkürler Hasan bey. Bunlar sadece kriz zamanlarında değil daha düzenli olsa insanlar sosyal medyadaki keşmekeşe mahkum edilmemiş olur.
Mesele Vasiyetin Gerçekliği Değil, Noterlik Usulü
Hatırlanacağı üzere, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 24 Temmuz 2024 tarihli vasiyetine göre, yazı ve konuşmalarından yıllar içinde biriken telif gelirleriyle (telif gelirlerinden geriye kalan bir miktardan) oluşan banka hesabındaki para, (tedavi gördüğü hastaneye bağışladığı 5 bin dolar) ve şahsıyla ilgili resmi ödemelerden sonra kalan bakiye Golden Generation Foundation ve Herkul Foundation'a eşit olarak bırakılmıştı. Hocaefendi ve vasiyete şahitlik eden kişilerin imzasının bulunduğu belge, noter Ahmet İdil tarafından da onaylanmıştı.
Ancak Hocaefendi'nin vefatının ardından kardeşi Mesih Gülen, vasiyetin iptali için dava açtı. Dava henüz sonuçlanmış değil.
Vasiyet davasında ismi geçen noter Ahmet İdil’e ulaştım. Kendisine sorular yönelttim.
2017 yılından bu yana noterlik yaptığını belirten İdil, bugüne kadar başta Hocaefendi olmak üzere Gülen ailesinin birçok ferdinin noterlik işlemlerini gerçekleştirdiğini söylüyor. Bu isimler arasında davayı açan Mesih Gülen de bulunuyor.
ABD'de noterlik, belirlenen koşulların karşılanması ve devlet onayının ardından yapılabiliyor. Noterin temel görevlerinden biri de bir belge üzerindeki imzanın kime ait olduğunu ve imzalayan kişinin işlemi kendi iradesiyle gerçekleştirdiğini teyit etmek.
Ahmet İdil, vasiyet davasında adı noter olarak geçmesine rağmen bugüne kadar kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadı. Bunun gerekçesini ise müşteri gizliliği olarak açıkladı.
Ancak Murtaza Özdemir'in şikâyeti üzerine hakkında başlatılan soruşturmada noterlik işlemleriyle ilgili iki eksikliğin tespit edildiğinin Özdemir tarafından X platformunda kamuoyuyla paylaşılması üzerine İdil sessizliğini bozdu.
İdil, hakkında şikâyete konu olan iki husustan birinin Noter kanunundaki değişikliği gözden kaçırmasından, diğerinin ise; yapılan işlemin şekline dair bilginin Noter Dairesi’ne yanlış intikal ettirilmesinden kaynaklandığını ifade ediyor.
İlk konu: Noterlik kayıt defteri
İdil'in kabul ettiği eksiklik, noterlik defterine işlemin kaydedilmemesi.
İdil, Noter Dairesi’ne yazdığı itiraz dilekçesinde de belirttiği gibi, 20 Ekim 2021 tarihinde Noter kanununda yapılan değişikliği gözden kaçırdığından önceki mevzuata göre işlem yaptığını, değişiklikten önce imza sahibini şahsen tanıdığı durumlarda noterlik günlüğüne kayıt yapılması gerekli olmadığı için kayıt yapmadığını söyledi.
Bu konudaki sorumluluğunu kabul eden İdil, daha önce noterlik işlemini yaptığı kişilerden biri olan Mesih Gülen'i şahsen tanıdığı için, onunla ilgili yaptığı işlemde de noterlik defterine kayıt yapmadığını ifade ediyor.
“Kasıt yok, sadece değişen kanuni düzenlemeyi takip etmemekten kaynaklanan bir eksiklik var” diyen İdil, bu konuyla ilgili savunmasını 3 Ağustos'ta ilgili kuruma gönderdiğini belirtiyor.
