***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎VİZYON MESELESİ▪︎▪︎▪︎
Ülkemizin uluslararası vizyonu ile eğitim vizyonumuz arasındaki farkı kapatma mücadelesi, eğitimciler olarak yakın gelecekte vereceğimiz en önemli mücadele olacağa benziyor. Böyle bir fark var mı demeyin, bence var.
Ülkemiz, savunma sanayisini geliştirmiş, demokrasi dışı güçleri bertaraf etmiş, iç problemlerini çözmüş, küresel güç odaklarıyla özgüvenli, eşit ve büyük bir medeniyetin temsilcisi olarak ilişki yürütürken; üniversitelerimiz dahil eğitim sistemimiz ne yazık ki hala batı hayranı nesiller yetiştiriyor.
Bu yanlıştan dönmek adına atılan bütün adımlar ise ideolojik körlükten beslenen büyük bir dirençle karşılaşıyor. Müfredattan ders kitaplarının içeriğine, değerler eğitiminden okul çeşitliliğine kadar her adıma şüphe ile yaklaşılıyor. Yeni eğitim felsefesi veya yeni eğitim paradigması önerenler, neredeyse rejimi değiştirme teklif etmişçesine saldırıya uğruyor.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline, eğer emek verir, sahip çıkar ve doğru anlatabilirsek, eğitim vizyonumuzu ülkemizin yeni vizyonu ile örtüştürebiliriz. Ezberci, bize yabancı, batıcı, müstemleke izleri taşıyan, sınav odaklı eğitim sistemini; ülkesinin başarısıyla gurur duyan, bu uğurda çalışan, bilim üreten, başarılı, değerler ve becerilerle donatılmış nesiller yetiştiren bir sisteme dönüştürebiliriz.
Eğer bunu kısa zamanda başaramazsak, devlet büyüklerimiz Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını imzalarken biz sınıflarımızda hala “sırtımızdan hançerlendik” demeye devam ederiz. Avrupa Birliğini yüceltir, İnsan Hakları Mahkemesi’nin faziletlerinden konuşmaya devam ederiz.
Yaz tatilinin sonuna yaklaşırken, yeni eğitim öğretim yılına her alanda hazırlık yaparken en önemli hazırlığı zihinsel olarak yapmalıyız. Okul güvenliği, dijital tehdit gibi geçen yıldan kalan ve okulların personel, maddi kaynak vs. gibi kronik problemlerine boğulmadan, eğitimin gerçek gündemine yoğunlaşmamız gerekiyor.
Artık bütün yöneticilerimiz büyük ülke vizyonu ile hareket etmek zorundadır. Eğitimde büyük ülke vizyonu ise bizden birçok adım bekler. Özgüveni yüksek nesiller yetiştirmeliyiz. Önemli liselerimizde ve üniversitelerimizde mezuniyet törenlerine yansıyan görüntüler, büyük ülke vizyonu ile hareket eden hangi ülkede görülebilir?
Son yıllarda, dünyada ve bölgemizde meydana gelen gelişmeler de artık bazı vakıf ve derneklerin, önemli okullarımızda sergiledikleri sorumsuzluklara son vermenin zamanının geldiğini göstermektedir. Görüldü ki artık hukuk dışına çıktığında dokunulamayan kimse yoktur.
Okullarımızı ve eğitim sistemimizi büyük ülke vizyonu ile yeniden konumlandırırken, beraberinde gençlerimizi ülkemizden uzaklaştıran yanlışlara da son vermemiz gerekiyor.
Farklı düşünce ve inançlara saygılı, hak edene hakkını veren, adalet terazisini düzgün işleten, yargılamayan, dışlamayan, istidamda adil, başarıyı teşvik eden bir düzen için hep birlikte yeniden yollara düşme vaktidir.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]@EgitimBirSen
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎MANZARA-İ UMUMİYE ZİYADESİYLE İBRETLİK BİR HAL ALMIŞTIR!▪︎▪︎▪︎
“O sendikayı fetöcüler kurdu. Vekil,
...., kurucu genel başkanın ceza almaması için kefil oldu, cesaretleri varsa çıkıp yalanlasınlar.”
