‘’Abdullah Öcalan’a İmralı Adası’nda bir ev inşa edildiğini söyledi. Önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan, ev konforuna sahip bir yer…
Öcalan’ın burada normal hayatın akışına uygun şekilde yaşayabileceğini, ancak henüz bu eve geçmeyi kabul etmediğini anlattı.
‘Neden?’ diye sordum. Verdiği yanıt şu:‘Çünkü statü istiyor.’’
Bir düşünün…
On binlerce insanın hayatını kaybettiği PKK terör örgütünün elebaşı terörist için cezaevinde bahçeli, ev konforunda yeni bir yaşam alanı hazırlanıyor.Kabul etmiyor ‘’Statü’’ istiyormuş !
Daha önce Adalet Bakanı Akın Gürlek gazetecilere bu iddiayı yalanlamıştı.
PKK’ya karşı olan Kürt gruplar gerçekleri açıklıyor.
Kandil’e Hendek saldırılarını başlatması emrini veren Öcalan, talimatı iletmesi için Sırrı Süreyya Önder görev vermiş.
Sonra da saldırı başlatılmış.
O hani sevgi sözcüklerine boğduğunuz ve devlet töreniyle uğurladığınız ‘sevimli’ adamın gönderdiği talimatla 793 asker ve polisimiz şehit olmuş.
Sevgi sözcüklerine devam…
Günlerdir beni “iftira atmakla”, “yalan söylemekle” suçlayan Melih Gökçek ve avanesi…
Belgeleri savcılığa sunacağımı anlayınca, TV100’de Sinan Burhan’a yaptıkları açıklamada; benim Onlar DOSYA programında ,Sözcü TV de anlattıklarımı ve Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdıklarımı harfiyen doğrulamışlar!
Hadi buyurun…
Yurt binasını da…
Vilbert’teki 8,5 milyon Euro’luk alışveriş merkezini de…
Lüksemburg’daki 180 milyon Euro’luk alışveriş merkezi pazarlığını da…
Harfiyen doğrulamışlar!
Günlerdir “yalan”, “iftira” dedikleri ne varsa, şimdi çıkıp kendi ağızlarıyla anlatıyorlar.
Daha durun…
Ben yeni başlıyorum.
Üç yıllık bir savcı, Türk Ordusuna 40 yıl hizmet etmiş bir komutana 11yıl önceki bir konuşmasından dolayı soruşturma başlatıyor ve komutan cezaevine konuluyor. Bu ülkede hukuk kalmadığı gibi uğruna ölmeye hazır olduğumuz hiç bir değerin mehabetine hürmet de kalmadı. 11 yıl önceki sözlerinden dolayı hapse atılan Amiral Türker Ertürk, o pek övündüğümüz TCG Anadolu gemisinin projesinde imzası olan kişidir, bilen var mı?
Çerçeve yasa başlangıçtır. Ucunda yeni anayasa/değişikliği olan, ulus devleti ortadan kaldırma riski barındıran, yeni bir devlet tasarımını içermesi muhtemel, ABD’nin şefkatli monarşisini bölgeye uyarlama amacına uygun, sonuç olarak ülkenin hayrına olmayan projenin ilk adımıdır.
Dağdaki ve Avrupa'daki PKK'lılar, "eline silah almamış" tüm militanlar affedilecek, siyaset yapabilecek.
Ama Ekrem İmamoğlu vd. belediye başkanları, işadamı Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, hukukçular Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı içeride kalacak.
"Çerçeve yasa" garabeti.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Mizah insanları aşağılamaz, onlara aşağılanmış olduklarını hatırlatır. Onları güldürürken uyandırır. O nedenle bazı rejimlerde “kasten adam güldürmek” suçtur!!
Düşük IQ'lu butlancılara anlatır gibi anlatayım:
- İmamoğlu'nu KİMSE terk etmeyecek.
- Kılıçdaroğlu'nu AKP'nin getirdiğini KİMSE unutmayacak.
- Özgür Özel'in yanından KİMSE ayrılmayacak.
Ayak serçe parmaklarınızdan küçük beyinlerinize şu üç bilgiyi sokun, öyle konuşun
İfade ve basın özgürlüğünün önemini bir gün iktidar destekçileri de anlayacak. Bu ülkede komedyenler, siyasetçiler, gazeteciler hatta sokak röportajında konuşanlar tutuklanıyor. Şakaya gülen bile tutuklanmıştı…
Bu memlekete çok yazık ediyorsunuz çok
#denizgöktaşyalnızdeğildir
Türk Dil Kurumu (TDK), Babalar Günü nedeniyle paylaştığı "Atatürk" paylaşımını sildi.
TDK'yı Atatürk kurdu. Makamını, özgürlüğünü, vatanını borçlu olduğu Atatürk paylaşımını silmiş.
-Atatürk olmasaydı, o makam olmayacaktı, işgalcilerin bayrakları olacaktı. Anadolu'da Türk kalmayacaktı. Nankörlüğün zirvesi nedir derseniz, budur derim...
"Vefa imandan gelir" diye bir hadis vardır. Demek, bu hadise de inanmıyor.
-Atatürk'ü kim sevmez?
-İstanbul’u işgal eden ülkeler sevmez, İstanbul’u onlardan kurtardığı için,
-İşgalciler sevmez, Anadolu’yu işgalden kurtarıp, Sevr’i yırtıp çöpe attığı için,
-PKK terör örgütü hiç sevmez, Şeyh Sait ve yandaşları sevmez, Türkiye’yi parçalayacak projeyi engellediği için,
-İşgal döneminde işgalci devletlerle işbirliği yapanlar hiç sevmez, köle olmalarını önlediği için,
-Afganistan ve benzer ülkelere özenenler sevmez, özgür ve çağdaş bir devleti kurduğu için.
-Yakup Kadri, 1932'de dünyanın en haklı sorusunu sorar; "İnsan Türk olur da nasıl Mustafa Kemal Paşa'dan yana olmaz?"
Evet, insan bu vatanda yaşar da Atatürk’ü sevmez mi?..
“ANAYASA DEĞİŞİKLİNE EVET DERİZ”
Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin “iktidar desteği ile” atandığı iddialarının arkasındaki temel motivasyonun “anayasa değişikliği” olduğu konuşuluyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası bir seçimde 1 kez daha aday olabilmesinin 2 koşulu var:
Ya “Anayasa değişecek ya da Türkiye “erken seçime” gidecek.
Kemal Kılıçdaroğlu canlı yayında “anayasa değişikliği” için “evet diyeceğiz” dedi.
Bu denklemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığı için Kılıçdaroğlu’nun tavrı da ortaya çıktı.
Kılıçdaroğlu’nun “neden göreve getirildiği” bu açıklamayla daha net anlaşılıyor.
uzun zamandır görülmemiş tempoda, cesurca her sorunun sorulduğu, fikri takipte ısrarcı olunan bir röportaj oluyor. @ilgazsenem@baristerkoglu@aslikurtuluss tebrik ediyorum @szctelevizyonu bağımsız yayıncılığın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlattı 🙏🏻🙏🏻