Bir sosyal bilimcinin böyle konuşmasına anlam veremiyorum. Biz öğrencilere insan doğası diye bir şey olmadığını, insanın maddi koşulların ve tarihin şekillendirdiği sosyal bir varlık olduğunu öğretiyoruz.
Antalya'da "Butlan krizi ve sonrası, Türkiye'de ne yaşıyoruz?" başlıklı halk buluşmamızı gerçekleştirdik.
🚩TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yaptığı toplantının ardından aramıza katılan yoldaşlarımıza tekrar hoş geldiniz diyoruz!
Ank-Ar’ın araştırmasına göre yurttaşlarımızın yüzde 60’ından fazlasının NATO’yla ilgili fikri yok. NATO’yu zararlı bulanların oranı yüzde 11 civarı. Gerisi NATO’cu! Anketin güvenilirliği tartışılabilir ama bir yere kadar. Sağdan sola tüm düzen partilerinin “Atatürk”, “bayrak”, “vatan” diyip sonra NATO’yu kabullenmelerinin sonucu ve utancıdır bu.
Yoksulluktan adaletsizliğe, memleketin “şikayet” edilen tüm sorun başlıklarına ilişkin de net bir fotoğraf sunuyor bu rakamlar. Yenikapı ruhunun 68 ruhunu sindirmesi olarak da görebiliriz; solun Milli Mücadele ve Cumhuriyet’e sırtını dönmesinin sonucu olarak da.
Milli Mücadele’nin mirasını bugün tutarlı bir anti-emperyalizme ve sistem eleştirisine bağlayabilecek tek güç olan solun kimlik siyaseti, liberalizm ve sınıf uzlaşmacılığını tercih etmesiyle birlikte, başka hiçbir ülkede olmadığı kadar güçlü yurtsever kaynaklara sahip olan Türkiye’de NATO’culuk, Amerikancılık, AB’cilik alabildiğine meşrulaştı.
Bu gidişat derhal ve şimdi tersine çevrilmelidir. Bazı konularda “uzlaşma” olmaz. Sermayeyle, emperyalizmle uzlaşı olmaz. Buralarda dik ve sert durmak zorundayız.
TKP’den hafta sonu 5 yeni açılış, iki önemli buluşma,
TKP hafta sonu Manisa’da Ulupark Semtevi’nin, Sakarya’da İl Örgütü Binası’nın, İstanbul’da Gaziosmanpaşa İlçe Binası’nın, Bağcılar'da Semt Evi’nin ve Beyoğlu Tarlabaşı’nda Tarlabaşı Sahne’nin açılışını gerçekleştirecek. Manisa’nın Soma ilçesinde bir yürüyüş çağrısında bulunan TKP, Antalya’da ise ‘Butlan Krizi ve Sonrası’ başlıklı bir etkinlik gerçekleştirecek.
https://t.co/FmhwLtNVWr
CHP içinde AKP eliyle yaratılan taraflaşmanın bir uzlaşma ile sonuçlanmasını bekleyenler, bu uzlaşma çabalarının hiçbir karşılığı olmadığını herhalde gördüler. “İki parti var artık” demiştik. Karşılığı olmayan uzlaşma çabaları, çeşitli nedenlerle taraf olmakta zorlananların zaman kazanma arayışından başka bir anlam ifade etmiyordu.
Etmiyordu çünkü “butlan” konusunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikincil bir rolü vardı. İnisiyatif iktidarın elinde. İktidarın “Özel’i İmamoğlu’ndan ayırma” planı butlan hamlesi öncesinde kaldı. Bu plan işleseydi dahi CHP’de bir “uzlaşma” olmayacaktı.
Şimdi ise CHP’yi mümkün olduğunca paralize etme, kilitleme, yönetilemez hale getirmeye dönük bir plan işliyor. CHP’li belediyelere dönük operasyonların hızlanacağı ve yenilerinin ekleneceği belliydi. Ancak bütün bunlar Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin “lideri” yapmaya yetmez. Bunun imkansızlığı ortaya çıktı.
