@izsugm@izmirbld@KonakBel İyi çalışmalar, geçici süreli park halinde olduğunu belirttiğiniz istasyon 5 aydan fazla süre geçmesine karşın halen parkın içinde bulunuyor. Şuan parkta yeniden düzenleme çalışması var ve çalışmalara engel oluyor. İstasyonun parktan ne zaman kaldırılacağını açıklar mısınız?
Sn. Özel,
Daha önce de ifade ettiğim gibi, siz PKK’nın ve PKK sevicilerinin yollarına kırmızı halı da serseniz, yollarına kırmızı güller de dökseniz “Atatürk” ile anılan partilere, yani ne size ne de CHP’ye oy vermezler.
İşte o yüzden, içinizdeki ayrılıkçı grupların sözüne itimat etmekten vazgeçip Atatürkçü, laik ve vatansever özünüze geri dönün derim.
Unutmayın ki “Türk Milleti” kavramı bu topraklarda yaşayan bütün etnik kökenleri ve bütün inançları kucaklayan geniş anlamlı bir tanımlamadır. Ve bu değeri bize miras bırakan ve yaşatan da M. Kemal Atatürk’tür.
“Öcalan’a parlamentoda statü verilsin” sözü hem demokratik temsil hem de cumhuriyet fikri bakımından affedilemez bir hatadır. Parlamento, devletin müzakere ettiği kişilere statü dağıttığı bir makam değildir ve olamaz. Parlamento, yurttaşların seçim yoluyla temsil yetkisi verdiği organdır.
Cumhuriyet, kamusal makamların kişisel pazarlıklarla bahşedilmesine değil, genel ve gayri şahsi kurallarla kazanılmasına dayanır. Bir kişiyi müzakere karşılığında parlamentoya taşımak, onu yurttaşlarla eşitlemek değildir. Aksine, onu yurttaşların sahip olmadığı ayrıcalıklı bir siyasal statüyle donatmaktır.
Üstelik bu anlayış parlamentoyu ortak kamusal iradenin kurulduğu yer olmaktan çıkarıp devlet ile örgütlü güç odakları arasında kontenjan paylaştırılan korporatif bir sirke dönüştürür. Barış sürecinin sonuçları elbette Meclis’te tartışılır, yasalaştırılır ve denetlenir. Ancak Meclis barış masasının kontenjan dağıtılan ulufe dağıtım mekanizması değildir. Cumhuriyetçilik tam da budur: Hiç kimse silahlı gücü, kimliği ya da devletle kurduğu pazarlık sayesinde yurttaşların üzerinde kurucu veya ayrıcalıklı bir konuma yerleştirilemez.
Zira Cumhuriyet, güç sahipleri arasındaki pazarlığın tescil edip güçlünün gücünü pekiştirmez. Yurttaşları güçlüler karşısında hukukla ve siyasal eşitlikle korur.
Bu açıklamadaki sorun, desteğin hangi siyasal ve hukuki muhakemeyle verildiğinin açıklanamamasıdır.
Özel’in yaptığı, belirli bir yasanın içeriğini savunmak değil, onun yöneldiği sonucu ahlaki bakımdan tartışılmaz ilan etmektir: “PKK’nin silah bırakmasına nasıl hayır diyeceğiz?” Bu soru, Meclis’te gerçekte neyin oylandığını değiştiriyor. Milletvekillerinin önünde “PKK silah bıraksın mı?” sorusu bulunmuyor. Önlerinde silahsızlanmanın kimleri kapsayacağını, yetkinin kime verileceğini, uygulamanın nasıl denetleneceğini ve devletin hangi yükümlülükleri üstleneceğini belirleyen somut bir yasa var. Ve bu yasa süreci partizanlaşmış bürokrasiye havale ediyor.
Özel, politikanın amacıyla aracını özdeşleştiriyor. Önce silahsızlanmanın tartışılmaz ahlaki değerini kuruyor ve buna dayanarak kendisini eleştirenleri neredeyse “kandan beslenmekle” suçlayan iktidar diline yaklaşıyor. Çünkü Özel’in kurduğu ikilikle yasaya itiraz etmek, yasanın kapsamına veya güvencelerine itiraz etmek olmaktan çıkarılıp silahların bırakılmasına karşı çıkmakla eş anlamlı hale geliyor.