“Rakı parasını sendikadan karşılayan daha ne yapmaz ki? Onca suçlama karşısında ben böyle bir şey yapmadım, ispat etmeyen şerefsizdir, haysiyetsizdir demiyor.”
“Genel Başkan, fetöcü değilim diye dava açmadı, benim bilgilerime nereden ulaştın, diye dava açtı.”
“Üyelerini PKK’lı diye yaftalayan bir sendika başkanı düşünülebilir mi?”
“Temsil hakkı ve ek ders ödemesi dört ay öncesine kadar 50.000 lira ödeniyordu, benim teklifim ve talebimle 10 bine indirilmiştir.”
“MHP Bolu İl Başkanı, Türk Sağlık-Sen Bolu Şube Başkanının görevden alındığını duyurarak, liderine sadık olmayan hiçbir kimseyle yolculuğumuz yok, dedi.”
…
Ülkemizde, memur sendikacılığının, acilen ele alınması gerektiği, gecikilmesi halinde sendikacılığın, telafisi mümkün olmayan şekilde zarar göreceği ile ilgili tespitimizde ne kadar haklı olduğumuz anlaşılmıştır sanırım.
Büyük laflar ettiler. Fark edilebilmek için en galiz küfürler, iftira ve çarpıtmalarla saldırdılar. Bizim üzerimizden kendilerini ifade etmeye çalıştılar. Eleştiri adına, yaptıklarımızı değersizleştirmeyi denediler. Ortaya bir şey koyamadılar ve artık kendi sicillerinde boğulma evresine sürüklendiler.
Seviyeli olacaklardı, ilk sınavda çakıldılar. Temiz dil kullanacaklardı, eğitimcilerin yüzünü kara çıkaracak manzaralar sergilediler. Apolitik olacaklardı, muhalefet vekillerinin önce oyuncağı sonra da maskarası oldular.
Şeffaf olacaklardı, maaş bordrolarını yayınlıyor, temsil hakkı, ek ders vs. başka hiçbir ödeme almadıklarını ilan ediyorlardı. Gördük ki kamuoyunu yanıltmışlar, dürüst davranmamış, açık açık yalan söylemişler.
En ibretlik olanı ise, bize yıllar yılı, “sendikamsı yapı” diye saldırıp, camiamızın bütün vakıf, dernek ve teşkilatlarını “sakıncalı” ilan edenlerin içine düştükleri acınası durumlarıdır.
Şimdi kamuoyu, eylem kararı alması yasaklanan, aldığı eylem kararı iptal ettirilen, şube başkanının parti il başkanı tarafından görevden alınabilen hilkat garibesi bir yapıyı görüyor ve hayretle izliyor.
Bütün bunlar olurken biz ise, bir taraftan ülkemizdeki sendikal gündemi belirliyor diğer taraftan Cenevre’de bir katliamcıyı susturmak için fitili ateşliyor; bakanlık, işveren ve emek kesimi temsilcilerini harekete geçiriyorduk.
Seviyesizliği ve açmazları ile sürekli bölünen, üyesinin iradesini genel yönetim kurulu üyeliği için pazara çekip satışa çıkaran, bir partinin iç kargaşasında taraf olup siyaset yapan ve siyasetin esiri olanlara inat;
Yakında başlatacağımız yeni eğitim hamlesiyle, uluslararası sempozyum ve diğer etkinliklerle bir sendika, seçim sürecinde bile üreterek nasıl kardeşlik ve eğitimci duruşu ile yönetiyor kamuoyuna göstereceğiz.