İktidarın CHP’yi yönetilemez hale getirmesinin tek başına AKP’yi rahatlatmayacağı da ortada. Hayat pahalılığı AKP tabanını da ciddi ölçülerde hırpalıyor. Ayrıca seçme ve seçilme hakkına dönük müdahalelerin Türkiye’de çok geniş bir kesimde “rahatsızlık” uyandırdığı görülüyor.
Dolu dizgin Amerikancı-NATO’cu bir eksene yerleşen, Karadeniz’de tehlikeli işlere kalkışan, İsrail’i rahatlatan bölgesel düzenlemelere yeşil ışık yakan, yurttaşların çok büyük bölümünü sürdürülemez bir yoksulluğa mahkum eden bir iktidarın kendi tabanı dahil bütün toplumda inandırıcılığının sorgulandığı bir dönemdeyiz. AKP açısından günü kurtarmanın tek yolu CHP’nin operasyonlarla, dedikodularla tartışılmasını sağlamak ve yukarıdaki gündemleri geçiştirmektir.
Bunun da büyük riskleri var. Çünkü iktidar oyun kuramıyor. AKP toplumu bıraktım, kendi kemik tabanını dahi hiç heyecanlandıramaz hale geldi. Yeni Anayasa konusu da benzer biçimde. Eğer dışarı sızan haberler doğruysa, AKP’nin düşündüğü Anayasal değişiklikler iktidarı ciddi ve yeni bir yönetme krizi ile karşı karşıya bırakır.
Bütün bunlar olurken, CHP’nin içinde dönük müdahale ile sınırlanmış bir mücadele hattının başarılı olma şansı yok. Bunu söylediğimizde kızılıyor. Kızsınlar ama düşünsünler. Bütün güçlerin CHP’de Özel ve ekibinin arkasında hizalanması siyasal, ideolojik ve sınıfsal meseleleri bir yana koyduğumuzda bile, iktidarla mücadele açısından da başarısızlığa mahkum bir yaklaşım.
Orada kurulan bir set, baraj su tutmaz. Mümkün değil.
Bütün bunların ortasında bir NATO Zirvesi toplanıyor Ankara’da. Yeni-Osmanlıcılıkla Amerikancılığın nikah tazeleme töreni olacak bu Zirve. Filistin’de, İran’da, dünyanın her yerinde suç işleyen bir makinenin temsilcileri gelecekler ve Milli Mücadele’nin Başkenti’nde on binlerce polis, katılımcı ülkelerin kendi güvenlik kadro ve ekipmanları ile birlikte halkımızın “NATO defol, kahrolsun emperyalizm” diye haykıracakları protestoları engellemek için görev üstlenecek. İktidar Türkiye’yi büyük bir utanca mahkum etmek istiyor, bizse bu utancı söküp atmak! Yurttaşlarımız karar vermeli hangi tarafta duracaklarına. “Denge” olmaz. Ya öyle ya böyle…
CHP’nin Butlan Kolları Başkanı Kılıçdaroğlu, dün Meclis’te yaşanan gerilimden sonra Genel Merkeze aldığı Grup Toplantısı’nda “Osmanlı coğrafyasına gitmeliyiz” diyerek iktidarın Yeni-Osmanlıcı politikalarını da sahiplenmiş oldu.
Aynı gün birçok mecrada, Türkiye’nin hızla Rusya ile karşı karşıya gelmekte olduğu ileri sürüldü ve hatta Putin’in karşı hamleler yapacağı iddia edildi. Bütün bunlar elbette birbiri ile ilişkili. 1.Rusya ile ilişkilerde “dengeli”, hatta ABD’yi zaman zaman öfkelendiren “sivri” politikalar bugün değil, 2023 yılından itibaren terk edilmeye başlanıp Suriye’de iktidarın değişmesine neden olan gelişmelerle birlikte yeni bir evreye taşındı.
2.Erdoğan, Rusya ile “dengeli ve pazarlıkçı” ilişkileri sürdürmesi durumunda batının İmamoğlu ya da bir başka muhalefet liderinin arkasında durarak kendisini yalnızlaştıracağından emin oldu. Ayrıca ekonomi, ABD ve AB ile ilişkilerdeki gerilimleri daha fazla taşıyacak durumda değildi. Ekonominin İngiltere’de pek sevilen bir ekibe teslim edilmesi bu döneme denk geldi.
