Kuran'ın Tanrı kelamı olmadığını anlaşılmaz olmasından ve mecaz içermesinden de anlayabiliriz. Allah tüm insanlara rehber olacak bir kitap yolluyorsa neden yoruma açık bir kitap yolluyor? Tanrı'nın gönderdiği kitap yoruma açık olmamalı ki her okuyan insan aynı şeyi anlayabilsin ve kafası karışmadan Allah'a doğru bir şekilde kulluk edebilsin. Allah'ın yoruma açık bir kitap göndermesi zaten baştan İslam'ı çürütüyor, bunu neden göremiyor bu insanlar? Sonra tüm insanlığa hitap eden kitap neden Arapça dilinde inmiş? Arap olmayan birisi Allah'ın mesajını doğru ve eksiksiz bir şekilde öğrenmek için neden Arapça öğrenmek zorunda kalıyor?
Hadi diyelim ki deistlerin iddia ettiği gibi Tanrı evreni mutlak hiçlikten yarattı. Kabul edelim bunu. Eğer bir Tanrı evreni kendinden bağımsız olarak hiçlikten yarattıysa bir amaç için yaratmış olmalıdır. Ve bu amacı insanlık olarak bizim bir şekilde keşfetmemiz gerekirdi; bu amaç bize ulaşmalıydı. Aksini düşünmek saçmalık olur. Teistik dinler özellikle de semavi dinler olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam bize Tanrı'nın evreni yaratmaktaki amacını bildiklerini iddia ediyorlar. Bu dinlerin iddialarını incelediğimiz de bir saçmalıklar silsilesi ile karşılaşıyoruz. Bu dinlerin Tanrılarına bakıyorum hiçbir şekilde Tanrılık vasıflarını karşılamıyorlar; çok insani özellikler barındırıyorlar. Benim Tanrı anlayışımda Tanrı'nın hiçbir insani özelliğe sahip olmaması gerekir. Eğer bir dinin Tanrısında insani özellikler varsa o Tanrı benim için çöptür. Sonra bu dinlerin sadece Tanrıları saçma değil, başka yönleri de baştan aşağı saçmalıklar dolu. Burada anlatmaya kalksam sabah olur. Yani deistik ve teistik Tanrı anlayışını neden reddettiğimi anlatabilmişimdir umarım. Ateizm de çok saçma ve mantıksız bir ideoloji zaten. Materyalizm ve panteizm evrenin ezeli ve ebedi olmadığı kanıtlandıktan sonra çöken felsefeler zaten. Geriye tek bir mantıklı inanış kalıyor o da panenteizm.
Yolladığın son kaynağa yeniden baktım da zaten bu kaynağı yazan da evrenin yoktan kendi kendine varolabileceğini iddia eden fizikçileri eleştiriyor. Bu fizikçiler evrenin hiçlikten kendi kendine varolabileceğini kuantum tünelleme yöntemiyle açıklamaya çalışırlar. Bu teoriyi öne süren fizikçilerin hiçlik dediği şey felsefi olarak mutlak hiçlik değildir. Onların hiçlik dediği şey "kuantum boşluğudur" ve bu boşlukta (vakumda) madde, uzay, zaman ve enerji yoktur; sadece fizik yasalarının (kuantum mekaniğinin olasılık dalgalarının) matematiksel varlığı söz konusudur. Bu kuantum mekaniğinin olasılık dalgalarının matematiksel varlığının bulunması felsefedeki MUTLAK HİÇLİK tanımıyla çelişir. Yani evrenin hiçlikten kendi kendine oluştuğunu kuantum tünelleme modeliyle ispatlamaya çalışan ateist fizikçileri eleştirmektedir bu yazı. Ve ben de bu yazıya sonuna kadar katılıyorum. ŞUANA KADAR HİÇBİR BİLİM İNSANI VE FİZİKÇİ EVRENİN MUTLAK HİÇLİKTEN NASIL OLUŞTUĞUNU AÇIKLAYAMAMIŞTIR. Mutlak hiçlik derken uzay, zaman, madde, enerji, kuantum alanları, kuantum mekaniğinin olasılık dalgalanmalarının matematiksel varlığı dahil HİÇBİR ŞEYİN olmadığı hiçlikten bahsediyorum. Teistler ve deistler Tanrı'nın evreni MUTLAK HİÇTİKTEN yarattığını iddia ediyorlar. Ben ise bunun saçmalıktan başka bir şey olmadığını söylüyorum.
Bu yazı tamamen fizik bilmeyen teistlerin çarpıtma metni. Evet, Big Bang'in tam başlangıcında yani t=0 anında hacmi 0 olan bir tekillik vardı. Hacmin 0 olması demek maddenin olmaması demek, doğru. Ama hiçlik demek sadece maddenin olmadığı anlamına gelmez. Einstein'in ünlü "e=mc²" formülü maddenin aslında enerji olduğunu söyler. Yani fizik bilimiyle biliyoruz ki ENERJİ MADDEYE DÖNÜŞEBİLİR. Kuantum tünelleme teorileri Big Bang'in başlangıcında madde yoktu (çünkü hacim 0'dı) ama POTANSİYEL ENERJİ VARDI der. Kuantum fiziği bize boşlukta yani hiçbir maddenin olmadığı alanda (hacmin 0 olduğu alan) bile enerjinin var olabileceğini söyler. Sen hiçlikten fiziksel olarak hiçbir madde bulunmayan alan anlıyorsun ama felsefi olarak hiçlik demek MUTLAK HİÇLİK demektir. Ben felsefi olarak mutlak hiçlikten bahsediyorum. Felsefi anlamda mutlak bir hiçlik hiçbir fizik yasası, uzay, zaman ve enerjinin olmadığı yer demektir.
İnancım bilimle falan çelişmiyor. Bilim, evrenin mutlak bir "hiçlikten" geldiğini kesin olarak söylemiyor. Big Bang farklı bir şeyi açıklıyor o da şu: Big Bang, evrenin mutlak sıfır noktasında yoktan nasıl var olduğunu değil; zamanın bir noktasında (yaklaşık 13.8 milyar yıl önce) evrenin inanılmaz derecede sıcak ve yoğun bir durumdan başlayarak nasıl genişlediğini ve evrildiğini anlatır.
Big Bang'in tam başlangıcında yani t=0 anında ne olduğunu bilmemizin imkânı yok çünkü fizikçilerin kurdukları tüm denklemlerin sonucu t=0 anında sonsuz çıkıyor. Fizikte bir denklemin sonucu "sonsuz" çıkıyorsa, bu genellikle "Teorimiz artık burada geçerli değil, denklemler çöküyor" anlamına gelir. O yüzden t=0 anında ne olduğunu hiçbir fizikçi bilemiyor; çünkü denklemler çöküyor. t=0 anında matematiksel olarak bilemediğimiz için evrenin hiçlikten doğup doğmadığını da kesin olarak bilemiyoruz, çünkü t=0 anında ne olduğunu bilmiyoruz. Yani evre hiçlikten mi doğdu cevabına fizikçiler kesin bir "evet" ya da "hayır" cevabı veremiyorlar.
Ayrıca felsefi olarak hiçlik ile kuantum fiziğindeki hiçlik aynı şey değildir. Kuantum mekaniğine göre, tamamen boş ve maddesiz görünen bir uzayda bile uzay-zaman dokusu sürekli çalkalanır. kozmolojik modeller, evrenimizin de bu kuantum dalgalanmalarından birinin kalıcı hale gelmesiyle (bir nevi kuantum tünelleme süreciyle) ortaya çıkmış olabileceğini öne sürer. Yani evren "hiçlikten" gelmiş olsa bile, o hiçlik aslında kuantum yasalarının ve potansiyel enerjinin halihazırda var olduğu bir alandır. Ben ise kuantum fiziğindeki hiçlikten bahsetmiyorum; felsefi olarak mutlak yokluktan bahsediyorum.
Son olarak fizikte Döngüsel Evren (Big Bounce) Teorisi ve Çoklu Evrenler (Multiverse) Teorisi gibi teoriler varken evrenin mutlak bir hiçlikten geldiğini söylemek bilimsel değildir.
