adam türk futbol tarihinin en büyük başarısını yakalamış. hâlâ yok galatasaray’ın iyi jenerasyonu vardı da o yüzden ilerledi, yok üçlü denediği için kaybettik, yok kıyafeti düzgün değildi…
bu işi bu kadar biliyordunuz da ülke futbolu neden yıllardır bu halde?
adamın derece yaptığı, dünya kupasında ilk 3’e soktuğu turnuvadan bahsediyoruz. bırakın derece yapmayı, yıllarca turnuvaya katılamadınız. şimdi çıkıp yapılan başarıyı küçümsemeye çalışıyorsunuz.
yere göğe sığdırılamayacak bir başarıya imza atan adam hâlâ eleştiriliyor. eleştiri başka şeydir, yapılan işi değersizleştirmeye çalışmak başka şey.
hakikaten yaptığınız çok büyük ayıp artık!
Şu an yürürlükteki dini uygulamaları Kuran'da bulamayınca, Kuran'a paralel, alternatif dini kaynaklar üretip, o kaynakları kabul etmeyene Kuran'cı diyorlar.. Bir insan Kuran'cı değilse Müslüman da değildir zaten. Kurancılarda sorunların olması, Kuranın yetmediğinin ispatı olamaz.
7 sene önce ne diyorsam, hala aynı şeyi söylüyorum. Kur'ancılık, her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, eline her sözlük alanın hoşuna gittiği şekliyle yeni bir din şekillendirdiği tutarsız ve rölativist bir harekettir. Geleneğin (çocuk evliliği, dinden dönenin öldürülmesi vs. gibi) her şeyden önce insan fıtratına ve vicdanına aykırı uygulamaları yüzünden çareyi Kur'ancı cenaha kaymakta gören gençler, burada ibadetlerin olmadığı, maneviyatsız, seküler hatta metafiziksiz bir din ile karşılaşınca sonunda deizme hatta ateizme geçiyorlar.
Tek çare "Kur'an Merkezli" din anlayışıdır. Harici bilgi kaynaklarını reddetmeden, Kur'an'ın temel kaynak olarak diğer kaynaklarla ilişkimizde bize rehberlik ettiği, keyfi yorumlara değil bilgiye dayalı çalışmaların yapıldığı, Kitap ve Hikmet'in bir arada olduğu din anlayışı sorunları ortadan kaldıracak yegâne yoldur.
En Sevdiğim Bilge: Pisagor (1/2)
Olimpiyat Meydanından Yaşamın Ağına Bir Anlatı
İnsanlık tarihi bazen tek bir cümlede saklı büyük sezgiler üretmiştir. MÖ 6. yüzyılda Pisagor’un yaptığı kısa bir benzetme, bugün hâlâ insanın kendisini ve yaşamı anlama çabasına ışık tutuyor. Anlatıda Pisagor, Olimpiyat Oyunları’na gelen insanları üç gruba ayırır: Bir kısmı para kazanmak için oradadır. Bir kısmı şöhret ve zafer peşindedir. Küçük bir grup ise yalnızca gözlemlemek, anlamak ve olup bitenin düzenini kavramak ister. Pisagor’a göre gerçek filozof işte bu üçüncü kişidir. (Pisagor, philo-sophia sözcüğünü ilk kullanandır)
İlk bakışta bu yalnızca bir ahlak ya da bilgelik anlatısı gibi görünebilir. Oysa daha dikkatli bakıldığında, burada insan zihninin yaşamla kurduğu ilişkinin çok derin bir çözümlemesi vardır. Pisagor’un o olimpiyat alanında işaret ettiği şey, bugün bağlantısallık biliminin temel önermesiyle şaşırtıcı ölçüde örtüşmektedir: Yaşamın yapı taşı atom değil, enformasyondur; varlık, ilişkiler ağı içinde anlam kazanır.
Bugün nörobilim bize şunu söylüyor: Beyin, yaklaşık 86 milyar nöronun birbirleriyle kurduğu dinamik ilişkiler ağıdır. Düşünce tek bir hücrede bulunmaz. Bilinç bile tek bir merkezden doğmaz. Zihin dediğimiz şey, bağlantıların ortaya çıkardığı yaşantısal bir süreçtir. Aslında bu durum yalnızca beyin için değil, yaşamın bütünü için geçerlidir. İnsan dediğimiz varlık da, kendi başına duran izole bir organizma değil; ilişkilerinin, deneyimlerinin, kültürünün ve çevresiyle kurduğu bağların toplamıdır.
