A central mistake in biology was to name genes.
This over-simplification made reconciling what is happening on the molecular level a mess - it's not rare to find reports of opposite mechanisms in different contexts, claimed involvement in dozens if not hundreds of different processes, sometimes inhibiting and sometimes amplifying and most of the time being oblivious to the potential for sequence-level variation.
Nobody would be surprised about this diversity of findings if we instead recognized genes as (sometimes quite lengthy and complex) pieces of sequence that carry state and interact with and are interpreted by their environment - often producing dozens of gene products that are in turn themselves context-dependent and modulated. Naturally, such a highly amorphous composition of objects has many diverse effects, and masking this complexity behind a single name more often than not ends up being a harmful abstraction.
The primary role of gene names then is to give us the false appearance of comfort in the face of enormous biological complexity.
One under-appreciated potential of the emergence of AI tools in biology is to undo this mistake, and - instead of assuming it away - extend our ability to lean further into this complexity.
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi…her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
CHP’ye kayyum olarak Melih Gökçek atansa ne yapardı?
İlk 10
1- Kim olduğu bilinmez bir grup adamla genel merkeze gelirdi.
2- İmzalı mühürlü dilekçe ile valilikten talepte bulunur polisle CHP genel merkezine girerdi.
3- Ak-itten bir zat çikolatayla gelene gidene merhaba derdi.
4- İlk demeç TGRT’ye verilirdi, A haber CHP genel merkezinden canlı yayın yapardı.
5- Partiden bihaber olduğu için Kemal Kılıçdaroğlu’nun kullandığı minibüs bahçeye çıkartır, işte haram parayla alınmış araba diye sergilerdi.
6- Yanındaki yakın bir adamı katkılarınız unutulmaz diye TGRT’ye canlı yayında teşekkür ederdi.
7- Valilik ile temas edip Güvenpark bayramlaşmasını yasaklatmak isterdi.
8- İlk iş bize fetöcü derdi.
9- Genel merkez personelimizi tazminatsız işten kovardı.
10- Bizleri ihraç etmenin yolunu arardı.
Liderimiz Sayın Özgür Özel’in başkanlığında gerçekleştirdiğimiz bugünkü grup toplantımız, mutlak iktidar yürüyüşümüzde tarihe damgasını vurmuştur.
Bugün bir kez daha görülmüştür ki; Cumhuriyet Halk Partisi seçilmiş yönetimi ve TBMM Grubu ile mutlak butlana rağmen görevinin başında, dimdik ayaktadır!
Özgür Özel iki isme sert yüklendi:
Trump’a: “Ekim’e kadar ömrün var. Cürmün kadar yer yakarsın.”
Erdoğan’a: “Trump’a telefonda ