#SONDAKİKA | AKP'li belediye başkanı görevden uzaklaştırıldı!
Kırıkkale Keskin ilçesinin AKP'li Belediye Başkanı Ekmel Cönger İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı.
Cönger, "rüşvet alma" suçlamasıyla 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
CHP tüzüğüne göre PM üye sayısı 2/3’ün altına düşerse, yani 60 kişilik PM’nin üye sayısı 40’ın altına düşerse, PM için seçim yapılmak üzere Genel Başkan 45 gün içinde kurultayı toplantıya çağırmak zorunda.
Bugünkü 27 istifayla PM üyesi 30’a düştü.
Ancak atanmış Kılıçdaroğlu yönetiminin sözcüsü Müslim Sarı “Tedbir kararı oldukça kurultay toplanamaz” diyor.
Çünkü Kılıçdaroğlu kurultay toplamak için değil, kurultay toplamamak için görevlendirildi.
Çünkü Kılıçdaroğlu sorun çözmek için değil, problem oluşturmak için koltuğa oturtuldu.
Çünkü Kılıçdaroğlu CHP’yi AKP karşısında zayıflatmak için atandı.
Sessizliğiniz Suç Ortaklığına Dönüşmesin!
Yazıklar olsun!
Fatoş Türker'e yapıldığı öne sürülen muamele günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. En dikkat çekici nokta ise şu: Bugüne kadar yetkili makamlardan açık ve net bir yalanlama gelmedi. Kimse çıkıp "Bu haberler gerçek dışıdır" demedi. Kimse kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapmadı.
Sessizlik bazen cevapların en gürültülüsüdür.
Eğer kamuoyuna yansıyan bilgiler doğruysa, ortada sadece bir hukuk skandalı değil, aynı zamanda insan onuruna karşı işlenmiş çok ağır bir ihlal vardır.
Bu olayın siyasi görüşü olmaz. Bu mesele AK Partili, CHP'li, MHP'li ya da başka bir partili olma meselesi değildir. Bu mesele kadın onuru ve insan hakları meselesidir.
Bugün Fatoş Türker'e yapılanı görmezden gelenler, yarın başka bir kadına yapıldığında hangi vicdanla konuşacaklar?
Kadın hakları sadece ideolojik olarak yakın olunan kişiler söz konusu olduğunda savunulacak bir değer değildir. Gerçek ilke sahibi olmak, mağdurun kimliğine bakmadan tepki gösterebilmektir.
Bir kadının maruz kaldığı iddia edilen bu muamele karşısında kadın örgütlerinin, insan hakları kuruluşlarının ve vicdan sahibi herkesin ses yükseltmesi gerekir.
Çünkü bugün susulan her haksızlık, yarın daha büyüyerek geri döner.
Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. İnsan onurunun korunmadığı yerde hukuk olmaz. Vicdanın sustuğu yerde ise sadece korku kalır.
#FatoşTürker #KadınHakları #İnsanHakları #Adalet #Hukuk #Vicdan #KadınaŞiddeteHayır #HukukunÜstünlüğü #Demokrasi #Türkiye #KadınOnuru #SessizlikSuçOrtaklığıdır :::
Kurultaya Yetki Yok, İhraç Etmeye Tam Yetki!
CHP'nin yeni "kayyum yönetimi" iddiasına göre ilginç bir durumla karşı karşıyayız...
9 milletvekilini ihraç edebiliyorsunuz...
Partiden istediğinizi uzaklaştırabiliyorsunuz...
Disiplin işlemlerini işletebiliyorsunuz...
Partinin geleceği hakkında kararlar alabiliyorsunuz...
Ama iş olağanüstü kurultaya gelince birden bire:
"Yetkimiz yok!"
Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?
Milletvekili ihraç etmeye yetki var, kurultaya gitmeye yetki yok...
Partiden insan atmaya yetki var, delegenin iradesine başvurmaya yetki yok...
Tasarruf yapmaya yetki var, sandığa gitmeye yetki yok...
Madem yönetim olarak bu kadar geniş yetkilere sahipsiniz, o zaman kurultay neden yapılamıyor?
Yok eğer gerçekten kayyum tarafından atanmış bir yönetimseniz, o zaman bu kadar kapsamlı siyasi tasarrufları hangi yetkiyle yapıyorsunuz?
Ortada ciddi bir çelişki var.
Normal şartlarda demokrasinin gereği, tartışmaları delegelerin önüne götürmek ve iradenin sandıkta tecelli etmesini sağlamaktır.
Anlaşılan bazıları için sorun kurultayın yapılması değil, kurultayın sonucunun ne olacağı...