Tam da bu nedenle bağlantısallık bilimi, klasik bilim anlayışının önemli bir dönüşümünü temsil eder. Newtoncu çağın temel metaforu “parça” idi. Evren, birbirinden ayrılmış nesnelerin toplamı gibi görülüyordu. Oysa bugün kuantum fiziğinden nörobilime, epigenetikten karmaşık sistemler teorisine kadar birçok alan bize başka bir gerçekliği göstermektedir: Asıl belirleyici olan parçalar değil, parçalar arasındaki ilişkidir.
Bir nöronu anlamak için sinapslarını bilmek gerekir. Bir toplumu anlamak için yalnızca bireylere bakmak yetmez; güven ağlarını, bilgi dolaşımını, ortak anlam üretim mekanizmalarını görmek gerekir. Bir galaksiyi anlamak için yalnızca yıldızların konumunu değil, aralarındaki çekim ağını çözmek gerekir. Çünkü evrenin derin mantığı bağlantısaldır.
Bugün kozmoloji bize Samanyolu’nun bile daha büyük bir ağın düğümü olduğunu söylüyor. Galaksimiz, Laniakea adı verilen dev süperkümenin içinde yer alıyor. Yani kozmik ölçekte bile hiçbir şey yalnız değildir. İlginç olan şudur: Beyindeki sinaptik ağların görsel organizasyonu ile evrendeki galaktik filamentlerin yapısı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunuyor. Bu yalnızca estetik bir benzerlik değildir; bağlantısallığın evrensel bir organizasyon ilkesi olduğuna işaret eder.
Bağlantısallık bilimi tam da burada yeni bir yaşam anlayışı önerir. Eğer her şey ilişkiler ağı içinde var oluyorsa, insanın etik sorumluluğu da yalnızca kendisine karşı değildir. İnsan, doğayla, diğer canlılarla, toplumla ve gelecekle kurduğu ilişkilerin niteliği kadar insandır.
İşte Yaşamdaşlık Kültürü bu noktada devreye girer.
Yaşamdaşlık, yalnızca birlikte yaşamak değildir. Birlikte anlam üretmektir. Aynı ağın içinde olduğumuzu fark ederek yaşama biçimidir. İnsan merkezci bir üstünlük anlayışından, ilişki merkezli bir varoluş anlayışına geçiştir.
Modern çağın büyük krizi tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü çağımızın kültürü büyük ölçüde rekabet, hız, görünürlük ve tüketim ekseninde şekilleniyor. İnsan artık çoğu zaman yaşamı deneyimlemek yerine sergiliyor; bilgiyi anlamak yerine dolaşıma sokuyor; ilişki kurmak yerine bağlantı simülasyonları üretiyor. Sosyal medya çağında insanın “görünürlüğü” arttı; fakat anlam ilişkileri aynı ölçüde derinleşmedi. Çok bağlantılıyız ama çoğu zaman ilişkisiziz.
Bu yüzden çağımızın temel sorunu bilgi eksikliği değildir. Bağlantı eksikliğidir. İnsan doğadan koptu. Bilgi vicdandan koptu. Bilim yaşamın anlamından koptu.
Devam👇
#Penceremdenİstanbul
Bir İran vatandaşının yorumunu aktarayım:
Bir İranlı olarak size söyleyebilirim ki durum artık sadece siyasi değil, varoluşsal bir mesele. İki çökmekte olan yapı arasında sıkışıp kaldık: biri içsel, diğeri dışsal. Bir yandan, Yüksek Lider ve İslam Cumhuriyeti'nin seçilmemiş kurumları tarafından yönetilen, son derece işlevsiz bir hükümetle karşı karşıyayız."