Bizi izlemeye ve farkımızı fark etmeye davet ediyorum.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]@EgitimBirSen
++++++
Devlete sadakatleri, adalete güvenleri sarsılmasın. Bir karar, bir kanun maddesi veya bir talimat bu kadar insanın hayatından, geleceğinden ve duygularından daha kıymetli olamaz, olmamalıdır.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎KATMERLİ MAĞDURİYET, MÜLAKAT!▪︎▪︎▪︎
Sınava girdiler, kontenjan içindeydiler, mülakat sonrası atanamadılar, yerlerine daha düşük puanlı adaylar atandı, mağdur oldular. Yollara düştüler, hep beraber “çözülecek” dedik, aylardır çalmadığımız kapı, başvurmadığımız merci kalmadı, şimdi bildiğimiz bütün çözümler tükendi! Yeni sınava da çalışamadılar ve mağduriyet katmerlendi.
Peki, neden böyle oldu? Öğretmen alımında 2002 yılında KPSS, 2013 yılında ilave alan sınavları, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası, 2016 yılından itibaren ise güvenlik kaygısı ile mülakatlar gündeme gelmişti. Gerekçe güvenlik olunca mülakatlarda amaç daha iyi öğretmen seçmek değil örgüt üyesi adayları atamamak olmuştu.
Bu yöntem çok sağlıklı olmasa da karşılık bulmuştu. Önceleri komisyonlara artı-eksi beş, daha sonra üç puan yetkisi verildi. Bu uygulama da tepki alınca, elenenlerin mahkemeye başvurduğu, puanlardaki ondalık kısmın otomatik yuvarlama yapıldığı uygulamaya geçildi.
Akademi öncesi, 2023 KPSS puanı ve mülakatla son atama yapılacakken bir anda; “mülakatı, mülakat gibi yapacağız.” aşamasına geçildi. Hiç gereği yoktu, zaten akademi tartışmaları başlamıştı. Adayların isimleri ile değil son anda verilecek kodla gireceği, sınav puanını komisyonun görmeyeceği, bir ders saati sürecek, örnek ders anlatımının yapılacağı, puanın hemen öğrenileceği vs. bir sistem çalışıldı.
Sistem çalışıldı ancak yerleşik bir uygulama vardı. Komisyonlar özenli kurulamadı, uygulayıcılar eğitime alınamadı, yeni sistem çalışılamadı. Uygulama kâğıtta yazıldığı gibi olmadı, komisyonlar adayın puanını gördü, süre bir ders saati olmadı. Önceden prensip kararı alıp, eski alışkanlıkla sınav puanını mülakat puanı olarak veren komisyonlar olduğu gibi, tamamen özgün puanlayan komisyonlar da oldu. Sonuçta iller, hatta aynı ildeki komisyonların puanları arasında uçurumlar oluştu.
Sınav puanı ve yerleşik yuvarlama yöntemi uygulanmış olsaydı atamaya hak kazanacak adayın, hayatının kalan kısmını üzerine bina edeceği mülakatta, verdiği beş puan türünü doğru toplayıp yazamayan komisyonlar bile gördük mahkeme evraklarında. Karalamalar da cabası.
Adaylar, aileleri, sendikalar, mahkemeler, siyasetçiler, gazeteciler. Eylemler, isyanlar, ağlamalar, mahkeme salonları. Herkes bir yerinden tutuyor ancak, adayların en son sığındığı, adaletine güvenmek istediği ve Türk milleti adına karar veren mahkemelerin, bu kadar ayan beyan ortada olan adaletsizliği nasıl görmediklerini anlayabilmiş değiliz. Sadece maddi hata ve karalama ile ilgili denetim yapan mahkemenin yaptığını, iki muhakkik okul müdürü de yapabilirdi.
Samimiyetle çırpındık, çözüm için çabaladık. Ek kontenjan verilsin dedik olmadı. İdari mahkeme dedik, üst mahkeme dedik, emsal karardan torba yasada istisna bir maddeye kadar zorladık. Muhalefet şovunu yaptı, bazı vekiller umut verdi, şimdi aldığımız son bilgi bizi suçlama aşamasına geçmişler.