#CHP #Kurultay #Demokrasi #Siyaset #Kayyum #KemalKılıçdaroğlu #PartiİçiDemokrasi #Delegeler #TürkiyeGündemi #Çelişki #SiyasiHiciv #Muhalefet :::
Rüşvetten Ceza Alan Görevde, İddiayla Suçlanan Cezaevinde!
Onlarca muhalif CHP’li belediye başkanı hakkında henüz kesinleşmiş ve somut deliller ortaya konulmadan, dedikoduya ve muğlak iddialara dayanan soruşturmalarla tutuklama kararları verilirken; bir AKP’li belediye başkanının rüşvet suçundan 5 yıl 2 ay hapis cezası almasına rağmen görevine devam edebilmesi nasıl açıklanabilir?
Öncelikle sorgulanması gereken konu budur. Bize sürekli hukuk, adalet ve eşitlikten bahsedenler, aynı olaylara neden farklı ölçülerle yaklaşıyor? Vatandaşın aklıyla alay edilircesine uygulanan bu çifte standart, adalete olan güveni her geçen gün daha da zedeliyor.
Adaletin terazisi şaşarsa, hukuk güvenliği ortadan kalkarsa bunun bedelini sadece siyaset değil, tüm ülke öder. Bugün Türkiye’ye neden yeterli yabancı yatırım gelmediğini, neden bazı uluslararası şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırımlarını başka ülkelere yönlendirdiğini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Yatırımcı; hukukun üstünlüğünün, öngörülebilirliğin ve adaletin olduğu yerlere gider. Hukukun olmadığı yerde ne yatırım olur ne ekonomik kalkınma ne de toplumsal huzur.
#Hukuk #Adalet #Demokrasi #Türkiye #Yatırım #Ekonomi #HukukunÜstünlüğü #Şeffaflık #Eşitlik #Belediyeler #Siyaset #TürkiyeGündemi :::
İmamoğlu’nun eski danışmanı İbrahim Özkan:
“Mutlak butlan öyle bir şeymiş ki; milletvekili ihraç etmeye gelince yetki sonsuz, kurultay kararı almaya gelince yetki sıfır.
Hem genel başkanım de, hem kongre yapamam de… Sevsinler sizin butlanınızı!”
Uyuşturucu operasyonları kapsamında AKP’li Turgut Altınok’un damadı Efe Bezci gözaltına alındı.
Efe Bezci aynı zamanda eski ATO Başkanı Salih Bezci’nin oğlu.
Bu Bir Mevki Yarışı Değil, Demokrasiye Sahip Çıkma Mücadelesidir
Öncelikle bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: Burada yaşanan mesele bir koltuk ya da mevki yarışı değildir.
Burada verilen mücadele, demokrasiye, parti iradesine ve seçmenin tercihine sahip çıkma mücadelesidir.
Verilen butlan kararı, birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi, son derece tartışmalı bir karardır. Bu karar yalnızca CHP'yi değil, seçim hukukunun temel ilkelerini ve seçim yargısının otoritesini de tartışmaya açmıştır. Ortaya çıkan tablo, ciddi çelişkiler ve çifte standartlar yaratmıştır.
Bu nedenle partiye sahip çıkmaya çalışmak, partinin iradesini korumaya çalışmak bir makam veya mevki mücadelesi olarak değerlendirilemez.
Ben şahsen Özgür Özel'in ortaya koyduğu direnci bir koltuk kavgası olarak görmüyorum. Tam tersine, CHP'nin iradesine yönelik müdahale olarak görülen girişimlere karşı gösterilen siyasi ve demokratik bir direnç olarak değerlendiriyorum.
Bugün mesele kişilerden çok daha büyüktür. Mesele, siyasi partilerin kendi iradeleriyle mi yönetileceği, yoksa yargı kararları ve siyasi müdahalelerle mi şekillendirileceğidir.
Demokrasiye inanan herkesin üzerinde düşünmesi gereken konu da tam olarak budur.
Deniz Zeyrek - 10.06.2026
#Demokrasi #CHP #ÖzgürÖzel #Siyaset #Hukuk #SeçimHukuku #Partiİradesi #Türkiye #Gündem #SiyasiGelişmeler
Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Merkezi'ndeki Sözleri: Muhalefet mi, İktidar Söylemi mi?
Dün Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'nde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı ve açıkça AKP safına geçtiğini böyle belli etti:
“Yakında birlikte şükür namazı kılacağız. Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendini geliştirmek zorundadır. Büyüyerek gitmek zorundayız.”
