KAMUOYUNA DUYURU... (Aynı zamanda yaşadıklarımı anlatan ibretlik bir hikayenin sonu)
Bu metin bir istifa mektubu olup aynı zamanda yaşadıklarımın ve bana yaşatılanların bir özeti niteliğindedir. 2009’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, o dönemki Fethullahçıların devlet kadrolarını işgal etmesi ve KPSS sınavında soruları çalması sebebiyle kamuda hakkım olan işlere giremedim. Ardından 2011 yılında MEB tarafından açılan ve o dönem mülakatsız alım yapan YLSY bursunu kazanarak yurt dışına yüksek lisans ve doktora eğitimi için gönderilmeye hak kazandım. Bu eğitimden sonra sürdüreceğim kamu hizmetini ise Çankırı Karatekin Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde yapmayı tercih ettim. Eğitimim boyunca ilgili birim amiri tarafından (şu anda da aynı görevde bulunan) öğrenim planlarımın tamamen keyfî olarak onaylanmaması ve tarafıma birçok kez zorluk çıkarılmasına rağmen eğitimimi başarıyla tamamlayarak 29 Mayıs 2019 tarihinde üniversitede görevime başladım.
Görevimi sürdürdüğüm ilk iki yıl boyunca, o dönemki Rektörlük makamınca şartları sağlıyor olmama rağmen kadrom verilmedi. O dönemki Rektörden randevu taleplerime bir kez bile geri dönüş yapılmadı. Kadro üzerinden yürütülen bu mobbing süreci ise 2021’den sonra başka bir boyuta evrildi. Önce MEB tarafından önerilen ve sonrasında yasalaşan kanun teklifi ile YLSY bursu kapsamında eğitimlerini başarılı şekilde tamamlayanların doktor öğretim üyeliği kadrolarına doğrudan atanması bir yasal hak hâline getirildi. Fakat o dönem göreve yeni başlayan Rektör H.Ç. ve onun yardımcısı H.O. tarafından bu yasa değişikliği, ilgili dilekçelere rağmen uygulanmadı. Kendisi ile görüştüğümde tarafıma, "Dava aç kazanırsın, hemen atamanı yaparız o zaman," tavsiyesi verdi. Bu tavsiyeyi takip ederek açmış olduğum davayı kazandıktan sonra da atamam yapılmadı. Başka bir toplantıda kendisine doğrudan, "Yargı kararlarını uygulamanız ve atamamı yapmanız gerekir," dememe rağmen Rektör ve yardımcısı tarafından, "Yapmıyorum, istinafı bekleyeceğim," şeklinde yanıtlar verildi. Bu esnada da bu yöneticiler tarafından şahsıma mobbing uygulanmaya devam edildi. Bu durumu eleştiren sosyal medya paylaşımlarım, yine aynı fakültedeki profesör sıfatlı bir muhbirin ihbarlarıyla gerekçe gösterilerek, fakultedeki ilgili yoneticilerin de bu durumu desteklemesiyle birlikte bir devlet memuruna ihraçtan önce verilecek en ağır ceza olan kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırıldı.
Uzun süren yargılama sürecinde de yine sürekli açılan soruşturmalar ve mobbingler Rektör ve yardımcısı tarafından devam ettirildi. Bu esnada farklı bir üniversiteye geçmek için çeşitli üniversitelerde mülakatlara girsem de ilgili kadrolar belli şahıslara özel olduğu için bir netice alamadım. Bu süreçte kariyerime devam etmenin mümkün olmadığını görerek yurt dışına gitme kararı aldım. Tabii bu karar sonrasında istinaf sürecinde davayı kazandım; atamamı yapmak zorunda kaldılar ve ayrıca üniversiteyi tazminata mahkûm ettim.
Yurt dışına gitme kararımdan önce devlet memurluğundaki 1 yıllık ücretsiz izin hakkımı kullandım. Bunun akabinde ise yeni doğan çocuğumdan kaynaklanan 2 yıllık ücretsiz izin hakkımı kullanmak için idareye dilekçe verdim. Yasal olarak hakkım olan ve rektörün üzerinde hiçbir tasarruf hakkının bulunmadığı bu hakkımı kullanmama başta izin verilmedi ve dilekçem uzun süre Rektörlükte keyfî olarak bekletildi. O esnada da okula gelmezsem "göreve gelmemeden" ötürü memurluktan çıkarılacağım tehditleriyle karşılaştım. Ben de okula giderek bu duruma dair son uyarılarımı yaptım ve gerekirse Savcılığa suç duyurusunda bulunacağımı söyledim. Akabinde ücretsiz iznim onaylandı.