Bu problem çözülmelidir. Bu hak teslim edilmelidir. Bu adaletsiz uygulama böyle unutturulamaz. Ben hala aradan aylar, yıllar geçse de bir gün bu hak teslim edilecek diye düşünüyorum. Bu yazıyı da bu inançla yazıyorum. Bir isyanı dile getirmek adına yazıyorum.
Bir hak teslim edilecekse, bir yanlış düzelecekse, bir adaletsizlik ortadan kaldırılacaksa; partiyi, sendikayı, siyaseti, bitmez tükenmez hesapları bir kenara bırakın ve bir çözüm bulun.
Danıştay’daki bir hâkim çıksın ve bir karar yazsın: “Bu mülakatlar şeklen hukuka uygun gibi görünse de uygulaması ve sonuçları itibari ile hukuka uygun değildir. Sınav puanına göre kontenjana dahil olduğu halde elenen adayların mülakatları yeniden yapılsın.” Desin.
Desin ve başından beri bu problemi çözmek için bizimle ve mağdur adaylarla sağlıklı diyalog kuran Personel Genel Müdürü Bülent Çiftçi atamaları hızlıca yapsın. Gelin bu ağır yükü bu gençlerimizin omuzlarından alalım ve hayatları boyunca bu duygu ile yaşamalarına seyirci kalmayalım.
++++
📢 İŞ BIRAKIYORUZ
Değerli Üyemiz,
Şanlıurfa Siverek'te yaşanan menfur olayı protesto etmek ve eğitimcilerin risk altında olduğunu açıkça ortaya koyan alçak saldırıya karşı ortak tavır almak için 15 Nisan Çarşamba günü (yarın) iş bırakıyoruz.
📍 Yer: İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü önü
🕒 Saat: 14:00
📅 Tarih: 15 Nisan 2026
Tepkimizi ve tavrımızı birlikte haykırmak için basın açıklamamıza bekliyoruz.
++++
Bir yaman çelişkidir gidiyor. Askere, polise, öğretmene pusu kuranlar, dışarıdan beslenenler vatansever oluyor; bu topraklar için, din için, ezan için, vatan için, gençlerimizin geleceği için çırpınanlar; memur için, özgürlükler, hak ve emek için gece gündüz koşanlar sakıncalı oluyor.
Size kimse inanmıyor, çünkü böyle diye diye geçmişte ülkeyi uçurumun kenarına getirdiniz, açık cezaevine çevirdiniz, bankları, hazineyi boşalttınız, unutmadık. Suçladığınız, tehdit olarak gördüğünüz, gerici dediğiniz insanlar bugün tarih yazıyor, silah üretiyor, dünyaya meydan okuyor. Batıya uşaklık yaparak değil ülkesine, değerlerine sahip çıkarak yapıyor.
Milletimiz ve memurumuz görüyor, yetkiyi hak edene veriyor. Biraz dürüst olun, susun ve oturun oturduğunuz yerde.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]
***RAMAZAN HOCA OLAYININ ARKA PLANI***
Manisa'da üyemiz Ramazan Avuşmak'ın tutuklanması ile ilgili süreci, başından itibaren takip ettik ve sendika olarak öğretmenimizin sınıfına, öğrencilerine kavuşacağı güne kadar da takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Özel çaba ve işgüzarlıkla başlatılan adli ve idari sürecin, artık cibilliyetlerini çok iyi bildiğimiz belli mihraklar tarafından hukuk çerçevesinden çıkarılarak, bir linç kampanyasına dönüşmemesi için sabırla ve özenle hareket ettik.
Ancak daha önce benzer bir çok olayda gördüğümüz gibi burada da Eğitim İş sendikasının yerine göre savcı, hakim veya müfettiş rolüne büründüğüne, okuldaki işgüzar üyelerini de cürmüne alet ederek iddianame hazırladığına, yargıladığına, soruşturduğuna ve infaz ettiğine şahit olduk.
