Bugün Hans Hoppe’nin doğum günü. Bu vesileyle Rothbard’ın Hoppe ve argümantasyon etiği üzerine kaleme aldığı bu yazıyı çevirdik.
Öz sahiplik ve özel mülkiyet hakları apaçık aksiyomlardan türetilebilir mi? Bu hakları reddeden biri, daha tartışmaya başladığı anda kendisiyle çelişir mi? Olgu ile değer arasındaki ayrım gerçekten aşılabilir mi?
Rothbard bu yazıda Hoppe'nin kendisini haksız çıkardığını büyük bir mütevazılıkla kabul ediyor. Hoppe’nin anarko-kapitalist Lockeçu hakları nasıl temellendirdiğini ve liberteryen siyaset felsefesini yıllardır süren teorik çıkmazdan nasıl kurtardığını anlatıyor.
✍️ Çevirmen: Furkan Yelgen (@FurkanYelgen_)
🖋️ Yazar: Murray N. Rothbard
🔗 https://t.co/e4a4OR5sfb
Çoğunluğun bir şeyi istemesi, bireyin haklarını ortadan kaldırır mı? Demokratik yollarla alınan her karar meşru mudur? Seçilmiş olmak, yöneticilere başkalarını zorlama hakkı verir mi?
Huemer bu makalede çoğunluk iradesi, müzakereci demokrasi ve siyasal eşitlik üzerinden demokratik devletin otoritesini sorguluyor. Ayrıca modern demokrasilerin halkın rızasını ne ölçüde yansıttığını inceliyor.
✍️ Çevirmen: Seyitali Emir Ongur (@Wittgenstay)
🖋️ Yazar: Michael Huemer
🔗 https://t.co/fWCPp6VUTv
Kolektivist ekonomistler paranın doğasını bir türlü anlayamaz. Onlara göre para borç senedidir, devlet tarafından yoktan yaratılarak oluşturulur.
Halbuki bu iddia hem teorik olarak mümkün değildir hem de tarihsel verilerle yanlışlanmıştır.
Para, genel kabul görmüş mübadele aracıdır. Tıpkı diğer iktisadi mallar gibi bir değere sahiptir. Paranın değeri, kaç birimiyle hangi maldan kaç adet elde edebileceği ile ilgilidir. Bu değer yine tıpkı diğer mal ve hizmetlerin değeri gibi subjektiftir ve zamanla değişkenlik gösterir. Bir malın değerini belirleyen temel etken olan arz-talep ilişkisi para için de geçerlidir. Paranın arzı ve paraya olan talep onun değerini ortaya çıkaracaktır. Bir piyasadaki para miktarı ne kadar fazla ise o paranın bir birimini elde etmek o kadar kolaylaşacaktır. Para elde etmek için piyasaya sunulması gereken mal veya hizmet görece daha fazladır, yani paranın değeri görece daha düşüktür. Benzer şekilde, bir paraya olan talep az ise, yani insanlar o parayı elde etmek için mal veya hizmet sunmaya istekli değillerse paranın değeri düşecektir. Parayı elinde bulunduran insanlar, para karşılığında daha az mal ve hizmet talep etmeye mecbur kalacaklardır.
Arz-talep ilişkisi yönünden mal ve hizmetlerle bu anlamda benzerlik gösteren parayı bunlardan ayıran önemli özelliklerden bir tanesi şudur: Mal ve hizmetlerin arzını artırmak o toplumdaki insanların geneline fayda sağlarken bu durum para için geçerli değildir. Örneğin araba arzının artması topluma fayda sağlar; çünkü araba almak geçmişe kıyasla daha kolay hale gelir. Ancak para arzını artırmak toplumun tamamına fayda sağlayamaz; çünkü para direkt olarak tüketilen bir mal değildir. Mübadele işlevi gören paranın arzını artırmak, onun değerini, yani satın alma gücünü geçmişe kıyasla düşürür. Para elde etmek isteyen ve parayı bir süre biriktiren insanların amacı onunla gelecekte belli mal ve hizmetlere ulaşmaktır. Arzı artırılarak değeri sürekli düşürülen paraya olan talep de zamanla azalacaktır. Zira ileride değeri düşeceği bilinen bir mübadele aracını elde etmek ve onu bir süre elde tutmak bireyin amacına, insan eylemine terstir.
