Yazmıştım; bir daha anımsatayım:
Nasuh Mahruki’nin soyadındaki “mahruk” Arapça “yanık” demek.
Askerleriyle birlikte yakılarak şehit edilen Osmanlı Kaptan-ı Deryası yani Deniz Kuvvetleri Komutanı dedesinden geliyor soyadı.
1821’de Rumlar Tripoliçe’de 40 bin Müslüman’ı katledince, Adalardan Müslüman nüfus silinmeye yüz tutunca II. Mahmud Akdeniz’de yeniden egemenliği inşa etmeye çalışıyor ve Nasuhzâde Ali Paşa’yı Sakız’daki isyanı bastırmaya gönderiyor.
İsyan elebaşları Sakızlı
Endünaki Parniya, İpsaralı Dimitraki ve Sisamlı Yorgi ise bir mektup kaleme alıyor ve Sakız Kalesi üç güne kadar teslim edilmezse kadın ve çocuklar dahil olmak üzere bütün Müslümanların idam edileceğini yazıyor.
Büyük Asker, yirmi gün süren isyanı bastırıyor bastırmasına ama isyancılar ondan ve askerlerinden korkunç bir intikam alıyorlar.
Yani sorsanız: Osmanlı yemeği ve dizisi dışında bir şey bilmeyen “Yeni Osmanlıcılık” taraftarları, vatanı uğruna ölen dedesi gibi sıkı vatansever “Atatürk’ün askeri” Nasuh Mahruki’ye “Vatan nedir, nasıl sevilir?”i öğretecek öyle mi?
#nasuhmahrukiyiserbestbırakın
#nasuhmahruki
Herkes “Deniz Göktaş tutuklandı” yazdı geçti. Ama kimse ifadede Deniz’e neler sorulduğunu, Deniz’in ne cevaplar verdiğini söylemedi. İşin trajikomik tarafı tam da burada!
📍Özellikle ifadede olan çok komik 2 soruyu sizler için özetledim:
1– “S*ktiğimin dalgıçları” diyerek haşema giyen kadınları mı aşağıladın?
Cevap: Söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum!
'S*ktiğimin dalgıçları' diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor.
Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum!
2– “Canlı bombalardan korkuyorum ama en çok da oruç tutanlarından” söylemi ile ne kastettiniz?
Cevap: Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır.
Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım.”
— Düşünebiliyor musunuz bir komedyen, “neden şaka yaptın” diye suçlanarak şaka yaptığı için tutuklanarak cezaevine gönderildi!
Şaka yahu şaka!
📣 Fatih Altaylı:
⭕Zannediyorsunuz ki, CHP’nin bölünmesi Kılıçdaroğlu’nu üzecek.
⭕Hayır, tam aksine istediği bu.
⭕CHP ne kadar zayıf, Kılıçdaroğlu o kadar mutlu.
⭕Bölünmeyi istemeyen ve mabadına güvenen bir Kılıçdaroğlu hemen kurultay yapar ve bunu da ilk gün açıklardı.
⭕Onun istediği güçlü bir CHP değil.
⭕Makam koltuğu, makam otomobili, makam odası, sekreterya, harcırah, yalaka bir ekiple dolaşmak, ayağını asfalta basmamak ve CHP’den bir cumhurbaşkanı çıkmamasını sağlamak.
⭕Bütün niyeti, arzusu, isteği bu.
⭕Bunu başarabilir mi!
⭕Elhak başarır.
⭕CHP’den birkaç puan koparsa, CHP’nin güçlü bir başkan adayı çıkarmasını engellese ona yeter.
⭕Muhtemelen Damat Ferit Paşa bu kişinin yanında “vatanperver” ve “kişilikli” kalırdı.
AKP NİN YILDIRIMHAN FÜZESİ YALANINDAN SONRA BAZI AKLI EVVEL MAL-AK SÜRÜSÜ MENSUPLARI EFENDİM SİZ SAVUNMA SANAYİMİZİN GELİŞMESİNİ İSTEMİYORSUNUZ İHA VE SİHALAR İÇİN DE AYNI ŞEYLERİ, SÖYLÜYORDUNUZ VS DİYE BÖĞÜRMEYE BAŞLADILAR.
BAKIN SİZE BİLAL'E ANLATIR GİBİ ANLATAYIM.
TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.), 28 Haziran 1973 tarihinde TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ GÜÇLENDİRME VAKFI TARAFINDAN KURULMUŞTUR.