Bu sözler, Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve hukuki sorunlardan tamamen kopuk bir siyasi anlayışın yansımasıdır.
Milyonlarca vatandaş geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, gençler gelecek kaygısı yaşarken, emekliler ve çalışanlar hayat pahalılığı altında ezilirken; ülkenin en önemli gündemi Osmanlı coğrafyasında büyüme hayalleri değildir.
Bu söylemler, yıllardır AK Parti tarafından dile getirilen siyasi ve ideolojik perspektifle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu nedenle bu açıklamaları heyecanla karşılayacak olanların önemli bir kısmı zaten iktidar saflarında yer alan kesimlerdir.
Muhalefetin görevi iktidarın söylemlerini tekrarlamak değil, iktidarı denetlemek, eleştirmek ve halkın gerçek sorunlarına çözüm üretmektir. Türkiye'nin bugün ihtiyacı yeni fetih ve nüfuz alanı tartışmaları değil; güçlü bir hukuk devleti, bağımsız yargı, ekonomik refah, eğitimde kalite ve toplumsal huzurdur.
İçişleri Bakanı'nın geçmişte dile getirdiği “Bir gün Kudüs valisi olmayı hayal ederdim” sözleri nasıl haklı olarak tartışıldıysa, benzer şekilde Osmanlı coğrafyasında büyüme ve genişleme eksenli söylemler de sorgulanmalıdır.
Türkiye'nin önündeki en acil mesele; vatandaşın alım gücü, gençlerin geleceği, adaletin tesisi ve demokrasinin güçlendirilmesidir. Muhalefetin de önceliği bunlar olmalıdır.
#KemalKılıçdaroğlu #CHP #Türkiye #Siyaset #Demokrasi #HukukDevleti #Ekonomi #Adalet #Muhalefet #GündemTürkiye #Gençlik #Özgürlük #SosyalDevlet #TürkiyeGündemi
Romanya ve Macaristan'da üretim maliyeti, Türkiye'deki üretim maliyetinin Avro bazında yarısı. Mısır'da Türkiye'dekinin beşte biri. Ekonomiyi global pozisyonunuza göre yönetemezseniz, taşıma su ile sonuç alamazsınız. Teşvikle hamasetle bu iş olmaz.
BYD'nin Türkiye'den Macaristan'a dönmesi, Türkiye'nin global düzlemde kaybettiği pozisyonunu da, Türkiye'de üretim faaliyeti gösteren Türk şirketlerinin dramını da apaçık belli ediyor.
Alım gücü daha yüksek olan Avrupa'da Türkiye'den daha ucuza üretilen mal, alım gücü daha düşük olan Türkiye'ye satılacak. Bu anormalliğin ekonomi yönetimindeki hatalardan kaynaklandığını ve hızla kırılganlaştığımızı gizlemek isteyenler de habire gündem değiştirip duracaklar.
Herkes şu gerçeği görmek zorunda: CHP’de yaşananlar bir “parti içi çekişme” ya da “iki tarafın kavgası” değildir.
Ortada, iktidarın siyasi baskısı ve yargı eliyle şekillendirilmeye çalışılan bir süreç vardır. CHP Genel Merkezi'nin, seçmenin iradesiyle değil, siyasi müdahaleler ve yargı üzerinden yürütülen operasyonlarla belirli bir grubun kontrolüne bırakıldığı yönünde çok ciddi bir toplumsal kanaat oluşmuştur.
Bu nedenle milyonlarca CHP seçmeni ve demokrasiye inanan vatandaş, ortaya çıkan tabloyu meşru bir siyasi rekabet olarak değil, muhalefeti dizayn etme girişimi olarak değerlendirmektedir.
Kimse bu durumu normalleştirmeye çalışmasın. Bir siyasi partinin geleceğinin sandıkta değil de mahkeme koridorlarında belirlenmeye çalışılması, sadece CHP’ye değil, Türkiye’de demokrasiye ve hukuk devletine zarar verir.
#CHP #Demokrasi #HukukDevleti #Adalet #SiyasiMüdahale #YargıBağımsızlığı #TürkiyeGündemi #Muhalefet #DemokratikSiyaset #Milliİrade #Seçmenİradesi #GündemTürkiye
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da aynı şeyi söyledi:
“Ulus devletten vazgeçin. Osmanlı millet sistemine dönün…”
-Bu “CHP” CHP değil.
Bu ifade, Atatürk’ün kurduğu partiye ait değil.
-Lütfen, “Altı Ok”u yakanızdan ve ambleminizden çıkarın. İkinci Cumhuriyetçilerle ve Tom Barrack’la kucaklaşın. Graham Fuller mezarında çok mutludur. Partinizin adı mesela, “Osmanlı Millet Partisi” olsun.