3.İktidar Yeni-Osmanlıcı bir strateji açısından da NATO ile Rusya arasında göreli “denge” politikasının faydalarının tükendiğini gördü. Devlet içinde pazarlıkçı politikaların alan açacağını ve Yeni-Osmanlıcılık için daha uygun olduğunu savunanlar geriye düştü. Türkiye kapitalizminin Atlantik hattıyla, özellikle Avrupa ile köklü bağları bu değişimin motor gücü oldu.
4.Ukrayna Savaşı bağlamında AKP’nin temkinli politikası bir süre daha devam etti. Temkinli politika, tarafsız politika değildi. Rusya’ya dönük yaptırımların bir bölümünü uygulamayan Türkiye, başından beri Ukrayna’nın silahlanmasının önemli katkıcılarından biriydi. Ancak Suriye’deki iktidar değişikliğinin ve Trump’ın savaşı bitirmek için yaptığı girişimlerin karşılaştığı güçlü NATO içi direnişin ardından Ankara’da Rusya’nın savaşı kazanamayacağı kanaati egemen olmaya başladı.
5.Putin’in “bu bir savaş değil, cerrahi operasyon” söylemine rağmen Ukrayna Savaşı Rusya açısından ne planlandığı ne istendiği gibi gelişti. Hasta öldü, cerrah bitkin! Rus ekonomisi açısından artılar var ama ciddi olumsuzluklar da söz konusu. Rusya’nın kontrolü bırakmak istemediği eski Sovyet Cumhuriyetlerinin tümüne baktığımızda dört yıl öncesine göre hem ekonomik hem siyasal açıdan Moskova’yı kaygılandıracak bir tablo var.
6.AKP’nin NATO içinde el yükseltmek için bir süreliğine girdiği “denge” oyununu biraz daha devam ettirmek için eli daha kuvvetli bir Rusya’ya ihtiyacı vardı. Bunu görmediler ve hızla terk ettiler “denge”ciliği. NATO’da yeni roller üstlendiler, Karadeniz’de Romanya’nın NATO’culuk tekelini ele geçirmesinden korkarak yeni hamleler yapmaya başladılar. Enerjide yavaş yavaş Rusya’ya “bağımlılık”tan uzaklaşıyor ve yüksek maliyetlerle ABD gibi uzak tedarikçilere yöneliyorlar. Çin’le ilişkilerde sıkıntılar artıyor.
7.Bir yandan da Avrupalı emperyalistlerin ihtiyaç duyduğu ve uygarlık için kentler kuran mimarlara hakaret edercesine “güvenlik mimarisi” olarak adlandırılan militarist stratejiye asker temini için hazırlıklar yapılıyor. Son yıllarda sıçrama kaydeden silah sanayini NATO şemsiyesinde Avrupa’ya entegre etme amacı da buraya eklenmeli.
8.Yeni-Osmanlıcılık yeniden Atlantikçi temellerine yerleşmiş durumda. ABD ve İngiltere himayesinde, Rusya’nın ve İran’ın kuşatılması ile örtüştürülen ve mümkün olduğunca NATO ile gerilimsiz bir yayılmacılık.
9.Bu yönelim gerilim üretir. Bir kere Türkiye’nin rakibi başka Amerikancılar var, var. Belki Fransa-Yunanistan ikilisinin önemli bir engel olması zor ama bölgede Türkiye’ye alan açılmasını istemeyecek İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’ı da unutmamak gerek. Rekabet, gerilim ve çatışmalar sürecek.
10.Putin’in intikamından söz ediliyor. Olabilir ama Türkiye’nin elinde Boğazlar gibi çok önemli bir koz olduğu unutulmamalı. Rusya giderek Karadeniz’in doğusuna itiliyor ve Montrö Sözleşmesi’ni farklı yorumlamaya ya da askıya almaya kalkan bir AKP iktidarının kuzey komşumuza çok ciddi bir darbe vurmuş olacağı ortada.