Bu girişimin artık son bir mobbing denemesi olduğunu düşünsem de öyle olmadığını kısa süre sonra anladım. Hak ettiğim ücretsiz izni bile isteye bekleten o dönemki Rektör, o esnada benimle ilgili detaylı bir araştırma yapmış ve bir dersimde terör örgütü elebaşı Öcalan’ın bir kitabını paylaştığımı iddia ederek+
Komedyenseniz, ünlüyseniz ya da ne bileyim kanaatinizin toplumda bir karşılığı varsa rica edicem eveleyip gevelemeyin. Mizah susturulamaz, komedyen şaka yaptı diye tutuklanamaz; eleştiri, hiciv, özgür ifade haktır, kısıtlanamaz diyeceksiniz. Deniz'i bir an önce serbest bırakın diyeceksiniz. Bu "ama" larınız bizi teokratik rejimlere mahkum eder, bu ülkenin yönetim şekli cumhuriyettir.
🎓Söylenenlere göre #BoğaziçiÜniversitesi Felsefe Bölümü diploma töreninde olanların dahası da var.
“Başka hocalarla fotoğraf
çekilmek isteyen öğrencilere
fotoğrafta kendisinin de olmasını şart koşmaya çalıştı.”
(Kaynak: Bogazicihk/Instagram)
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Gözaltına alınan bazı kişilerin emniyet binası içinde arkadan kelepçeli şekilde yürürken çekilen bu tür videoları gazeteciler değil aslında polis telefonla çekiyor ve ardından bu videolar polis bağlantılı bazı gazeteciler üzerinden yayılıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü bina içi kameralara bakarsa bu videonun hangi polis tarafından çekildiğini kolayca bulur. Suçlu olduğuna mahkeme tarafından karar verilmemiş bir kişiyi hiç gerek olmadığı halde kelepçe takıp ardından videoya çekerek ülkeye teşhir etmek artık yeni moda bir cezaya dönüştü. Hapis cezası ve para cezasına ek olarak kanunda yer almayan fiili bir "kelepçeli teşhir cezası" uygulanıyor adeta. Üstelik bu ceza yargılama yapılmadan hatta kişinin savunması alınmadan veriliyor.
🔴 MALATYA’DA BETON SKANDALI🔴
▪️Söz konusu firma Acemoğulları beton. Yaklaşık 100 milyon M3 beton dökülmüş bu şekilde. Ortalama rakamlarla neredeyse Malatya’da yapılan inşaatların yarısına tekabül ediyor.
▪️Skandalı ortaya çıkaran firma ise Keleşoğluları inşaat. Acemoğulları betondan beton tedarik eden bir firma.
▪️Beton’da hile yapıldığını fark etmeleri üzerine gerekli-yetkili yerlere şikayette bulunuyorlar. Aslında bir nevi kendilerini şikayette bulunmuşlar. Bir çok medya birimine eş zamanlı duyuru yapılmış. Gelin bizi denetleyin diye. Acemoğulları’ndan aldıkları betonlarla inşa ettikleri yapıların (hepsini) tekrar yıktırıp baştan yapmayı planladıklarına kadar iş çok ciddi.
▪️Keleşoğulları yetkilisinin iddiası şöyle: Acemoğulları beton kendi bünyelerinde veya anlaştıkları laboratuarlardan uygunluk belgesini alıyorlar. İlk 1-2 mikser için uygunluk belgesi gösteriliyor. Veyahut isteyene gösteriyorlar. Ardından kalitesiz beton sayısız mikserlere doldurulup dökülmeye başlanıyor.
▪️Beton kalitesi beton denilmeyecek oranda düşük. Fark etmemiz üzerine derhal harekete geçtik. Farklı laboratuvarlara verdiğimiz örneklerde çok vahim sonuçlarla karşılaştık.
▪️Keleşoğulları yetkileri “deprem de şehir komple yıkıldı, bizim vicdanımız rahat değil, tekrar ikinci bir suistimale neden olmak istemediğimiz gibi izin de veremeyiz. Tüm çabamız ortada aleni yapılan haksızlığın önüne geçilmesidir. Onun için canımızı dahi ortaya koyacağız. Çünkü insanlar etinden tırnağından biriktirip ev alacaklar ve alacakları evler sağlam olmayacak.”
Not: Konu ile alakalı tarafıma gönderilen 60 kadar belgenin ancak bir kısmını ekte gösterebiliyorum.
@SeddarYavuz@bulenttufenkci@ihsankocatr@a_babacann@SiracOlmeztoprk@MehmetFendogluu@veliagbaba@ismailsaymaz@kilicarslan_is@gazetesozcu@ahaber@KucukkayaIsmail@YEmreFidanel@murat_kurum@Toki_Kurumsal@mustafaciftcitr@csbgovtr@DepremDairesi@ertvcomtr@VahapMunyar@SalihKarademirs@busabahgazete@NiluferSabuncu
Dindarlık ve inanç algısının Tr’de dönüştüğü seviye çok enteresan. Kul hakkına sessiz ama oturarak su içmeye karşı heyecanlı. Muhtemelen diğer türlüsü risk almak ve huzur bozmak demek olduğu için şuna sevinerek kendi içini de rahatlatıyor.
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
TR'de sokağa çıkan protestocu bir grubu dağıtmak dünyanın en kolay işi.
Birinci yöntem: Polis. (Çoğu zaman sorun burada çözülür.)