İkinci konu: Uzaktan noterlik işlemi
Noterlik yetkisi ile ilgili sürecin başlatılmasına gerekçe gösterilen ikinci husus ise vasiyetnamenin imzalanması sırasında gerçekleştirilen uzaktan noterlik işlemi.
İdil, bu konunun Noter Dairesi’ne yanlış ve eksik intikal ettirildiğini savunuyor.
İdil'in anlatımına göre Hocaefendi ve şahitlerin imzaladığı belge, Adem Kalaç tarafından kendisine getirildi. Daha sonra Kalaç telefon üzerinden Cevdet Türkyolu ile görüntülü bir görüşme gerçekleştirdi. İdil, görüşme sırasında Hocaefendi ve belgede şahitler olarak imzası bulunan diğer kişiler ile görüştüğünü, imzaların kendilerine ait olup olmadığını sorduğunu ve onaylarını aldığını belirtiyor.
Dolayısıyla İdil, Noter Dairesi’nin değerlendirmesinde işlemin yalnızca sesli bir görüşme olduğunun ifade edildiğini ancak bunun yanlış olduğunu, aksine görüntülü ve iki yönlü bir görüşme gerçekleştirildiğini söylüyor. Ayrıca önemli bir ayrıntıya dikkat çekiyor; evraklar imzalı geldiği için görüntü alma zorunluluğu bulunmadığını ifade ediyor.
İdil, 3 Ağustos tarihli itiraz dilekçesinde, bu yanlış değerlendirmenin düzeltilmesi talebini de ilettiğini söyledi.
İdil, itiraz dilekçesinde; söz konusu işlemi, Sayın Fethullah Gülen'i kamera üzerinden gerçek zamanlı olarak şahsen gördüğü, canlı ve iki yönlü bir görsel-işitsel görüşme şeklinde gerçekleştirdiğini, diğer katılımcılar Cevdet Türkyolu, Muhammed Çetin ve Hakan Serbest’in de görüşme sırasında Sayın Gülen ile aynı odada göründüğünü ifade ettiğini anlattı. Görüşme sırasında belgeleri incelediğini, görsel-işitsel iletişim yoluyla asıl kişinin kimliğini teyit ettiğini ve belgeleri onayladığına ilişkin beyanını aldığını aktaran İdil, dilekçede; görüşmeyi ofisinden, telefon üzerinden görüntülü olarak gerçekleştirdiğini paylaştığını söyledi.
Diğer taraftan Pensilvanya Eyalet yasalarına göre, zaten vasiyetlerde şahitlerin imzasının olması yeterli oluyor, noter onayına gerek duyulmuyor. Dolayısıyla İdil'in noterlik yetkisinin muhtemel bir iptalinin vasiyet davasını etkilemesi söz konusu değil.
Kısacası, bahsi geçen konu vasiyetnamenin gerçekliği ile ilgili değil. Gündeme gelen husus yalnızca Ahmet İdil’in belgeyi noter olarak onaylama yöntemiyle ilgili teknik bir konu; vasiyetnamenin gerçekliğini ya da geçerliliğini etkileyen bir durum söz konusu değil.
Dünyanın heryerinde yaygın olarak kullanılan Signal programını kullandı diye @RTErdogan rejiminin savcıları operasyon yapmış.
Eğer Signal kullanmak suç ise (tabi ki değil) ilk olarak Bilal Erdoğan'ı almaları gerekiyor.
Bilal Erdoğan tv ekranlarında Signal'i övüp tavsiye etmişti. AKP'nin önde gelen isimleri @turanbulent yıllardır Signal kullanıyor.
Başlamışken @elonmusk 'ı da almanız gerekebilir tabi...
Baransu hakkında söylediğiniz her sey yalan, iftira!
Hiç mi utanma duygunuz kalmadı? Yeter artık!
Baransu'nun neden hapiste olduğunu benden bile iyi biliyorsunuz aslında.