Bu akşam saat 21.30'da #KomünistBakış'ta:
📌KOÇ'lar, tek adamlar ve birlikte yürüyenler
Programı kaçırmamak için soLTV Youtube kanalına abone olmayı unutmayın.
Cumhuriyetçiler Kurultayı 2026, birinci oturumla başladı. Birinci oturumun başlığı:
📌Emekçi Cumhuriyeti'nde yaşam nasıl olacak?
İlk konuşmacı THTM Kurucu Üyesi, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan.
"85 milyonluk ülkede ve bu kadar gelişkin bir ekonomide tek adam rejimi olmaz. Tek adam kodlaması cumhuriyetçilerin mücadelemizi sekteye uğratmaya başladı. Türkiye'de tek adam rejimi yok, sermaye diktatörlüğü var, tek adam denildikçe diğer tartışmalar yok sayılıyor, halbuki bu iktidarın sınıfsal bir arka planı var.
Bunu önemsizleştirecek hiçbir gelişme olamaz, Türkiye'deki sınıfsal problem diğer başlıklardan ayrı biçimde ele alınamaz.
Koç'un etkinliği ve Anıtkabir yürüyüşü bunu gösterdi. Siyasetçileri bayram harçlığı bekleyen çocuklar gibi önlerine dizdiler, "Bu ülke bizimdir" tezini ortaya koydular."
Nâzım Hikmet 63 yıl önce yaşamla vedalaştı. Bugün yaşasaydı nasıl dizerdi sözcükleri merak ediyor insan. Öfkesini, hüzün ve neşesini ve kuşkusuz umudunu nasıl anlatırdı? Açalım şairin bizlere bıraktığı eşsiz hazineyi ve düşünelim.
Aramızdan ayrılışının 63. yılında Nâzım Hikmet, eşit, aydınlık ve bağımsız bir ülke için mücadele edenlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Büyük Usta Nâzım Hikmet 63 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Yaşamı boyunca insanlığın kurtuluşu için verilen mücadelenin parçası oldu. Hayatındaki en önemli iki şey memleketi ve partisiydi. Sanatını ve kişiliğini komünist kimliğinden ayırmak isteyenler hiçbir zaman başaramadı.
Sömürünün ve emperyalist saldırganlığın yoğunlaştığı bugün de, Nâzım’ın partisi, kendi çıkarları uğruna tüm kaynaklarımıza çöken, ülkemizi NATO’nun kanlı planlarının ortağı haline getirmeye çalışan asalak patron sınıfı ve onların siyasi temsilcilerinden kurtulmak için, hep birlikte mücadeleye çağırıyor.
Kalemini daima işçi sınıfından yana kullandı: Terlemiş alınların ve nasır tutmuş ellerin yazarı Orhan Kemal
Toplumcu edebiyat ve toplumcu mücadelenin eşsiz gözlemcisi, yazarı, emektarı Orhan Kemal’i aramızdan ayrılışının 56. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
https://t.co/rI4uqyK7CZ
TKP işte bu sefilliği desteklemiyor ve desteklemeyecek. Biz ülkemizin tam bağımsızlığı için mücadele etmekten asla vaz geçmeyeceğiz ve bunun için mücadele etmeyenle de yan yana durmayacağız.
Türkiye’de yaygın bir kesim, hiçbir temeli yokken bazı partilere ya da kişilere anlam yüklüyor, bu anlamla uyumsuz gelişmelere kulağını, gözünü, aklını kapatıyor ve hatta avazı çıktığı kadar bağırarak gerçekleri baskılamaya çalışıyor.
Bakın Özgür Özel ne demiş?
“Yürüttüğümüz demokratik mücadele bölgemizin, Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de şekillendirecek”. Tam olarak böyle demiş.
Bu söylenende anlaşılmaz bir taraf var mı? Sağa sola çekiştirmek mümkün mü? Hayır. Daha açık ifade edilemezdi.
İktidarın CHP’ye genel başkan atamasının ardından görevden alınan CHP yönetimine olmadık misyonlar yükleyerek onun arkasına yığınak yapanlar kendilerini nasıl hissediyor
NATO’yla derdi olmayanları merak etmiyorum, onlar kendileriyle tutarlı sayılır, hatta rahatlamışlardır Özgür Özel’in Newsweek’e yaptığı açıklamadan sonra.
