Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki yakınlaşma sonucu Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin,
Ortadoğu’da barışın tesisi yönünde çözümün bir parçası olmaktan çok, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür.
ABD ve İsrail, İran’ın kendileri için büyük güvenlik tehdidi oluşturacağı vehmiyle, İran’a karşı başlattıkları tek taraflı saldırgan tutumlarla istedikleri sonucu alamayınca farklı yöntemlere başvurmaya başlamışlardır. ABD ve İsrail bölgedeki Müslüman ülkeleri İran’a karşı vekil güçler olarak kullanmak istemektedir. ABD etkisiyle imzalanan Mekke Anlaşması’nı da bu kapsamda değerlendirmek gereklidir. Anlaşmanın isminin de bu asıl amacı perdelemek için özellikle seçildiği anlaşılmaktadır.
Küresel güç odaklarının Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bloğu ile İran’ı karşı karşıya getirebilecek ve Ortadoğu’nun istikrarını bozmaya yönelik hamlelerinin farkında olmak ve buna karşı tedbir almak gereklidir.
Bu nedenle, Türkiye’nin öncülüğünde acilen, D-8 Teşkilatı’nı oluşturan ülkelerin ortaya koyacakları ‘kapsamlı eylem planı’ ile bölge aktörlerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla gerçek ve kalıcı çözümü ortaya koymaları elzemdir.
“Ahbap çeklerini ve senetlerini kimi yerlerde teminat olarak kullandım.”
Haluk Levent’e ait bu savunma ve ifadesinin geri kalanı ne insani, ne vicdani ne ahlaki.
Türk halkının ortak dayanışma ruhuna ve güven duygusuna vurduğu darbe nedeniyle lanetliyor, olayın tüm boyutlarının aydınlatılmasını adaletin yerini bir an evvel bulmasını kamu vicdanı adına talep ediyorum.
Kendi adıma çıkarmam gereken dersleri de çıkardım. Bundan sonra böyle süreçlerde devletin resmi kurumları dışında hareket etmemenin önemini görmüş olduk…