İkinci yöntem: Grubun içine Kürdistan bayraklı birkaç kişi sokmak. (Halihazırda yoksa.)
Üçüncü yöntem: "Şeriat istemiyoruz" pankartlı birkaç kişiyi daha gruba dahil etmek. (Halihazırda yoksa.)
Bunların hiçbiri çözüm olmazsa dördüncü yöntem: Femen örgütünden bir aktivist çağırıp meme açmalı slogan attırmak.
Tebrikler, artık sokakta kimse kalmadı.
Ben bu fetullahçılarla ilk Türkan Saylan’ı karaladıklarında tanıştım . Hep duyuyorduk fetullahçılar şöyle böyle diye ama hiç birini görmemiştim bir yerde denk geldiler tanık oldum.
Bunların Türkan Saylan’a özel bi kini nefreti vardı. Başka kimseden nefret etmedikleri gibi nefret ediyorlardı. Hakkında tonla iftira atıyorlardı. İşte kızları satıyor pazarlıyor kaset şantajı yapıyor ingiliz ajanı vs diyorlardı.
Ben de tanımıyordum. O kadar çarpıcı iddiaları işitince merak ettim araştırdım meğerse kadın ülkede çok kıymetli işler yapmış. Önemli bi doktor olarak hizmet etmiş sonra bilgisini görgüsünü gençlere aktarmış vs. Ama can alıcı nokta şu, bu fetullahçılar gençleri okullarda fakirliklerini kullanıp kapıyor diye onların anti yurtlarını evlerini açmış. Tarikat yuvası olmayan öğrenci evleri. Bunların bu kadar kin nefret dolu olmasının esas sebebi meğerse buymuş. Rakip? Rakip diye yapmışlar.
Şimdi de millete carlıyorlar vay bize haksızlık yapıldı da ses çıkarmadınız da ondan başınıza gelenleri hak ediyonuz da… Bu kadına siz kanserken neler yaptınız. Güç bizde artık hepinizi inim inim inletiriz dediniz. İnim inim inlerken de size acımamızı bekliyorsunuz. Kimse size acımıyor. Sebebi de güç sizceyken ne derece pislik olduğunuzu dün gibi hatırlıyoruz. Yaşattıklarınızı yaşamadan ölmeyecektiniz ne bekliyordunuz ki?
Maalesef teyzemiz ülkedeki piramitte alt katlarda yer aldığı için (büyük çoğunluğumuz gibi) acısı da mağduriyeti de bikaç güne daha az konuşulmaya başlanacak. Ve mücadelesini verirken yorulacak. Bıkacak. Usanacak. Belki de aldığı tehditler dolayısıyla susacak. O susunca biz daha çabuk unutacağız.
Oysa piramitlerde üst katlarda olsaydı süreç çok daha farklı ilerlerdi. Şimdi buyurun adaletin nereden nereye bir yönü olduğunu tartışın durun.
Katillerin, kansızların, köpeklerin mazlumdan daha çok korunduğu bir yerde söz edebileceğiniz şey neyse ondan söz edin.
Soma holding sahibi baba Alp Gürkan hiç ceza almadı, yönetim kurulu başkanı oğul Can Gürkan 15 yıl ceza aldı, 5,5 yıl yattı çıktı; yani 301 maden işçisini katlettiğinde 5,5 yılla yırtıyorsun
ha bu arada soma avukatları Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay hala hapiste
Açlık grevindeki maden işçisi anlatıyor. Dinleyin 30 saniye.
“Ev sahibine 80 bin TL kira borcum var. markete de 70 bin TL borcum var. Bu benim en temel gerçeğim. Böyle bir yaşantının içindeyiz. Epilepsi hastası bir çocuğum var. Dün akşam nöbet geçirmiş, hastanede”
7 aylık sadrazamlık görevi sırasında neredeyse resmi dili Arapça haline getirmeye çabalayan Tunuslu Hayreddin Paşa'dan beri (Türkçe bilmiyordu) bu tipler hiçbir zaman devlet yönetiminde olmamıştı ta ki bugüne kadar..
Değil Türkçe Türkiye isminden bile rahatsızlık duyan fanatiklerin olduğunu biliyoruz. Bunları iradenin en üstünde cirit attığı bir toplumda milliyetçi reaksiyonlar; uyutulur, kontrol edilir ve fraksiyonlara bölünür. Türkiye bunu Soğuk Savaş yıllarından beri aslında yapıyor daha da geçmişe giderseniz Türk Ocağı-Halkevleri dönüşümünde bu izi bulabilirsiniz. Ancak bugün yaşadıklarımız çok daha korkunç. Devlet arada nüveler öne sürüyor örneğin üç sene önceki çarpıtılmış İttihatçılık yine bu algı yönetiminin eseriydi
Madenci çocuklarını dinleyin:
"Okulda gösterim vardı ama ben babamın yanına geldim. Babam burada bayıldı, hastalığı var. Kaç gündür yürüyor, açlık grevinde."
#HakkımıVerDorukMadencilik