Tarih boyunca kullanılan deniz kabuğu, tuz, demir, sigara, gümüş, altın gibi mal paralar (commodity money) kolektivist ekonomistlerin iddialarını ampirik olarak çürütür. Paranın borç senedi olarak devletler tarafından ortaya çıkarıldığı iddiası bu tarihsel gerçekler ışığında temelsiz bir iddiadan ibarettir. İnsanların gönüllü bir şekilde gümüş veya altını mübadele aracı olarak kullanması paranın borç senedi olarak ortaya çıktığı ve ancak devlet tarafından hiçlikten yaratılarak oluşturulabileceği iddiasını yanlışlamaya yeter. Özellikle son yüzyılda devletlerin mal paralara el koyması, hiçlikten ürettikleri kendi kağıt parçalarını yasal olarak dayatması diğer göstergelerden biridir. Para ancak devlet eliyle oluşabilecek ise bireylerin başka bir malı mübadele aracı olarak kullanması ve o malın genel kabul gören mübadele aracı (para) haline gelmesinin neden zorla engellendiği kolektivistler için cevaplanması mümkün olmayan sorulardan bir tanesidir.
Kaldı ki paranın devlet tarafından ortaya atıldığı iddiası (Chartalism olarak bilinen teori) paranın ilk olarak nasıl ortaya çıkabileceği ve ilk değerini nasıl, neye göre elde edebileceği sorusuna cevap veremez. Paranın olmadığı bir piyasaya devlet parayı tanıtamaz, paranın kaç biriminin hangi mal veya hizmetten ne kadar elde edebileceğini tespit edemez.
Ludwig von Mises tarafından geliştirilen ve "Regression Theorem" olarak bilinen teori paranın ilk değerenin nasıl ortaya çıkabileceğini açıklar. Paranın bugünkü değeri dünden, dünün parasının değeri bir önceki günden gelir. Bu geriye yürütme yöntemiyle takas ekonomisine ulaşılır. Para, takas ekonomisinde kullanılan mallardan ortaya çıktığı için değerini de bu ekonomiden alır.
Paranın kıt bir iktisadi mal olduğu ve buna göre muamele görmesi gerektiği bir gerçektir. Paranın kıt olmadığı savunusu özellikle fakirlere zarar verir. Zira kıt olmayan itibari para sisteminde para arzını yoktan var ederek artırmak ekonomide Cantillon Etkisi (Cantillon Effect) olarak bilinen sürecin ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Yaratılan yeni para mutlaka birilerinin eline daha erken geçer. Yeni paraya ilk ulaşanlar devlet, devlet tekelindeki bankacılık sektörü ve yine devletle işbirliği yapan belli sektörlerdeki belli insanlardır. Bu ayrıcalıklı kesim yeni yaratılan parayı kullanarak mevcut fiyatlarla piyasadaki mallara ve hizmetlere ulaşır. Sürekli artan para arzı bir süre sonra mal ve hizmetlerin fiyatını, ceteris paribus, geçmişe kıyasla artırır. Politik ilişkilere dahil olmayan dar ve orta gelirli insanların gelirleri ya artmaz ya da artsa bile artık yeni ve daha yüksek fiyatlarla baş başa kalırlar. Özellikle yoksulların ve orta kesimin hayat standardı düşmüş olur.
