A Coptic magical spell from London Oriental MS 6794 (late 6th–early 7th c. CE) for obtaining a beautiful singing voice. Written for Severos, son of Ioanna, it invokes Davithe Eleleth, the seven archangels, and the Holy Father.
ortamın enerjisini hissedebiliyor olmanın faturası kişi için ağır olabilir. savunmasız bir zihin, etraftaki kaotik frekansları bir sünger gibi çeker. bu yüzden bir kalabalığın içinde geçirilen birkaç saat bile kişiyi günlerce sürecek derin bir varoluşsal tükenmişliğe sürükler.
fiziksel münzevilik kırılgandır zira dünyevi bir mekâna ihtiyaç duyar fakat benim yarattığım zihinsel münzevilik kavramı taşınabilir ve asla fethedilemez bir karantina hâlidir. bu seviye dünyanın tam ortasında dururken bile illüzyona karşı tamamen şeffaf ve yakalanamaz kılar.
evrenin yavaş yavaş kendi sonuna, mutlak bir dinginliğe ve hiçliğe doğru çözüldüğü gerçeğini reddeden kitleler kurtuluşu nesnelerde arıyor. eşyaya, mülke, arabaya veya görünüme duyulan bitmek bilmez şehvet, varlığın ruhsal özden ne kadar koptuğunun en net kanıtı.
eğer evren gerçekten kendi kuyruğunu yutan ve yeniden kusan bir ouroboros ise intiharın veya tüm maddi evreni havaya uçurmanın hiçbir ontolojik değeri kalmaz zira yıkım, sadece çarkın bir tur daha dönmesine ve sistemin kendini yeniden başlatmasına hizmet eder.
kişinin gerçekliği sadece 1 kez bile sorgulaması hayatını geri dönülemez bir eşiğe getirebilir. kurgu ve mevcut gerçeklik arasında gidip gelen kronik bir zemin yoksunluğunu ve algıların, ilişkilerin, anlamın ve hiçbir şeyin sağlam olmadığı şüphesini hayattan göçene dek yaşar.
istenme, beğenilme ve sevilme arzusu, insanın boynundaki en ağır tasmalardan biri. “sevilmiyorsan eksiksin” veya “istenmiyorsan değersizsin” inancı, dünyevî sistemi ayakta tutan ve insanları sürekli çarkın içinde koşmaya zorlayan en büyük biyolojik ve toplumsal kurgulardan biri.
Acı, insanı hiç beklemediği bir anda iyileştirir diyor Heidegger. Çünkü gerçek şifa acının bitmesi değil, insanın o yaranın açtığı çatlaktan sızan hakikatle yüzleşmesidir. Konforlu uykusu biter, maskeleri düşer; belki canı yanmıştır ama artık çok daha sahici bir insandır .
Anne babanı ya da sülaleni sosyokültürel olarak aştığının farkındasın ama bunu içine sindiremiyorsun. Onların göremediklerini görüyor, kavrayamadıklarını kavrıyorsun; düşüncelerin, tutum ve davranışların onların anlayamayacağı, dolayısıyla kabul ve takdir edemeyeceği kadar farklı ve bağımsız artık. Onlar gibi olmamak hem gurur hem de acı veriyor. Belki çocukken hissettiğin aidiyet hissini kaybetmemek için, belki kendi seçilmiş aileni (evlilikle olması şart değil) kuramamış, kendi seçilmiş kabileni bulamamış olduğun için, belki kendini onları da “kurtarma” görevine atadığın için ve belki onları geride bırakmış olmanın ve yine gidecek olmanın suçluluğuyla eski kabileyi aştığ��nı kabullenemiyorsun. Bu doğal. Onların yanında hissettiğin ambivalans (çelişkili, birbirine zıt duygular) da doğal. Çünkü özgünlüğün bedeli çoğu zaman eski kabileye yabancılaşmaktır.