Beyler durun bakalım! Biz daha bir cümle kurmadan bu telaşınızın sebebi nedir? Kumpasçı üyeniz deşifre olmuş, güvenliği yokmuş vs. Hem her türlü kumpası kuruyor hem de aklınızca önlem alıyorsunuz. Bunu yaparken de bir şehri zan altında bırakıyorsunuz.
Başından beri olup bitenlerin tamamını çalışıyor, not ediyor ve belgelendiriyoruz. Bütün gizem bir öğrencinin şikayetinin, sınıfın tamamının şikayetine nasıl dönüştüğünde düğümleniyor.
Aslında filmi biraz geriye sardığımızda herşey ayan beyan ortaya saçılıyor. Eğitim İş'in derdi eğitim, okullar, öğrenciler, vatan, millet, ülke vs. değil. Varsa yoksa milli ve manevi değerlere düşmanlık.
Hikaye şudur, bu yıl okullarda yaşanan Ramazan etkinlikleri bunların kimyalarını bozdu, korktular, tedirgin oldular. Zeminleri kaydı, kökleri kurudu. Aradılar, bütün örgüt pusuya yattılar, geçen yıl Bursa'da yaptıkları gibi bu sefer Manisa'da bayatlamış filmi vizyona sürdüler.
Bırakın bu eski numaraları, toplum laiklik vs. tartışmalarını çok geride bıraktı. Okullar artık eğitimi, bilimi, teknolojiyi konuşuyor, üretiyor.
Siz madem bu kadar vatanseversiniz, tam zamanı, şimdi açıklayın size inansın kamuoyu. Diyarbakır annelerini ziyaret eden üyelerinizi sendikanızdan neden attınız? Bu eyleminizle kime destek olmuştunuz acaba?
Biz Ramazan hocamızın yanındayız. Onun kelepçeyle götürüldüğü o görüntüleri asla doğru bulmuyoruz. Öğretmen davet edildiğinde gider, sorulara cevap verir diyoruz. Ortada tutuklu yargılanmayı gerektiren bir durum yoktur diyoruz.
Gerekli hukuki süreçler işletiliyor, en kısa zaman içinde hak yerini bulacak ve Ramazan hocamız görevinin başına dönecektir. O gün geldiğinde, bugün bir kaşık suda fırtına koparanlar bakalım özür dileme erdemini gösterebilecek mi?
Yeri gelmişken uyaralım; üyemiz olsun olmasın idareci ve öğretmenlerim, okulunuzda Eğitim İş üyesi birileri varsa dikkat edin, takip ediliyorsunuz. En küçük bir olayda merkeze bildiriliyorsunuz. Bunlarda dostça uyarı yok, meslek dayanışması yok, pusu var, çarpıtma var, şikayet etme var.
Daha da üzücü olan bu kirli ve karanlık işleri sendikacılık zanneden köhne ve jakoben bir azınlık var ortada. Dünya değişiyor bunlar körleşiyor.
Herkes konuştu, biz dersimizi çalıştık. Şimdi bizi takip edin, bilgilendirmeye devam edeceğiz.
📌 *Eğitim-Bir-Sen*
Rehber Öğretmenlere Asli Görevleriyle Bağdaşmayan Görevler Öngören Düzenlemenin Çıkmasını Önleyen SENDİKADIR (2018)
🛎 H A T I R L A Y A L I M …
📝 Kurum İdari Kurulu Kazanımlarımız
✍🏻 Nisan 2014 ve Ekim 2017 Kurum İdari Kurulu’na taşıdığımız ‘rehberlik ve psikolojik danışma servislerinde görevli psikolojik danışmanların (rehber öğretmenlerin) çalışma sürelerinin haftalık 30 iş saati olması, günlük çalışma saatlerinin eğitim-öğretim kurumunun özellik ve ihtiyaçlarına göre okul/kurum müdürlüğünce düzenleneceği, izin ve tatillerini diğer öğretmenler gibi kullanacağı yönündeki (mevcut) yönetmelik hükmünün aynen korunması, hizmetin özünde bulunmayan ilave yükler getirilmemesi’ talebimizde ısrar ettik ve 2014 tarihli Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği Taslağı’nın yürürlüğe konulmasının önüne geçtik. Temmuz 2018 tarihli yeni yönetmeliğin çıkmasını sağlayarak, rehber öğretmenlerin hakları koruduk.