On yıllarca süren ekonomik kötü yönetim, muhalefetin bastırılması ve acımasız ideolojik kontrol, birçok nesli birbirinden uzaklaştırdı. Artık kimse reforma inanmıyor; çünkü her girişim ya ele geçirildi ya da ezildi. Ama işte paradoks: Rejim çöküşünden de korkuyoruz; çünkü Irak, Libya, Suriye ve Afganistan gibi ülkelerde Batı müdahalesinin sonuçlarını gördük. Her birine özgürlük vaat edildi; her biri kaos, iç savaş veya yabancı işgaline sürüklendi.
Yani hayır, ABD'ye veya İsrail'e güvenmiyoruz. Rejimlerimizi desteklediğimiz için değil, emperyalist güçlerin Orta Doğu'daki 'özgürleşmiş' uluslara nasıl davrandığını bildiğimiz için.
Onların dilinde özgürlük, çoğu zaman boşluk, ateş ve kalıcı istikrarsızlık anlamına geliyor. Şu anda birçok İranlı aynı anda üç gerçekle yaşıyor: İslam Cumhuriyeti ahlaki ve siyasi olarak iflas etmiş durumda. Yabancı aktörlerin sunduğu alternatifler kurtuluş değil, çöküştür.
Sessiz kalmamızın sebebi aynı fikirde olmamız değil. Dikkatli olmamızın sebebi, süper güçlerin "yardım etmeye" karar verdiğinde neler olduğunu çok iyi öğrenmiş olmamız. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: İran kendi rejiminin esiri olmuş bir ülke, ama komşularının kaderiyle de boğuşuyor. Nefret ettiğimiz bir evde sıkışıp kaldık, etrafımız daha çok korktuğumuz yangınlarla çevrili."
RAMAZAN DAVULCULARINI SINIFIMA ALMADIM!
Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in bunun bir dayatma değil, tamamen gönüllülük esasına dayandığını ifade etmesi ve okullara gönderilen genelgede de bu hususun açıkça belirtilmesi nedeniyle; sınıf içinde bu etkinliğin yapılmasına gönüllü ve istekli olunduğuna dair velilerden yazılı bir talep gelmemiştir. Bu sebeple, bugün sınıfımıza gelmek isteyen Ramazan davulcularını sınıfıma almadım.
Sınıfım son dört yıl içinde beş öğretmen değiştirmiştir. Ben göreve başladığımda sınıfın öğretmeni ücretli bir öğretmendi ve öğrenciler birçok konuda yıllık plana göre geriden geliyordu. Bu nedenle Ramazan davulu etkinliği yerine ders işledik, yeni konular öğrendik.
Hem sendikamızın eylem kararına uymaya hem de gönüllülük esasına dayanan bu tür etkinliklerin dayatılmasına karşı tavrımı sürdürmeye devam edeceğim.
Davulcu görmek isteyen sahur vakti camdan bakarak görebilir. Çocuklar için davul yeni bir şey değil; ancak eğitim anlamında öğrenmeleri gereken çok şey var.
Benim sınıfıma herhangi bir dernek vakıf görünümlü tarikat cemaat ehlinden birisinin gelip beni dersten çıkarıp çocuklara bir şey anlatması da mümkün değil. Bu zamana kadar böyle şeylere asla izin vermedim vermemeye devam edeceğim .
Öğretmen arkadaşlarımıza da bu çağrıyı yapıyorum. Haklarınızı bilin , araştırın lütfen. Sınıfınıza pedagojik eğitimi olmayan , çocukların gelişimsel dönemlerinden bir haber olan bu işin diplomasını almamış kimseyi sokmayın..Ben sokmuyorum.
GÖNÜLLÜLÜK esası önemlidir unutmayın.
( Görsel temsilidir)
Töbsen Genel Eğitim Sekreteri Serkan Bebek
@veganzulal@canugur1987@DenizEzer@mahirbagis@MahirBas_@Hizamrc@ahmet_karaay@sendikatobsen
Netanyahu yönetimi, muhtemelen İranla savaş yapmaya ABD’de establishment içerisinden gelen direnişi gördü. Pazarlık sürecini daha fazla uzatmanın yanlış olduğunu düşünerek bugün öncü saldırıyı başlatmış. AND-İsrail geriliminde diplomasi masası ve askeri önlemciler iki ayrı koldan yarışa girmişlerdi. Trump yönetimi artık İsrail’i yalnız bırakmayacaktır. ABD’de müesses nizam içindeki İsrail lobisi sistemi zorlamaya karar verince savaş diplomasiyi beklemeden başladı.