Deizm evren ve Tanrı'nın birbirlerinden tamamen ayrı ve birbirlerinden bağımsız olduğunu söyler. Tanrı ve evrenin özlerinin yani kumaşlarının farklı olduğunu söyler. Tanrı'nın evreni kendi özünden farklı bir özden yarattığını ve en önemlisi evreni yoktan var ettiğini söyler. Panenteizm ise evrenin dışarıdaki bağımsız bir Tanrı tarafından yoktan var edildiğini reddeder. Yoktan var edilme diye bir şey yoktur. Panenteizm şunu söyler: Zaten ezeli ve ebedi olan sonsuz bir Tanrı vardır ve deizmin iddia ettiği gibi evrenimiz yoktan varolmamıştır; bizzat Tanrı'dan doğmuştur ve Tanrı'nın bir parçasıdır (veya Tanrı'nın bir hücresidir). Deizmin iddia ettiği gibi Tanrı'nın ve evrenin kumaşları birbirinden farklı değildir; Tanrı ve evren aynı kumaştandırlar. Şişen evrenler teorisini de araştırmanı öneririm.
Panenteizm'i şöyle de düşünebilirsin: Evren Tanrı'dan doğmuştur (veya türemiştir, sudur etmiştir). Evren Tanrı'dan doğduğu için evrendeki her şey, atomlar ve madde dediğimiz şey Tanrı'nın özünü/cevherini içerir. Tanrı evrenden çok daha büyüktür yani. Fizikteki çoklu evrenler teorisini bilir misin? Aslında tek bir tane evren yok, farklı fizik kurallarının geçerli olduğu sonsuz tane evren vardır; fizik bize buny söyler. İşte bu sonsuz evrenlerin hepsi sonsuz olan, ezeli ve ebedi Tanrı'dan doğmuştur veya sonsuz evrenlerin hepsinin toplamı Tanrı'yı oluşturur. Bir evrenin başlangıcı başka bir evrenin sonudur; çoklu evrenler teorisi bize bunu söyler.
Ben aslında panteist değil panenteistim. Panteizm daha çok bilindiği için panteistim diye kısalttım. Ben Tanrı'nın evrenden de büyük olduğuna inanıyorum. Yani evren Tanrıdır değil, evren Tanrı'dadır. Tanrı ezeli ve ebedi olan sonsuz bir varlıktır. Bizim evrenimiz de bu sonsuz olan Tanrı'nın sadece bir parçasıdır; bir hücresi gibidir. Nasıl ki canlı organizmaların hücreleri doğar, yaşar ve ölür; bizim evrenimiz de Tanrı'nın bir hücresi olduğu için bir gün son bulacaktır.
Arkadaşım. Ben hiçbir şey yokken hiçlikten maddenin kendi kendine oluşabileceğine inanmıyorum. Hiçlikten nasıl kendi kendine madde oluşabilir? Bu mantığa aykırıdır. Bilinçsiz atomların tesadüf eseri birleşerek düşünebilen, felsefe yapabilen, doğa kanunlarını fark edebilen insan gibi bir varlığı oluşturabileceğine inanmıyorum. Materyalizm ve ateizm mantığa aykırıdır. Aynı şekilde ben deist de değilim. Evrenin dışında, evrenden bağımsız bir Tanrı'nın evreni yoktan var edebileceğini de saçma buluyorum. Yoktan var etmek başlı başına mantıksız bir şeydir. Ben Spinoza'ın Tanrısına inanıyorum; panteistim yani. Bana göre sadece tek bir ana cevher vardır ve o da zorunlu varlık olan, ezeli ve ebedi Tanrıdır. Evren ve evrendeki gördüğün her şey Tanrı'nın tözünden/cevherinden/kumaşından yapılmadır. Deistlerin ve teistlerin iddia ettiği gibi yaratıcının ve yaratılanların iki farklı tözden/cevherden oluştuğuna inanmıyorum. Yaratıcı ve yaratılan tek bir tözden/cevherdendir; Tanrı evrenin dışındaki bir varlık değildir yani. Evrenin dışındaki, evrenden bağımsız bir Tanrı fikri saçmalıktır. Materyalistlerin iddia ettiği gibi atomlar bilinçsiz varlıklar değiller; bizzat Tanrı'nın kumaşını/cevherini taşırlar ve böylece insan gibi bilinçli bir varlığı oluşturabilmişlerdir.
İşgal altındaki İstanbul'da görevli Fransız ve İtalyan polislerin 27 Aralık 1922 tarihinde otomobiliyle Galata Köprüsü'nden geçen Halife Abdülmecid'e kestikleri trafik cezası. Bu makbuzu Atatürk, ibret olması için Dolmabahçe Sarayı'ndaki çalışma odasının duvarına astırmıştı.