🎯 O kazanım da BİZE ait.
✅ İyi ki Eğitim-Bir-Sen Var
@EgitimBirSen
🙋🏻 H A Y I R L I C U M A L A R
D İ L E R İ M
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎KÖR OLASI KÖRLÜK!▪︎▪︎▪︎
Gazze’deki soykırımı konuşuyorduk yeni bir savaş çıktı. Müfredatı, ramazan etkinliklerini ve değer aktarımını konuşuyorduk, laiklik tartışması çıktı. Gençlerimizi konuşuyorduk, bir öğrenci sınıfta öğretmenini öldürdü.
İlginç bir tespitimi paylaşmak isterim. Ülkemizde çok kutup, taraf, ideoloji, parti, dernek, vakıf, sendika vs. yok, sadece iki kutup, taraf, ideoloji, parti, dernek, vakıf veya sendika var. Bunu gelişen her olaydan sonra üzülerek görüyoruz.
Bir grup, iflas eden batı medeniyetine karşı yeni eğitim felsefesi oluşturalım, yeni müfredat geliştirelim, milli ve manevi değerlerimize, tarihimize, gençlerimize sahip çıkalım, bu yolda ramazan ayını eğitim fırsatına dönüştürelim diye çırpınıyor.
Yine bu grup füzeler, dronlar, uçak gemileri, insansız hava araçları, hava savunma sistemleri üretelim, teknoloji geliştirelim, ülkemizi bekleyen ve yaklaşan tehlikeye karşı iç cepheyi tahkim edelim, tarih önünde birlik ve beraberliğimizi sağlam tutalım diye ömür tüketiyor.
Bu grubun karşısında ise Teknoloji üretenlere, “Taliban zihniyeti, gerici” diye bildiri yayınlayanlar çıkıyor. Bunlar değerler deyince korkuyor, sapkınlıkları teşvik ediyorlar. Füze denemelerine karşı “balıklar ürküyor”, üretim yapalım deyince “işyerlerinde MESEM öğrencileri ölüyor” diyorlar sonra da “Türkiye’nin füzesi yok. Türkiye’nin hava savunma sistemi yok. Türkiye’nin savaş uçağı yok.” diyorlar. Teknofeste, festival diyorlar.
Bu adamların hava savunma sistemi S400 alımı sürecinde söylediklerini hatırlayalım, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır:
“Füze değil bunlar boru, teneke parçası, çamaşır makinesi, alamayacaklar, alsalar bile kullanamayacaklar, fişini bile takamayacaklar, ne işe yarayacak, kim bize saldıracak, Irak mı, İran mı, Rusya mı, hava atmak için aldılar, sarayı korumak için aldılar, kurulmasın, Pakistan’a satacaklar…”
Şimdi kim gerici, kim ilerici anladık mı? Kim Taliban zihniyetli, kim teknoloji üretiyor fark edebildik mi? Kim kendi gençlerine, öğretmenine, mühendisine güveniyor, kim batının peşine takılarak zavallı duruma düşmüş fark edebildik mi?
Utanılacak, acınacak ve yüzüne bakılmayacak duruma düşmüş bir azınlık, bizi içine düştükleri çukura çekmeye çalışıyorlar, hem de dünya bu hale gelmişken, görebildik mi?