Kendisi sizi ciddiye almaya karar verirse bu iddianızı yargıya taşıyacağımızı da söyleyeyim.
Henüz kamuyla paylaşılmamış, kamunun bilgisine sunulmamış olan bir kanun teklifinin, içeriği terör örgütünün yöneticisi olan hükümlü ile müzakere edilerek ve bu hükümlünün onayı alınarak hazırlanmakta olması, dikkat edilmesi gereken bir durumdur!
Murtaza Özdemir ve Mesih Gülen'e Sorular
25 Temmuz akşamı önüme bir yayın düştü. Murtaza Özdemir bir Space açmış, Mesih Gülen'le sohbet ediyor: "Mesih Abiyle Sohbet-Hatıralar". 511 kişi dinledi, bir saat sürdü. Ben de dinledim. Mesih Gülen yine aynı şeyi söyledi. Bu dava sadece bir imzayla ilgili. Vasiyetteki imza ağabeyine ait mi, değil mi — mesele bundan ibaret. Ve yine destek istendi. Bu cümleyi ilk kez duymuyoruz. Nisan 2025'te dava açıldığından beri kamuoyuna anlatılan hikâye hep bu: bir kardeşin, ağabeyinin imzasını temizleme mücadelesi. "Kardeşimin kavuğuna leke sürdürmem." Bu hikâyeye bin küsur insan inandı ve para verdi. Kimi yüz dolar, kimi bin.
Yayından kendime birkaç soru not ettim. O zaman adım adım gidelim ;
Mesih Gülen, son açıklamasında davanın "sadece vasiyetteki imzanın sahte olup olmadığıyla ilgili" olduğunu söyledi ve bir kez daha yardım talebinde bulundu. Oysa mahkemeye sunulan dilekçelerde ve kamuoyuna açıklanan avukat gider dökümünde, imza meselesini aşan birçok konu yer alıyor: akıl sağlığı ve tasarruf ehliyeti, tıbbi kayıtlar, banka kayıtları, tapu araştırmaları, ifade (deposition) hazırlıkları. Öte yandan, Eylül 2025'te başlatılan bağış kampanyasında bugüne kadar yaklaşık bin kişiden 110.000 doların üzerinde para toplandı; hedef 26 Temmuz 2026'da 150.000 dolara çıkarıldı — ancak Ekim 2025'te verilen "harcamaların dökümünü açıklayacağız" sözü bir daha hiç yerine getirilmedi. Bu çerçevede, aşağıdaki soruları kamuoyu adına soruyoruz.
---
Murtaza Özdemir'e Sorular
Murtaza Özdemir ne iş yapıyor? Geçimini nereden sağlıyor? Avukat masrafları için GoFoundMe aracılığıyla toplanan paradan pay alıyor mu?
Paralarınızın bittiği ve bu nedenle bağış topladığınız yönünde iddialar var. Oysa kampanyada 110.000 doları aşkın para toplandı ve avukata 89.000 dolar ödendiği kendi yayımladığınız gider dökümünde görülüyor. Bu kapsamda şu soruları yanıtlayabilir misiniz?
1. Başlangıçta gerçek kimliğinizi gizleyerek "Adem" ismini kullandığınız iddia ediliyor. Daha sonra Mesih Gülen'in (MG) açtığı davada avukat yardımcısı olarak görev yaptığınız ortaya çıktı. Bu hukuki süreç için toplanan paralardan herhangi bir ödeme aldınız mı? Aldıysanız ne kadar aldınız? Gider dökümünde paralegal ve "litigation support" saatleri faturalandırılmış görünüyor; bu kalemlerin bir kısmı size mi ait?