Bankaların kredi vererek mevduat yaratması bir yanılsamadan ibarettir. Normal şartlarda kredi verilebilmesi için öncelikle birikimin, tasarrufun olması gerekir. Biriktirilmeyen, var olmayan şey bir başkasına ödünç verilemez. Günümüz bankacılık sisteminde ise hi̇çlikten yaratılarak verilen krediler mevduatları oluşturur. Halbuki yoktan oluşan bu mevduatlar insanların gerçek birikimlerini yansıtmaz. Bilişim sistemlerinde oluşturulan rakamlardan ibarettir. İnsanlar birikim yapmış ve geleceğe yatırım yapmak istiyormuş gibi bir görüntü oluşur. Gerçekte ise insanlar zaman tercihlerini (time preference) düşürmemiştir. Bu sürecin sonunda yapay bir büyüme gerçekleşir, ekonomi iyiye gidiyormuş gibi gözükür. Boom (büyüme, patlama) olarak adlandırılan bu dönem gerçek tasarruflarla değil, yoktan yaratılan itibari parayla finanse edildiği için Bust (çöküş, daralma) dönemi kaçınılmazdır. Yapay olarak büyüyen sektörlerin bu büyümeyi sonsuza kadar devam ettiremeyeceği bir süre sonra anlaşılır ve bu şirketler iflas etmeye başlar. Daralma gerçekleşir, işsizlik artar. Yapay büyümeyle yönlendirilen kaynaklar daralma döneminde yeniden tahsis edilmeye başlar. Bu daralma, yapay büyümenin yarattığı yıkımın tedavisidir. Zararlı olan süreç daralma dönemi değil, önceki yapay büyüme dönemidir. Daralmanın piyasa koşullarında serbestçe gerçekleşmesine müdahale edilmemelidir, aksi takdirde yeni bir yapay büyümeye ve hatta krizlere, hiperenflasyona sebebiyet verilebilir.
Avusturya İş Döngüsü Teorisi (Austrian Business Cycle Theory - ABCT), bu süreci ve ekonomik krizlerin nasıl oluştuğunu açıklayan teoridir.
Yoktan yaratılan itibari para kaynak yaratamaz, refahı artıramaz. Ancak ve ancak var olan kaynakların yeniden dağıtılmasına sebebiyet verir. Bu kaynak aktarımı devlete yakın olan ayrıcalıklı kesime doğrudur. En büyük zararı ise devletle yakın ilişkisi olmayan fakir ve orta kesim görür. İtibari parayı, paranın yoktan yaratılmasını savunmak bu sebeple fakirlerin ve orta kesimin değil, devletle ahbaplık ilişkisi kuran insanların, özellikle de yandaş zenginlerin yanında olmaktır.
Sonuç olarak kolektivist/müdahaleci ekonomistlerin paranın kredi olduğuna, talebe göre devlet tarafından bankalar aracılığıyla yoktan yaratılarak oluşturulabileceğine, merkez bankasının özellikleri ve sorumluluklarına dair iddiaları teoride mümkün olmayan ve pratikte defalarca yanlışlanan hayali bir masaldan ibarettir.
Vardan para yaratmak veya karşılıklı para yaratmak nedir?
Para karşılıksız yaratılan birşeydir. Paranın karşılığı belli bir miktar maden varlığı değildir. Para bir borç senetidir ve bir borç ilişkisi sonucu açığa çıkar. Özünde kredidir. Para arzını belirleyen para talebidir. Para talebi ise toplam talep beklentileri veya bir büyüme hikayesine bağlı olarak oluşan yatırım isteği ile artar.
Yatırımlar tasarruflarla değil kredi ile finanse edilirler. Bu kredi talebi bir para talebidir ve bankalar bu kredi talebini onaylarsa kredi vererek mevduat yani para yaratırlar. Bankalar kimsenin mevduatından bir başkasına borç veremezler yani krediler mevduatlardan verilmez aksine kredi vererek mevduat/para yaratırlar.
Dolayısıyla banka bilançoları aktiften pasife doğru çalışır. Merkez Bankası da bir bankadır. Bankaların bankası (son kredi veren) ve Hazinenin kasasıdırlar. Merkez Bankası da aktiflerini büyüterek yani varlık satın alarak yükümlülük yaratır. Merkez Bankası parası Merkez Bankasının yükümlülüğüdür. Hazinenin tahvil, bono gibi araçları borç değil paradır.
O halde TCMB isterse buna uygun düzenleme yapılırsa Hazineye doğrudan avans açarak veya Hazine kağıtlarını satın alarak Hazinenin özel bankalara borçlanmasının yüksek faiz ödemesinin önüne geçebilir. Hazinenin MB'den borçlanması ile bankalardan borçlanması arasında para arzındaki artış miktarı açısından hiç bir fark yoktur. terk fark özel bankalara yüksek faiz ödenmesidir.