Bu, parlamenter müzakerenin alanını genişleten değil, daraltan bir siyasal çerçevedir. Çünkü yasa hakkındaki bütün içeriksel soruları “Barışa nasıl hayır dersiniz?” baskısı altında ikincilleştirir. Bu yüzden Özel, yarın karşısına “süreç”, “barış” bahanesiyle anayasa geldiğinde kendisinin sıkıştırılacağı ahlaki ikiliği yine kendisi üretiyor.
Yani yarın iktidar “süreç” veya “barış” gerekçesiyle önünüze bir anayasa değişikliği getirdiğinde, “Barışın önünü mü keseceksiniz?” sorusuna hangi ilkesel zeminden itiraz edeceksiniz? Bir düzenlemenin meşruiyetini içeriğinden değil, ilan edilen nihai amacından türetirseniz, yarın aynı amaç adına önünüze konulacak çok daha ağır siyasal ve anayasal taleplere karşı kullanabileceğiniz ölçütleri de kendi elinizle ortadan kaldırırsınız. Gerçekten anlamak mümkün değil.
Şunları anlamadan insanları gerçekten anlayamazsınız:
•Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi
•Seyirci Etkisi (sorumluluğun dağılması)
•Dunning-Kruger Etkisi
•Bağlanma Kuramı
•Stockholm Sendromu
•Bilişsel Davranışçı Terapi
•Pygmalion Etkisi (beklentinin performansı biçimlendirmesi)
•Ayna Nöronlar
•Duygusal Bulaşma
•Hale Etkisi
•Öğrenilmiş Çaresizlik
•Carl Jung’un Gölge Benlik kavramı
•Joseph Campbell’ın Kahramanın Yolculuğu
•Toksik Pozitiflik
•Temel Atıf Hatası
•Doğrulama Yanlılığı ve gerçekliği nasıl şekillendirdiği
•Ters Tepme Etkisi
•Dehşet Yönetimi Kuramı
•Sosyal Karşılaştırma Kuramı
•Kıtlık Zihniyetine karşı Bolluk Zihniyeti
•İnsanın ayakta kalabilmek için neden bir anlatıya ihtiya�� duyduğu
•Kabilecilik psikolojisi
•Yalnızlığın insanı fiziksel olarak nasıl etkilediği
İçeride-dışarıda girift ilişkilere bulaşmış, kankalar grubu olmaktan öteye geçmeyen, halkın sorunlarıyla ilişkisi kopmuş, siyaseti bir zenginleşme aracına dönüştürüp adeta derebeylikler kurmuş mevcut siyasi kadroların bize siyaset diye dayattığı bu çukurdan sıyrılmalıyız. Bunun yerine memleketin esas dertlerine odaklanan, bunların çözümü için bütüncül bir yaklaşım ortaya koyan ve kadroya dönüşen bir alternatife ihtiyacımız var. Sıkışıklık anlarında ideolojik stok ve alternatif kadronun hiç beklemediği fırsatlar doğabilir. Tarih, bu fırsatların tarihidir.
Bu adam Niccolò Machiavelli.
Güç, para ve başarının nasıl kazanıldığını anlamaya ömrünü adadı.
“Neden aptal insanlar zengin olur ve akıllı insanlar fakir kalır?”
İşte Machiavelli’nin Para Paradoksu:
@eczozgurozel@yenipartiyiz
Özgür Özel'i bugün itibarıyle takibi bırakıyorum. Atatürk Cumhuriyeti'ne ihanet etmiştir. Butlanoğlu'ndan artık farkı yoktur benim için
Sevgili Özgür Özel, çok meşhur bir konuşmanız var. Hulusi Akar’a “senin silah arkadaşların sana hakkını helal etmeden öldü” demiştiniz.
Geldiğiniz noktada şehit aileleri, bağış topladığınız binlerce insan size hakkını helal etmeyecek. Bilginiz olsun.
Hem YENİ Parti’ye hem de Butlan CHP’sine tavsiyem şudur:
İlkeli ve tutarlı olmak adına, Atatürk fotoğrafını kullanmayın, Altı Ok’u yakanızdan çıkarın…
Çünkü, Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını elinin tersiyle iten, ulus devlet yapısını aşındıracak adımlar atan bir siyasi anlayışın, Atatürk’le ve onun devrimleriyle barışık olması mümkün değil…
Terör örgütüne yönelik Operasyona çıkarken duyduğum heyecan içindeyim, içim kıpır kıpır. Hiç bir umutsuzluğum yok, korkmuyorum, mücadele azmim tavan yapmış durumda.