2. Mesih Gülen, yalnızca vasiyetteki imzanın gerçek olup olmadığına ilişkin dava açtığını söylüyor. Ancak dava dilekçelerinde HE'nin akıl sağlığı, tasarruf ehliyeti, aşırı etki (undue influence) ve dolandırıcılık gibi birçok farklı iddia yer alıyor; avukat faturasında da tıbbi kayıt incelemesi, banka kayıtları ve hastane/tıbbi subpoena kalemleri bulunuyor. MG’nin İngilizce bilmediği için dilekçeleri ve diğer hukuki belgeleri sizin hazırladığınız belirtiliyor. Bu ek konuları MG'nin bilgisi ve onayıyla mı dosyaya eklediniz, yoksa bu sizin tercihiniz miydi?
3. Kampanyanın para yönetiminde rolünüz var mı? 26 Ekim 2025'te "bir sonraki açıklamada harcamaların dökümü verilecektir" sözü verilmesine rağmen, dokuz ay boyunca tek bir açıklama yapılmadı; GoFundMe sayfasında da sıfır güncelleme var. Gider dökümünün (Google Sheets) varlığı neden kamuoyundan saklandı? Toplanan 110.000 dolar ile avukata ödenen 89.000 dolar arasındaki fark (platform kesintisi hariç yaklaşık 12–13 bin dolar) nerede duruyor? Osborn Associates bilirkişi ücretleri neden dökümde görünmüyor?
4. "İmkânım olsa herkese dava açarım, herkesi ifadeye (deposition) çağırırım" şeklinde açıklamalar yaptığınız söyleniyor. Bu yaklaşımınızın sebebi nedir? Kendinize yeni hukuki süreçler mi oluşturuyorsunuz? Ayrıca, geçmişte Ebu Seleme ve Fatih Yanık gibi isimlerle de önce iyi ilişkiler kurup, daha sonra anlaşmazlık yaşadığınız iddia ediliyor. Uzun vadede sağlıklı bir ilişki sürdürebildiğiniz kişiler var mı?
---
Mesih Gülen'e Sorular
1. Oturduğunuz ev dâhil birçok temel ihtiyacınızın hâlen hizmet gönüllüleri tarafından karşılandığı ifade ediliyor. Buna rağmen neden maddi destek talebinde bulunuyorsunuz?
2. Kasım 2025 dolaylarında toplanan paranın yaklaşık 60.000 dolar olduğunu açıklamıştınız; bugün kampanyada 110.000 doları aşkın para görünüyor ve hedef 150.000 dolara yükseltildi. "Şeffaf olacağız, paranın nereye harcandığını kamuoyuna açıklayacağız," demiştiniz. Aradan geçen 9 ayda neden tek bir açıklama yapmadınız? Para miktarı arttıkça yardım talebinin de artarak sürmesinin nedeni nedir? Toplanan para ile avukata ödenen 89.000 dolar arasındaki farkın akıbetini açıklayacak mısınız?
3. Davanın yalnızca vasiyetteki imzayla ilgili olduğunu söylüyorsunuz. Ancak mahkemeye sunulan dilekçelerde HE'nin akıl sağlığı, tasarruf ehliyeti, hastane/tıbbi kayıtlar ve başka birçok konu yer alıyor; gider dökümünüzde ise tıbbi kayıt incelemesi ve banka kayıtları için ödenen ücretler görülüyor. Bu belgelerin içeriğini biliyor musunuz? Tüm bu iddialardan haberdar mısınız?
4. Bir yandan mirastan herhangi bir talebiniz olmadığını söylüyorsunuz, diğer yandan vasiyetteki imzanın gerçek olup olmadığının tespiti için dava açıyorsunuz. Bu davayı açmaktaki amacınız nedir? Bu dava için 100 bin dolardan fazla masraf ettiniz. Yetmediği için 50 bin dolar daha para talep ediyorsunuz. Bu davayı kazandığınız takdirde vasiyet iptal edilip, miras aileye kalacak. Mirasın tamamını bile almış olsanız, sizin payınıza düşen kısım avukat masraflarını karşılamayacak.