İşte Ortodoks iktisat bu yolun tıkanmasını önlemek için parayı kıt bir varlık olarak anlatmaya, para arzı enflasyon, bütçe açığı enflasyon üzerinden hikayeler uydurmaya devam etmektedir.
Friedmancı yalancılar ...
Ludwig von Mises’in Enflasyon başlıklı bu yazısını https://t.co/Tra0Rhc6Cz’da okuyabilirsiniz.
Para arzındaki artış neden fiyatları yükseltir? Enflasyon toplumun farklı kesimlerini neden aynı anda ve aynı biçimde etkilemez? Yeni yaratılan parayı ilk alanlar neden avantaj elde ederken, paraya daha geç ulaşanlar neden kaybeder?
Mises, enflasyonu “fiyatların yükselmesi” olarak değil, para arzının artırılmasıyla başlayan ve toplum içerisinde adım adım ilerleyen bir süreç olarak ele alıyor. Enflasyonun işsizliği neden çözemeyeceğini, sağlam paranın hükümet harcamalarına nasıl bir sınır koyduğunu ve enflasyonun neden sürdürülemez bir politika olduğunu tarihsel örneklerle açıklıyor.
✍️Çevirmen: @FurkanYelgen_
🖋️https://t.co/JK5AAhYtvs
Logomuz ne anlam ifade ediyor ve neden bal porsuğu?
Bal porsuğu; cesareti, bağımsızlığı ve özgürlüğünden taviz vermemesiyle bizim için güçlü bir sembol. Kendinden çok daha büyük ve güçlü rakiplerin karşısında bile geri adım atmaması, özgürlük mücadelesinde ihtiyaç duyduğumuz kararlılığı temsil ediyor.
Sarı ve siyah renkleri ise liberteryen ve anarko-kapitalist gelenekte özgürlük, devlet karşıtlığı ve serbest piyasa ile özdeşleşen renklerdir.
Bal porsuğunun bir tepeye doğru tırmanması da tesadüf değil. Bir bakıma Sisifos’u temsil ediyor: Yolun kolay olmadığını bilerek, devleti küçültmek ve bireysel özgürlüğün alanını genişletmek için verilen bitmeyen ve yılmaz mücadeleyi.
Belki zirveye ulaşmak kolay değil. Belki hedeflediğimiz ideale hiçbir zaman tamamen ulaşamayacağız. Ama yine de tırmanmaya devam edeceğiz. Her adımda biraz daha ilerleyecek, biraz daha mesafe kat edecek ve özgürlüğün alanını biraz daha genişleteceğiz. Yol ne kadar uzun ve zorlu olursa olsun, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Bugün yayın hayatımıza başlıyoruz.
Türkiye’de liberteryen ve klasik liberal fikirlerin ana akımda daha fazla duyulması, özgürlük, mülkiyet hakları, serbest piyasa ve sınırlı devlet gibi fikirlerin daha geniş kitlelere ulaşması amacıyla bu oluşumu kurduk.
Sitemizde özgün yazılar ve çeviriler şu anda bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde bunlara düzenli olarak çok daha fazlası eklenecek. Ayrıca YouTube’da sesli makaleler ve liberteryenizmi, serbest piyasayı, özgür toplumu ve Avusturya İktisat Okulu’nu anlatan videolar hazırlayacağız.
Bugünün bizim için sembolik bir anlamı var. 15 Ağustos 1971’de bundan tam 55 yıl önce doların altına çevrilebilirliğinin resmen sona erdirilmesiyle, para sisteminin altınla olan son önemli bağı da koparıldı. Sağlam paradan, arzı merkez bankalarının kararlarıyla sınırsız biçimde genişletilebilen itibari para düzenine geçişin önünü açan bu kırılma, bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında enflasyon ve parasal istikrarsızlığın merkezindedir. Türkiye gibi kronik enflasyon tecrübesi yaşayan ülkelerde bunun sonuçlarını hepimiz yakından biliyoruz.
Savunduğumuz şey yalnızca bir iktisat teorisi değil: sağlam para, serbest piyasa, özel mülkiyet ve özgür bireylerden oluşan özgür bir toplum.
Daha yeni başlıyoruz. Takipte kalın.