YANİ AKP KURMADI.
ROKETSAN: 14 HAZİRAN 1988 TARİHİNDE SAVUNMA SANAYİİ İCRA KOMİTESİ KARARI İLE KURULMUŞTUR.
ŞİRKET TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ GÜÇLENDİRME VAKFI KURULUŞUDUR.
YANİ BUNUDA AKP KURMADI.
ASELSAN : 14 KASIM 1975 TARİHİNDE KIBRIS BARIŞ HAREKATI SONRASI YAŞANAN AMBARGOLAR ÜSTÜNE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ GÜÇLENDİRME VAKFI TARAFINDAN KURULMUŞTUR.
BAK BUNU DA AKP KURMAMIŞ 🙂
ŞİMDİ GELELİM AKP ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜNÜN NELER YAPTIĞINA.
HANİ SEN DİYORSUN YA AKP SAVUNMA SAVUNMA SANAYİİ Nİ GELİŞTİRDİ VS DİYE, AKP SAVUNMA SANAYİNİ FALAN GELİŞTİRMEDİ, İHA SİHA GİBİ ÜRÜNLKER ZATEN GELİŞTİRİLMİŞ VE TSK ENVANTERİNDE VARDI.
SADECE GELİŞTİRİLEN PROJELERİ ÜSTTE YAZDIĞIM KURUMLARDAN ÇALARAK, KURUMLARDA BULUNAN MÜHENDİSLERE KADAR HEPSİNİ DAMADIN EMRİNE VERDİ.
AYRICA BU PROJELER SONUCUNDA ÜRETİLEN İHA, SİHA GİBİ ÜRÜNLERİ BAŞKA ÜLKELERE SATARAK PARAYI DAMADIN CEBİNE, DOLAYLI YOLLA RTE NİN CEBİNE İNDİRDİLER.
PROJELERİ ÜRÜN GELİŞTİRMELERİ VS HEPSİNİ YUKARIDA SAYDIĞIM ŞİRKETLER YAPIYOR, FAKAT YANDAŞ YALAMA HÜKÜMET MEDYASI HALKA YALAN POMPALAYARAK DAMADIN ŞİRKETİ YAPMIŞ YADA GELİŞTİRMİŞ GİBİ GÖSTERİYOR.
AYRICA GELİŞTİRİLEN BU İHA VE SİHALAR DAMADIN ŞİRKETİ TARAFINDAN UÇSUN YADA UÇMASIN, GÜNLÜĞÜ 10 BİN DOLARDAN TSK YA KİRALANIYOR.
KISACASI ELİMİZDE YAPILAN YENİ BİR SİLAH YOK.
ZATEN YENİ BİR SİLAH YAPMAMIZA BAŞTA AKP HÜKÜMETİ VE ONUN EFENDİSİ OLAN ABD İZİN VERMEZ.
YAPILAN OLAY SADECE TÜRKİYE'DEKİ KURUMLARIN İÇİNİ BOŞALTARAK ÇALDIKLARI PARALARI BAŞTA ABD OLMAK ÜZERE YURT DIŞINA AKTARMAK.
LAFIN KISASI AKP BIRAK SAVUNMA SANAYİİ KURMAK KURULAN KURUMLARIN BİLE İÇİNİ BOŞALTARAK İŞ YAPAMAZ HALE GETİRDİ....
UMARIM BU YAZILANLARI ANLAMA KAPASİTENİZ VARDIR?
A. Metin Oruç
İsmet İnönü, muhalefet liderliği döneminde 1 Mayıs 1959 günü Uşak'ta atılan bir taşla başından yaralanmış, bu çirkin olay üzerine şair Behçet Kemal Çağlar, taş atanı ağır şekilde kınayan “Kafana Çal Taşını!” adlı bir şiir yazmıştı.
Dönemin iktidarı ise bu şiir nedeniyle Behçet Kemal Çağlar’ın İstanbul Radyosu’ndaki görevine son vermişti.
İsmet İnönü, bu olay üzerine Behçet Kemal Çağlar’a, 13 Mayıs 1959’da şu mektubu gönderdi:
"Sevgili Behçet Kemal Çağlar,
Benim yüzümden sizi radyodaki hizmet imkânınızdan mahrum etmişler. Çok üzüldüm.
En ayıp tecavüzlerin açıkça himaye edildiğine sadece bu olay başlı başına bir delildir. Siz hususi geçiminizle de sarsılmış oluyorsunuz.