5. "Etrafımda kimse kalmadı," diyorsunuz. Buna rağmen sizi defalarca uyardığını söylediğiniz hizmet dostlarınız yerine, hizmetle sorun yaşadığı bilinen Murtaza Özdemir ve Hakan Çiçek gibi isimlerle birlikte hareket etmeyi neden tercih ediyorsunuz?
6. Davanın artık yalnızca imza meselesiyle sınırlı kalmadığının farkında mısınız? Kendi açıklamanızda interrogatories, belge talepleri ve ifadelerden (depositions) söz ediyorsunuz. Yoksa Murtaza Özdemir'in yönlendirmesiyle süreç farklı bir yöne mi kaydı? Bu dava nedeniyle ortaya çıktığı iddia edilen maddi ve manevi zararların farkında olduğunuzu düşünüyor musunuz?
SİLİVRİ'DEN MEKTUPLAR - II:
İMAMOĞLU ile İBB TUTUKLULARI ARASINDA GÖNÜL BAĞI ZAYIFLAMAKTA
========================================
Burası da neticede kainatın bir noktası ; zaman öyle veya böyle akıp gidiyor. Önemli olan , beynin zamanı nasıl algıladığı. Ve beyninize zamanı nasıl algılaması ve yönetmesi gerektiğini öğretebiliyorsunuz. Böylece dışarıda olmak ile içeride olmanın bir farkı kalmıyor.
Bitmek bilmeyen ihtiyaçlar ve tüketme hastalığını burada sınırlamak zorunda bırakılmanın da nefsi terbiye eden bir tarafı var. Tırnak makası ile saç kesmeyi , tişörtün boyun kısmını yandan yırtıp etek yapmayı, çatlak topuklarınızı tereyağı sürerek onarmayı filan öğreniyorsunuz.
Semaverde yapılan yemekler, masterchef yarışmasını aratmayacak seviyede. Türk kadınının temizlik ve titizliğine ise burada on puan daha vermek lazım. Uyuşturucudan yatanından siyasi tutukluya kadar herkes koğuş temizliğini ve kişisel bakımını eksiksiz yapıyor. İş bölümü ve dayanışma mükemmel.
Yaşlı, yoksun ve düşkün olanlar da genç mahkumların şefkati desteğiyle zorluk yaşamadan hayatlarını sürdürüyorlar.
Toplumun uzak durduğu, tehlikeli suçlardan mahkum olmuş insanların bile içine derin bir yolculuk yaptığınızda pek çok değerli cevher çıkarabiliyorsunuz.
Çevremde; okumuş,statü sahibi, kendini toplumun üstünde gören pek çok insanda yıllardır ümitsizce kovaladığım o "özü" burada bazı insanlarda on güne yakaladım. Aİlelerimiz, doğal olarak;
"uyuşturucu sanıklarıyla nasıl yatıyorsun"
diye endişe ediyor ama inanın veya inanmayın, marka giyimli, entellektüel görünümlü,para ve kariyer sahibi insanların arasında, siz çok daha tehlikedesiniz.
Para, kumaş, kol saati , statü bütün hastalıkları görünmez kılabiliyor.
Buradaki insanlar ise çırılçıplak karşınızda.
Tabi bu durumun hırsızlık ve uyuşturucu gibi suçları önemsizleştirdiği düşünülmesin.
Uyuşturucu kullanımı ve satıcılığınınj ulaştığı seviye toplum ve geleceğimiz adına çok endişe verici. 2024 yılında Bakırköy Kadın Cezaevi'ne girdiğimde gördüğüm uyuşturucu vakaları olağanüstü artmış.
Sosyal profil inanılmaz gelişmiş ve genişlemiş.
Ev kadınları, 70 yaşındaki nineler, öğretmenleri, temizlik işçileri veya para kazanan iş kadınları.
"Torbacı " olarak tabir edilen kesimin gerekçesi daha çok yoksulluk.Bunların arasında örneğin çok sayıda ev kadını var.