Kılıçdaroğlu, kendisine yönelen yoğun tepkileri yumuşatmak ve zaman kazanmak için tarihi belirsiz bir kurultay vaadinde bulunuyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında adalet ve demokrasi istediğini söyleyen biri, iktidar yargısından medet umarak CHP yönetimine el koymaya çalışmaz ve parti binasını polis zoruyla kontrol altına almaya kalkmaz.
Buradaki mesele basit bir parti içi tartışma değil; seçimle gelenin seçim dışı yöntemlerle değiştirilmesinin meşrulaştırılma çabasıdır.
Mahkemenin atadığı ama CHP tabanının, delegelerinin, Parti Meclisi’nin ve Meclis grubunun reddettiği bir ismin siyasi meşruiyeti olamaz.
Kemal Kılıçdaroğlu, mutlak butlan'la CHP'nin başına "getirileli" beri 18 gün oldu.
18 günden beri, kendisinden ve ekibinden, iktidarı eleştiren tek bir kelime gelmedi.
Misyonunun ve görevinin ne olduğunu belli!
"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!.."
Rum Yönetimi ile Fransa arasında Kuvvetler Statüsü Anlaşması yürürlüğe girdi
Bu anlaşma ile Fransa Güney Kıbrıs'ta asker, uçak, gemi konuşlandırabilecek,üsleri kullanabilecek
GARANTİ ANLAŞMASINA göre,GARANTÖR TÜRKİYE VE İNGİLTERE'nin buna karşı çıkma hakkı,yetkisi ve görevi var++
2.) İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Acaba o günlerde "devlet aklı" denilen şey, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişe sessiz kalmak mıydı?
Atilla Kart'ın ortaya koyduğu belgeler ışığında birçok vatandaş gibi ben de şu kanaate varıyorum: Eğer bu belgeler gerçeği yansıtıyorsa, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi yalnızca bu sisteme yeterince karşı çıkmamış değil, aynı zamanda milyonlarca mühürsüz oyun kabul edilmesini sineye çekerek bu sürecin önünü açan tarihi bir siyasi hata yapmıştır.
Yaklaşık 2 ila 2,5 milyon mühürsüz oyun kabul edilmesi karşısında sessiz kalınması, buna itiraz edenlerin önünün kesilmesi ve yıllarca bu konunun kamuoyundan uzak tutulması, demokrasiye inanan milyonlarca insan açısından kabul edilmesi son derece zor bir durumdur. Eğer Atilla Kart'ın ortaya koyduğu belgeler gerçeği yansıtıyorsa, Türkiye'nin siyasi tarihinde çok önemli bir dönüm noktası yeniden değerlendirilmek zorundadır.
Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki bu kritik dönemeç tüm yönleriyle aydınlatılmalı, ilgili kişiler kamuoyuna açıklama yapmalı ve cevapsız kalan sorulara net cevaplar verilmelidir.
#AtillaKart
#KemalKılıçdaroğlu
#BülentKuşoğlu
#DenizZeyrek
#BarışTerkoğlu
#ÖzlemGürses
#YSK
#MühürsüzOylar
#Referandum2017
#SeçimGüvenliği
#Demokrasi
#HukukDevleti
#CumhurbaşkanlığıSistemi
#TürkiyeSiyaseti
#SiyasiSorumluluk
#Milletİradesi
#Adalet
#Gündem
#Referandum
1.) Yıllardır 2017 referandumunda yaşanan tartışmalara karşı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin neden yeterince güçlü tepki vermediğini sorguladım. Neden milyonlarca mühürsüz oyun kabul edilmesine karşı sonuna kadar mücadele edilmediğini, neden bu konunun sürekli geri planda bırakıldığını anlamaya çalıştım. Meğerse Atilla Kart'ın geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu belge ve açıklamalar, bu sorulara çok farklı bir açıdan bakılması gerektiğini gösteriyor.
Atilla Kart'ın kamuoyuna sunduğu belgelere göre, YSK'nın yaklaşık 2 ila 2,5 milyon mühürsüz oy ve zarfı geçerli sayan kararından yalnızca 10 dakika sonra CHP Genel Merkezi tarafından teşkilatlara bir yazı gönderildiği görülüyor. Bu belge, yıllardır tartışılan birçok sorunun yeniden sorulmasını zorunlu hale getiriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Atilla Kart'ın yalnızca bir iddia ortaya atmıyor olmasıdır. Kart, tarihleri, saatleri ve yazışmaları içeren belgeler sunduğunu ifade ediyor. Eğer kamuoyuna yansıyan belgeler doğruysa, ortada artık basit bir siyasi polemik değil, Türkiye'nin yakın siyasi tarihini ilgilendiren çok ciddi bir tablo bulunmaktadır.