Size bütün ömrümde hiçbir faydam olmadı. Sebep olduğum üzüntülerden dolayı bir daha mahcup oluyorum.
Gözlerinizden sevgilerle öperim aziz kardeşim."
Behçet Kemal Çağlar ise 17 Mayıs 1959'da İnönü’ye şu cevabı verdi:
"Paşam,
Hayatımın en yüce, en manalı mektuplarından birini sizden almış bulunuyorum.
Ben, gönlümden kopan ve vicdanımdan yükselen o mısraları yazmış olmanın şevki ve gururu içindeyim.
Seviyesinin ve sanatının hakkını veren bir şair olarak haz içindeyim.
Maddi durumumda da hiç bir sarsıntı yok; hemen telafi ettim; üzülmeyin.
Hem, siz bir yola hayatınızı korken ben bu kadar küçük bir fedakarlıkta bulunmuşum, çok mu?
Nasıl kaleminiz vardı da "size bütün ömrümde hiçbir faydam olmadı" diye yazabildiniz, a başarısı kadar tevazun da büyük adam:
Ben, kurtardığınız vatanın çocuğu, harbe sokmadığınız neslin mensubu değil miyim? ..
Ellerinizden öperim........"
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Hastaneden çıkan bir kadın…Ankara’da taksiye biniyor. Evine gelince 400 TL uzatıyor.
Taksici parayı alıyor, bir an bakıyor, sonra geri uzatıyor:
— "Hanımefendi, siz 150 TL verdiniz."
Kadın önce şaşırıyor.
Sonra ısrar ediyor:
— "Hayır, 400 tl verdim.”
Tartışma büyüyünce kadın:
— "Polisi çağıralım." diyor.
Polis geliyor. Bir işaret var mı parada.
Kadın sadece şunu söylüyor:
— "Burnum kanıyordu… Parada kan izi olabilir."
Polis taksicinin koltuğunun altını kaldırıyor.
Bir bakıyorlar:
200 TL… Üzerinde kan izi.
Taksiciyi alıp götürüyorlar.
İnternette okuduğumda içimden şunu demiştim:
"İnsanlık ne hâle geldi…"
Bu sefer Ankara’ya ben gittim.
Otobüsten gece 23.30’da indim.
Bir genç geldi:
— "Abi taksi lazım mı?”
Normalde böyle çağıranla gitmem.
Ama sarı taksi… Yorgunum… Gece…
Bindim.
Bir de "arkadaşım da o tarafa gidecek" dedi taksici.
"Binsin" dedim.
Yolda bunlar sözde birbirleri ile tartışıyorlar.
Bağırmalar, kızmalar, tantana…Adresi bulamamislar
Hani şu kurbanı ürkütmek için yapılan gürültü var ya…
Tam o.
Neyse vardık.
— "Işığı yakar mısın?" dedim.
Ben 200 TL verdim.
Parayı aldı.
Bir baktı…
20 TL gösterdi.
— "Bunu verdiniz."
Önce dedim ki:
"Belki ben karıştırdım… Karşımda sonuçta bir esnaf var." Pardon dedim.
Sonra…
O okuduğum yazı geldi aklıma.
Dedim ki:
— "Senin ne yaptığını anladım."
Bir an yüzü düştü.
Ek para vermedim...
İnerken plakanın fotoğrafını çektim.
Ona da bozuldu.
Şoförler Odası’na şikâyet ettim.
— "Biz halledeceğiz." dediler.
Dönüşte başka bir taksiciye anlattım.
Adam iç çekti, dedi ki:
"Hiç sormayın abi…
Bunlar özellikle hastane önlerinde, otogarlarda, geceleri bekler. Bazen de gündüz yaşlı emekli kovalarlar.
İnsanlar dalgın olsun diye.
Her gün kendi aralarında:
‘Bugün şu kadar enayi parası yedim’ diye konuşurlar.
Biz emeğimizle taksi plakası kiralıyoruz.
Bunlar çok kazandığı için plaka kiraları da yükseliyor. Bazen 1.5 -2 katı verirler.
Bu yazıyı okurken "bana olmaz" deme.
Oluyor.
Sessizce oluyor.
Gece oluyor.
Yorgunken oluyor.
Ve çoğu zaman…
İnsan farkına bile varmıyor.
Paylaş belki birinin başına gelirse itiraz eder.
Alıntı #Via @celiklrecep