Ama bu gelişmenin bir de şu bedeli var:
Artık bu savaş, ABD’nin her gün başka bir neden üzerinden savaş kazanını kaynattığı bir Amerikan ulusal çıkarının gereği gibi düşünülmeyecektir. Aksine İsrail’in kendi nedenleri üzerinden çıkarttığı bir savaşa, İsraillilerin ulusal savaşına dahil olan bir “yancı” pozisyonundalar.
ABD, onca askeri yığınağı, ekonomik ve insani maliyeti, itibar kaybını kamuoyunun gözünde artık İsrail için ödeyecek.
Bugünlerde dünyanın herhangi bir yerinde, bu İsrail’in çıkardığı bir savaşa giren kimse bundan nemalanamaz. ABD de dahil dünyanın her yerinde İsrail ile yan yana yürümenin en yüksek bedele sahip olduğu dönemdeyiz. Eskiden seçim kazandıran bugün seçim kaybettirir.
Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay ve Gaziantep’i ziyaret eden Birlik ve Dayanışma Sendikası, aile hekimi, ebe, hemşire ve sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını inceleyip raporladı. #6subat#6subat2023@DikenComTr nin haberi linktedir. @mesudedemirr
👇🏻👇🏻👇🏻
https://t.co/jfudM3cPnS
İnsan biyolojisi piyasanın kurallarına göre işlemez.. Doğa kurallarına göre işler.. Piyasa artık yeni tanrı.. Bu tanrıya tapanlar için böyle şeyler çok normal. Hastalık sağlık konularına da bu bağlamda bakmak gerekir..
Bergüzar Korel, İlk ve Son dizisinde Timuçin Esen’le olan sahneleri hakkında konuştu:
“Erkeklere hiç sormuyorsunuz bu soruları. Hâlâ bunların konuşuluyor olmasını anlamıyorum.
Bir ilişkiyi anlattığımız için ölçülü ve hikâyeye hizmet eden sahnelerdi.”
"Finding the occasional straw of truth awash in a great ocean of confusion and bamboozle requires vigilance, dedication, and courage. But if we don't practice these tough habits of thought, we cannot hope to solve the truly serious problems that face us—and we risk becoming a nation of suckers, a world of suckers, up for grabs by the next charlatan who saunters along.
An extraterrestrial being, newly arrived on Earth—scrutinizing what we mainly present to our children in television, radio, movies, newspapers, magazines, the comics, and many books—might easily conclude that we are intent on teaching them murder, rape, cruelty, superstition, credulity, and consumerism. We keep at it, and through constant repetition many of them finally get it. What kind of society could we create if, instead, we drummed into them science and a sense of hope?"
― Carl Sagan, The Demon-Haunted World: Science as a Candle in the Dark
@Samsunspor Okan Kocuk kötü kaleci mi evet, ama daha kötüsü kaşarlaşmış bir sporcu, şu gs artıklarını oynatarak takımın kalanının emeği ziyan ediliyor.. @YY_Samsun
@Samsunspor Gs artıklarını şu takımda görmek istemiyoruz.. Kaypak kalecin yüzünden giden kaçıncı maç, Emre kaç top ezdi, ayakta duramıyor.. Bu hocaya şu kadro ayıp..
@YY_Samsun#SAMvAEK
Gs Avrupa'da yenildiğinde, gs taraftarları dışında üzülen var mı? Önceden tüm Türkiye kenetleniyodu Gs'nin Avrupa maçı olunca mesela.. Ülke futbolunun bir takımı kayırarak ileri gitmeyeceğini anlamak için daha kaç kere hezimet yaşanacak..
#MONvsGS
@reha37 Cildiyeci sebebini bilmediği sedefe kortizol yazarak sedefi süpürüyor, sedef geçti sanıyor, vücuda bütün baktığımızda acaba bedenin karmaşası artıp, bu sebep, daha komplike başka bir hastalık mı tetikliyor :)
“My brain is only a receiver, in the Universe there is a core from which we obtain knowledge, strength and inspiration. I have not penetrated into the secrets of this core, but I know that it exists”
~ Nikola Tesla