Kıvırtıp kıvırtıp duruyorsunuz. Kuran'ın Tanrı kelamı olmadığı, Muhammed'in kendi istek ve arzularına göre yazdığı bir kitap olduğu Ahzap Suresi'nde kabak gibi ortada. Zeyd hadisesinde bütün tefsir kitaplarına git bak. Peygamber Zeyd'in evine gidiyor, Zeynep'i evde uygunsuz bir kıyafetle görüyor ve Zeynep'e karşı nefsi uyanıyor. Sonra da evlatlığının karısı sana helaldir ayeti nazil oluyor. Tefsir kitaplarını aç bak, hepsinde yazıyor bu. Burada masal anlatma. Ahzap Suresi baştan sona Kuran'ın Tanrı kelamı olmadığının kanıtıdır.
@bnyaminglc20148@I__am_Legend_ Üvey evladı değil, evlatlığı. Yani peygamber onu kendi oğlu gibi yetiştirmek için evlatlık olarak almış. Keşke üvey oğlu olsaydı. Evlatlığının karısıyla evlenmesi çok daha rezilce bir durum.
İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerinden biri olan İbni Haldun Mukaddime adlı eserinde şöyle yazar:
"Mağlup olanlar, her zaman ve doğaları gereği; şiarında (sembollerinde), giyim kuşamında, bineklerinde, silahlarında, tipinde (dış görünüşünde) ve diğer bütün hal ve davranışlarında galip olanları taklit etmeye düşkündür."
Biz 1683'ten beri mağlup bir milletiz. 1683'ten beri Avrupa karşısında devamlı olarak ağır yenilgiler yaşadık; bildiğiniz şamar oğlanıydık. Rönesans ve Aydınlanma sonrasında gelen Sanayi Devrimi ile Avrupa büyük bir canavara dönüşmüştü. Avrupa hayranlığı ve yalakalığı zannedildiği gibi Cumhuriyet ile başlayan bir şey değildir. Türkler olarak bizler 18. yüzyıldan beri Batı hayranlığı içerisinde olan bir milletiz. III. Selim, II. Mahmud ve I. Abdülmecid Batı hayranı olan devlet büyüklerimizin ilklerindendirler. Bu Batı hayranlığı günahını neden sadece Cumhuriyet'e ve Atatürk'e yıkıyorsunuz? Bu nammussuzluktan başka bir şey değildir. İbn Haldun'un söylediği gibi mağlup bir millet olarak bizim Avrupa'ya öykünmemiz eşyanın tabiatındandır. Tarih boyunca dünya böyle işledi; bütün mağlup milletler bizimle aynı refleksi gösterdi. Beğenin ya da beğenmeyin insanın doğası bu.
@ilyaspehlivan@n4v4rmore Hayır, ne cumhuriyet ne de halife için savaşıldı. Amaç VATANI KURTARMAKTI. Sizde vatan diye bir kavram olmadığı için insanların neden vatan için savaştıklarını algılayamıyorsunuz. Vahdettin haini Kuvva-yı Milliye ordusunu ezmek için Kuvva-yı İnzibatiye yani "Halife Ordusu"nu ++
@EnesBudak_57@Tekyolbilim@oguz_yalcin01@okan_yuzgulec Fusillet Suresi 9 ve 12. ayetler arasında ilk önce yeryüzünün 2 günde yaratıldığını, sonra 4 gün boyunca yeryüzünün üzerinde dağlar ve sonrasında da rızıklar yarattığını, en son da 2 gün boyunca yedi kat göğü yarattığını söylüyor. Bunlar tamamen bilime taban tabana zıt.
@EnesBudak_57@Tekyolbilim@oguz_yalcin01@okan_yuzgulec Kuran'da Bakara, 29. ayette ilk önce yeryüzünün yaratıldığı SONRA da Allah'ın semaya yönelip yedi kat göğü (gökyüzünü ve uzayı) yarattığı yazılı. Ama biz biliyoruz ki yeryüzü en son oluşmuştur. Dünya'nın yerküresi zaten halihazırda uzay (yedi kat gök) varken sonradan oluşmuştur
@EnesBudak_57@Tekyolbilim@oguz_yalcin01@okan_yuzgulec Bunların hepsinin zorlama yorumlar olduğunu neden kabul edemiyorsunuz? Allah bir kitap yolluyorsa neden yoruma açık bir kitap yolluyor? Allah'ın yoruma açık bir kitap göndermesi zaten baştan İslam'ı çürütüyor, bunu neden göremiyorsunuz? Tüm insanlığa hitap eden kitap neden Arapça