Asıl, diğerleri ne düşünüyor, nasıl hissediyor?
Aldatılmış? Hiç sanmam. Çünkü ilk örnek değil.
Büyük olasılık şöyle düşünüyorlar: “Ya ne gerek vardı bunları demeye?” “Demese iyidi…”
Tam olarak böyle düşünüyorlardır ve…
“Ya hep beraber ya hiçbirimiz…”
“Yarın hep beraber NATO’yu protesto eder, azıcık toparlarız ortalığı!”
2013'te çocuk olanlar da haftalarını Gezi'de boyun eğmeden geçirenler de yan yana yürüyor.
Haziran Direnişi'ni, karanlığın içerisinde bir işaret fişeği gibi parlayan direnişi selamlıyoruz.
“Öfkenin aklımızı esir almaması gerekir.”
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, geçtiğimiz akşam #KomünistBakış'ta gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
📌Programın tamamını soLTV Youtube kanalında izleyebilirsiniz.
Türkiye Komünist Partisi’nin Özgür Özel ve arkadaşlarına, bir bütün olarak CHP’ye dönük değerlendirmeleri ortadadır. Hiçbir ideolojik, siyasal yakınlığımız olmadığını her defasında tekrarlamak durumunda değiliz. Ayrıca kimseye kefil de olmayız. Ancak…
Şu anda “hukuken” CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkan olarak kabul etmemiz de, yalnız bugün değil gelecekte de imkansızdır.
Bu “atama” işlemi iktidar olanakları kullanarak bir başka parti tarafından gerçekleştirilmiştir. AKP diğer partileri doğrultu ya da yönetici tayin edemez. Kendi meşruiyeti bu kadar zedelenmiş bir partinin siyaset alanını tasarlama girişimleri, bu girişimlere ortak olanların da meşruiyetini sıfırlar.
CHP tabanının bu operasyonu kabullenmeyeceği açıktır. Bir siyasi parti programı, örgütsel yapısı ve toplumsal ağırlığı ile bir bütündür. Daha önce birçok adımı kendi partisinin tabanındaki hoşnutsuzluklara rağmen dayatıp yoluna devam eden Kılıçdaroğlu’nun bu defa şansı yoktur.
Bizi en fazla ilgilendiren ise siyasi partilerin iç dinamiklerine müdahalenin önünü tamamen açan bu uygulamanın toplum tarafından kararlılıkla mahkum edilmesidir. Bu büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Protesto gösterilerine katılımın az ya da çok olmasının bu aşamada bir önemi bulunmamaktadır.
AKP, medyasından vekiline, bürokratından trolüne başka partilere akıl ve yön verme konusunda kendini kaybetmiş durumdadır. Yandaş köşe yazarları sürekli olarak muhalif parti ve siyasetçilere not vermektedir. Burada siyaset alanının daraltılması isteğinin yanı sıra kadar ideolojik ve kültürel bir sorun da vardır. Her şeyin sahibi olma dürtüsü iktidar için artık bir davranış kalıbı haline gelmiştir. CHP tabanının bunu kabullenmemesi iyi bir şeydir.
İlginç olan, AKP’nin diğer partileri kendisine benzetmeye çalıştıktan sonra kendi alanında beliren rakiplerden şiddetle rahatsız olmasıdır. Ekrem İmamoğlu’nun başına gelenler bu açıdan çok öğreticidir.
Velev ki, Kılıçdaroğlu yönetimi tutsa, parti AKP’yle uyumlu bir biçimde güçlenip ona rakip haline gelse, iktidar aynı operasyonu ona da çekecektir. Ancak bu imkansızdır. Kılıçdaroğlu’nun da bunun farkında olduğu ve CHP’nin yönetilmesinden çok yönetilemez hale gelmesi doğrultusunda adımlar attığı görülmektedir.
Biz CHP gerçeklerini siyasal ve ideolojik zeminde halkımıza anlatmaya devam edeceğiz. Bunu yaparken, Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkanı olarak görmemiz mümkün değildir.