106 yıl önce bugün imzalanan Sevri başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde Türk Milleti nasıl yırtıp attıysa yine bugün imzalanarak Sevre giden yolun kapısını açması hedeflenen yasayı da öyle yırtıp atacağından zerre şüphem yok.
Bu süreci bize dayatan emperyal güçler “Bugün nasıl olsa bir Atatürk yok” diye gevşek gevşek gülüyor olsa da onun izinden giden milyonlar olduğunu hesaba katmıyor.
Bağımsızlık benim karakterimdir diyen
Geldikleri gibi gidecekler diyen
Kurtarıcı beklemeyin kurtarıcı kendiniz olun diyen
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur diyen
Atatürk’ün rehberliğinde bugün de biz başaracağız.
Güneş ufuktan yine doğar, yürüyelim arkadaşlar
ÖZGÜR ÖZEL’İN “EVET”İ
Özgür Özel’in, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” üzerine yaptığı konuşmayı dikkatle dinledim.
Kendisi ve yönetici arkadaşları EVET diyecek; milletvekillerini ise temsil ettikleri illerin ve toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini dikkate alarak karar vermekte serbest bırakıyor.
Bu kadar önemli bir konuda bir siyasi partinin tavrı, milletvekilinin seçildiği ile göre değişebilir mi?
Kanun doğruysa Diyarbakır’da da doğru, İzmir’de de; yanlışsa Van’da da yanlış, Trabzon’da da.
Anayasa’nın 80. maddesi açık: Milletvekilleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil eder.
Özgür Özel ve parti yönetimi bu kanunu doğru buluyor ve EVET diyorsa, grubuna neden aynı tavrı önermiyor?
Yok eğer aynı kanuna bazı milletvekillerinin HAYIR demesini de siyasi olarak meşru görüyorsa, kendi EVET’inin dayandığı ortak siyasi prensip ne?
Özgür Özel, “Barışın önünde durmayacağız, bu yasaya EVET diyeceğiz” diyor.
Peki bu kanunun PKK’nın sadece silah bırakmasını değil, örgütsel yapısı ve yeniden silahlı faaliyete geçme imkânıyla birlikte gerçekten ve geri dönülmez biçimde fesih ve tasfiyesini sağlayacağına inanıyor mu; inanıyorsa bunun somut güvencesi ne?
Devletin , daha doğrusu iktidarın nelerden vazgeçtiğini kanunda görüyoruz.
İktidar bunun karşılığında PKK’dan geri dönülmez biçimde ne alıyor?
Özgür Özel konuşmasında bunun yalnız bir çözüm süreci olmadığını; aynı zamanda Kürt meselesi ve “eşit yurttaşlık” meselesi olduğunu da söylüyor.
Anayasa’nın 10. maddesi, herkesin dil, ırk, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu söylüyor.
Uygulamada eksiklik varsa elbette giderilsin.
Ama “eşit yurttaşlık” ile Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitliğin ötesinde bir şey kastediliyorsa, nedir?
Ortada üç mesele var:
Siyasi tutarlılık ve liderlik.
PKK’nın geri dönülmez biçimde fesih ve tasfiyesi.
“Eşit yurttaşlık” kavramının Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitliğin ötesinde ne ifade ettiği.
Bu prensip siyaseti mi, idare-i maslahat siyaseti mi?
Özgür Özel neye EVET diyor ve bu EVET’in siyasi sorumluluğunu neden bütünüyle üstlenmiyor?
Banu Avar’dan dikkat çeken uyarı:
“Yakın gelecekte PKK kadrolarının Türkiye’nin her yerinde, işgal
İstanbul’unda (1918-1923) şenlenen azınlıkları hatırlatan bir şımarıklıkla taşkınlık yaptıklarını, kindar bir tutumla yurttaşları taciz ettiklerini göreceğiz.”
Siz Evet diyorsanız….
Size de HAYIR…
Tercihini Türk milletinden yana koyamayan, Emperyalistlerle iş tutan babam olsa ona da Hayır…
Barış böyle sağlanmaz.
Bugün Anayasaya aykırı olana Evet dersen yarın Anayasayı delik deşik ederler sesin çıkmaz…
@onralpyilmaz Millletvekillerini tabanlarının görüşünü yansıtmak üzere serbest bırakmış..Kendisi de Manisa milletvekili.. Manisa'daki tabanı evet diyor demek ki.. Ya da Özel tabanının ne söylediğini dikkate almıyor.. Hangisi daha kötü acaba?..