Beyler, artık söylediklerinizle oyalanacak vaktimiz yok. Size bakınca aklımıza, ülkesi için güzel düşler gören aydınlar, yazarlar, siyasetçiler, sendikacılar gelmiyor. Tam aksine gözümüzde Afganistan’da, cehaletinin ve ihanetinin bedelini, tutunduğu ABD uçağının tekerinden düşerek ödeyenler canlanıyor.
Demem odur ki gençlerinizi eğitmezseniz, milli ve manevi değerlerle donatmazsanız, onlara tarih bilinci vermezseniz, geçmişte asimile olmuş, dinini, değerlerini unutarak yok olmuş milletleri, yıkılmış devletleri öğretmezseniz; laiklik bahanesiyle din, ahlak ve değerler eğitimini gericilik olarak gösterirseniz, teknoloji üretmez, üretilene çamur atar, engel olur ve boş işlerle oyalanırsanız; önce okulda öğretmeninizi sonra da sınırda ülkenizi koruyamazsınız. Körlük böyle bir şeydir işte.
Durduğunuz yer doğru değilse, okulu da ülkeyi de dünyayı da doğru anlayamazsınız. Hatta bu gidişle, “sıra Türkiye’de” diyen Siyonistler ülkemize saldırdığında, belki de savaşın en kızıştığı zamanlarda, onlara değil de yıllar önce bu zihniyete “one minute” diyenlere saldırırsınız. “Ne güzel, uysal koyun gibi takılmış peşlerine gidiyorduk, dışarıda itibarımız yoktu ancak içeride her şey bizden sorulurdu, bunlar geldi, başımıza iş açtı.” dediğinizi duyar gibiyim, haksız mıyım sizce?
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]
***GEÇ KALIYOR, ÖĞRETMENLERİMİZİ KORUYAMIYORUZ!***
Okul güvenliği konusunda geç kalıyoruz. Olay olduğunda üzülüyor, bir kaç gün konuşuyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam ediyoruz.
Acilen şu adımlar atılmalıdır:
1. Tartışması yarım kalan yeni lise modeline son şekli verilmeli, eğitim adına hiçbir iddiası kalmamış, başarması imkansız olan ve okul için artık açık bir güvenlik problemi haline gelmiş öğrencilere başka çözüm yolları bulunmalıdır.
2. Sınıf geçme ve disiplin mevzuatımız güncellenmeli, öğretmen ve okul idaresinin eli güçlendirilmelidir.
3. Okullarda meydana gelen olaylar için ihtisas mahkemeleri kurulmalı, sağlıklı kararlar hızlı verilmeli ve idarenin aldığı önlemler mahkemelerce boşa çıkarılmamalıdır.
4. Okul girişlerinde, özellikke liselerde cihazlarla destekli güvenlik önlemi alınmalıdır. Bugün bıçakla giren öğrenci veya veli, yarın dünyada birçok örneğini gördüğümüz gibi silahla girip çok daha vahim olaylara sebep olabilir.
5. CİMER, okullar için kesinlikle kaldırılmalıdır. Şikayeti olan kimse kimliği ve imzası ile dilekçe hakkını kullanmalı, iftira atan bedelini ödemelidir.
6. Okul güvenliği ile ilgili acil eylem planı yapılmalı ve gereken adımlar geç kalınmadan atılmalıdır.
***BİLDİRİYE SATIR SATIR EĞİTİMCİ CEVABI***
"Laikliği Birlikte Savunuyoruz" demişsiniz.
Anlaşılan laikliği yanlış anlamaya, eski yaraları kaşımaya, daha önce yaptıklarınızdan utanacağınıza, başı açık başı kapalı kardeşçe yaşayan insanımızdan özür dileyip utancınızla köşenize çekileceğinize, aymazlığa BİRLİKTE DEVAM EDİYORUZ diyorsunuz. Sıkıntı yok, devam edin. Sayenizde millet insanından kopuk sözde aydın, sanatçı vs. nasıl olur bir kez daha görmüş olacak.
"Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında!" demişsiniz.
Bize göre ülkemiz laik, yobaz, darbeci, jakoben, ithal beyinli, kökü dışarıda, LGBT, YPG, PKK... destekçisi bilumum batı uşağı kuklaların kuşatmasından ve zulmünden kurtulmanın huzurunu yaşıyor.
"Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte “Talibanlaştırma” baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdide dönüşmüştür." demişsiniz.
Bize göre durum şudur: ABD'nin, "Bizim çocuklar başardı." diye sahiplendiği, bize yıllarca laiklik vs. gerekçesiyle zulmedenler, ülkemizde huzur bırakmayanlar, ABD'nin görev verdiği, maşa gibi kullandığı, av zağarı gibi tasma taktığı ve şimdilerde deşifre olanlar; bizi güya ABD ve İsrail güdümlü göstererek sicillerini temizleyebileceğini düşünüyorlar. Millet sizi artık bir tehdit olarak bile görmüyor, çünkü sendikal mücadelemizin en önemli başarısı sizi deşifre etmekti, bu başarımızla gurur duyuyoruz.
"Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir." demişsiniz.
Beyler bu dediğinizi milletimiz şöyle not etmiştir, okuyup öğrenin: Mevcut iktidar, ABD ve bölgemizdeki kukla örgüt ve devletlerle mücadele ederek, defalarca askeri harekatlar yaparak terörü bitirmiş, kuşatmayı yarmış, ülkemizin güvenliğini sağlamış, teknoloji hamleleri ile ülkemizi modern dünyaya kafa tutar hale getirmiştir. Terör ve darbe bataklığında sizin gibi üç beş sivri sinek kalmıştır.
"Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır." demişsiniz.
Biz de diyoruz ki Anadolu bin yıldır İslam yurdudur. Bu topraklar şehit kanlarıyla sulanmıştır. Milletimiz laikliği, kendisine zulüm aracı olarak anlayanları siyaset sahnesinden silmiştir. Bu topraklarda farklı din ve mezhep mensupları kardeşçe yaşamayı öğrenmiş, kökü dışarıda ithal kafalılar zulümlerine başlayıncaya kadar hiç sıkıntı yaşamamıştır. Milletimiz laikliği din ve vicdan özgürlüğü olarak görür, ötesi sizin hezeyanlarınızdır.
"Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların -Anayasa’yı hiçe sayarak- “suçlu” gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir.
LAİKLİĞİ birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz!
Karanlığa teslim olmayacağız!" demişsiniz.
Bu cümleleriniz aslında geçmişte azmettirdiğiniz, işlediğiniz suçun fakında olduğunuzu gösteriyor. Laikliği savunmak suç değildir ancak laikliği kullanarak gariban Anadolu insanının kız çocuğunu tıp fakültesinin altıncı sınıfında okuldan atmak suçtur. Başörtüyü çekip çıkarmak, hayatının baharında kız çocuklarını yerlerde sürüklemek, hukuksuz tutanaklarla binlerce öğretmeni işinden atmak, sokaklara tankları sürmek, başbakana küfretmek, millet iradesini hiçe saymak suçtur.
Özetle, bildiri yayınlayarak askeri, yargıyı, bürokrasiyi, medyayı vs. üzerimize kışkırttığınız günler geride kaldı. Bırakın bu işleri, bugün hep beraber baş etmemiz gereken çok daha büyük problemlerimiz var. Desteklediğiniz sapkın akımlar ve zararlı dernekler neslimizi yok edecek. Değerlerimizi kuşanmayan neslimiz bunların elinde oyuncak olacak.
Kendimize dönüş çabamızdan korkmayın. Biz insanlığa huzur getirecek çözümlerin peşindeyiz. Bitmiş, tükenmiş batılı değerler adına huzurumuzu kaçırmayın. Bu ülke, bu okullar, bu çocuklar bizim.