Bazıları yaptıkları şeyi "meslek" ve geçim kapısı olarak görüyor; ahlaki ve vicdani boyutunu sorgulamıyor. Paranın tadını aldıktan vazgeçemeyen veya vazgeçmeyi düşünmeyenler de var. Bu insanlar üzerindeki rehabilitasyon çalışmasının yeterli olduğu da düşünülemez. Çoğu, çıktıktan sonra , aynı işi yapmaya devam edeceğini söylüyor. Uyuşturucunun bu derece yayılması ve kolay erişimi sağlanabilir hale gelmesi gerçekten büyük bir felaketin habercisidir. Çocuklarımızı korumalıyız.
Yalnızlığın en acı örneklerine , en karanlık dehlizlerine de burada rastlamak mümkün. Seçilmiş bir yalnızlık değil bu. Kaderi doğuştan çizilmiş ve giderilmesi mümkün olmayan bir kimsesizlik. Yetiştirme yurtlarında büyümüşler. Hayatlarında bir kez bile kendileri için endişe eden, merak eden, ne yaptığını soran kimse olmamış.
Tükenmek bilmeyen bir şimdiki zaman, hiç olmayan bir geçmiş ve toplu iğne ucu kadar bir umut vaat etmeyen bir gelecek zincirlemesi içinde aslında yaşamıyorlar; soluk alıp verme egzersizi yapıyorlar.
Siz dışarıda nasıl;
"Şuradan para gelebilir mi?"
"Bu yıl tatili yurtdışında mı yaparım?"
"Haydi gidelim deniz kenarında bir balık yiyelim" vs gibi motivasyonlarla yaşarken , biz de burada demir kapı gürültüyle açılınca;
"mektup mu geldi? Revire mi çağıracaklar"
umuduyla heyecan buluyoruz.
Kantin siparişlerinin gelmesi büyük bir neşe ve enerji yaratıyor. Tutukluların arasıra kendi aralarında kavga etmesi bile gün boyu konuşulacak bir konu olarak günlük hayata dinamizm katıyor.
En büyük destek kitap. Kitap okumak, tutuklu insanın ruhunu dört duvarın arasından alıp, avludan gökyüzüne uçuran tek şey. Silivri'nin çok zengin bir kütüphanesi var. Dört kitap istedim ama sadece bir tanesi geldi.
Çivi çiviyi söker diye Albert Camus'un en iç karartıcı kitaplarından biri olan Veba'yı okuyorum. Kötü bir çeviri ama yazarlık o kadar güçlü ki kötü bir çeviri bile eserin ruhunu bozamıyor.
Biraz da güncel olaylardan söz edecek olursam, Silivri'yi kamuoyunun gözü önünde tutan tabiki İmamoğlu ve İBB tutukluları.
Toplumun ve medyanın merceği sadece bu olaya odaklanmış durumda. İki yaşındaki bebeğini kimsesi olmadığı için üvey anneye bırakmış, çocuğunu yanına aldırma hakkına sahip olduğunu dahi bilmeyen, kaygıdan geceleri uyuyamayan 21 yaşındaki genç anneye odaklanacak değildiniz ya.
Her kesim sadece kendi "elitinin" sorunları ile ilgileniyor. Titanik gemisinin alt kamaralarında sular ayak bileğine kadar yükselmiş , kimsenin umurunda değil.
Dışarıda nasıl Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu, ne parti tabanını, ne de muhalif kesimi temsil yeteneğinden yoksun, ayakları yerden kesik şekilde dolaşıyorlarsa; burada da Ekrem İmamoğlu göğe yükselen İsa Mesih gibi başının üstünde ilahi bir hale ile hücresiyle duruşma salonu arasında gidip geliyor.
Kendisiyle aynı davalardan yargılanan Silivri tutuklulularını temsil ettiğini düşünüyor, çıkışlarını çoğu zaman onların da adına yapıyor ama bilmediği bir şey var.