Konuya ilişkin en kapsamlı açıklamalardan biri de Atilla Kart'ın Barış Terkoğlu ve Özlem Gürses ile yaptığı uzun röportajda yer alıyor. Bu röportajda yalnızca mühürsüz oylar meselesi değil, YSK'nın aldığı kararın hukuki boyutu, açılması planlanan davalar, uluslararası hukuk yolları ve CHP yönetiminin süreç boyunca sergilediği tutum da ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Atilla Kart, yıllardır kamuoyunun yeterince bilmediği birçok belgeyi ve sürece ilişkin değerlendirmelerini burada paylaşıyor.
📺 Röportaj:
https://t.co/LNfJ98hW7d
Bugün sosyal medyada yeniden alevlenen tartışmaların temelinde de büyük ölçüde bu yayınlar bulunuyor. Özellikle Deniz Zeyrek'in YouTube programında gündeme taşıdığı değerlendirmeler ve Atilla Kart'ın ortaya koyduğu belgeler, referandum sürecinin yeniden sorgulanmasına neden oldu. Deniz Zeyrek'in programında "Kulaklarıma inanamadım" ifadeleri dikkat çekerken, Atilla Kart'ın ortaya koyduğu belgeler kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Sosyal medyada paylaşılan özet iddialara göre, YSK'nın saat 16.10'da mühürsüz oy ve zarfların geçerli sayılmasına ilişkin kararının ardından CHP Genel Merkezi'nin yaklaşık 10 dakika sonra teşkilatlara bu kararı ilettiği ve itiraz edilmemesi yönünde bir tutum aldığı öne sürülüyor. Bu nedenle konu bugün X başta olmak üzere birçok platformda yoğun şekilde tartışılıyor.
Muhalif ve CHP eleştirmeni çok sayıda hesap, bu gelişmeyi 2017 referandumunun perde arkasını ortaya çıkaran önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor. "Referandumun perde arkası", "mühürsüz oylar", "ihanet", "seçim güvenliği" ve "demokrasi" gibi başlıklar altında binlerce paylaşım yapılıyor.
Eğer ortaya konulan belgeler doğruysa, Türkiye'nin yönetim sistemini değiştiren referandum sürecinde en ağır siyasi sorumluluklardan biri dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine aittir.
YSK'nın milyonlarca mühürsüz oy ve zarfı geçerli sayan kararı, o gün demokrasiye ve seçim güvenliğine vurulmuş en büyük darbelerden biri olarak değerlendirilmişti. Muhalefetin görevi böyle bir karara sonuna kadar direnmek, hukuk mücadelesi vermek ve millet iradesini korumaktı. Ancak bugün ortaya çıkan bilgiler, CHP yönetiminin bu konuda beklenen direnci göstermediği yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca demokrasi, hukuk ve adalet söylemleriyle siyaset yaptı. Ancak Atilla Kart'ın ortaya koyduğu belgeler doğruysa, Türkiye'nin rejimini değiştiren referandumda sergilenen tavır bu söylemlerle ciddi şekilde çelişmektedir. Daha da önemlisi, milyonlarca mühürsüz oyun kabul edilmesi gibi tarihi bir olay karşısında yeterli mücadele verilmemiş olması, siyasi açıdan ağır bir sorumluluk doğurmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan ve yıllarca sağ kolu olarak görülen Bülent Kuşoğlu'nun sonradan yaptığı "devlet aklı" açıklamaları da bu nedenle yeniden gündemde.
TÜİK'in 2020 nüfus verilerine göre Türkiye'nin yaklaşık 83,6 milyonluk nüfusunun %77'sini oluşturan 15 yaş ve üzeri nüfus 64 milyonu aşıyor. Bugün gelinen noktada, Türkiye'de 15 yaş üstü nüfusun yaklaşık üçte biri hakkında soruşturma açıldığı ifade ediliyor.
Bir ülkede milyonlarca insanın soruşturma dosyalarında yer alması, sadece hukuki değil aynı zamanda toplumsal ve siyasi bir tartışma konusudur. Hukukun temel amacı vatandaşın güvenliğini ve adalet duygusunu güçlendirmek olmalıdır.
Kaynak: TÜİK 2020 ADNKS verileri. Türkiye'de 15-64 yaş grubu nüfusun oranı %67,7 olarak açıklanmıştır.