İBB tutuklulularının büyük bir çoğunluğu ve onların dışarıda perişan olmuş aileleri, kendisine karşı siyasi bir bağlılık duymadıkları gibi gönül bağı dahi kopmaya başlamış.
Siyasetin acımasız çarkının sıradan vatandaşlar olarak kendilerini öğütmesinden acı duyuyorlar. İmamoğlu'nun neden aniden çevresindeki dar kadro ile kafa kafaya verip, ortada ne fol, ne yumurta yok iken belediyeciliği bırakıp Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasına başladığını anlayamıyorlar.
Kimisi belediyede iş bulduğuna, kimisi İBB'den iş aldığına sevinen bu insanlar, kendilerini birden bire Silivri'nin soğuk duvarları arasında bulmaya alışamıyor. İmamoğlu'nun mağduriyet düzeyi ve tutuklanma sebebi birbirinden tamamen ayrı insanların tümünden kendi kadroları ve kendi "inananları" gibi bahsetmesinden de teselli buluyor değiller.
Siyasetten bıkmış, ürkmüş ve soğumuş durumdalar.
Medyaya başlık vermekten başka bir işe yaramayan,
"ben buraya sizi yargılamaya geldim" gibi
aşırı çıkışlar da kimseyi heyecanlandırmıyor.
Dosyanın altlarındaki bu insanların tek isteği , bir an evvel evlerine dönmek ve yaşananları ebediyyen unutmak.
İnsanlık adına bir dram, gazetecilik adına bir hikaye çarşısının ortasında kendi kaderimi beklemekteyim.
4 Ağustos Salı günü Kartal Anadolu Adliyesi'ndeki duruşmama hepinizi beklerim.
Fatma Sibel Gürcihan
Marmara Ceza İnfaz Kurumu
10 Nolu Kapalı Kadın Cezaevi
Koğuş C/7
@yagizefe Sosyal medyada atıp tutan, yalan yanlış yayın yapan, bilgi yayan şahıslara&gruplara duyurulur.
Y-A-P-M-A-Y-I-N !
Bir yalan söylersin, iki söylersin sonra Allah hepsini başına geçirir !
ALESTA Yeni Rota | Yeni Bölüm
Mustafa Bölükbaşı
25 Temmuz 2026
TSİ 19:00
ALESTA YouTube
Beş günlük evliydi. Tutuklandı, yaklaşık 20 ay cezaevinde kaldı. Altı yıl sonra beraat etti; görevine dönemedi, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.
Mustafa Bölükbaşı, yaşadıklarını ALESTA Yeni Rota’da anlatıyor. @MstfBlkbs5601
Yettiniz be!
10 yılda 2 milyona insana terör soruşturması açıldı Cemaat’in okulunun önünden geçenler dahil.
Yüz binden fazla insan tutuklandı.
10 binden fazlası hala cezaevinde.
Daha geçen hafta 968 insanı aldılar.
Bu ne kin kardeşim böyle!
Ne zaman soğuyacak yüreğiniz!
Şu videoyu herkes izlemeli.
Sağcı, solcu, dinli, dinsiz, Atatürkçü, yandaş veya muhalif olarak değil, bir İNSAN olarak şu gençlerin anlattıklarını dinleyin.
Sonra, elinizi vicdanınıza koyun ve yaşadıklarını tarafsızca değerlendirin.
https://t.co/KJg5DQCc4J
Kübra Yavuz Üsteğmenim alnından öpüyorum.Kan değil ama ondan daha öte can kardeşim kader kardeşimsin.Almanya Köln de bir ablan var bunu bil ve unutma. NE DEMİŞTİM; BU ZULMÜ SON NEFESİMİZE KADAR ANLATACAĞIZ.YEMİN OLSUN.
#TAŞACAKBUDENİZ AND OLSUN
https://t.co/bKcEzP84Qj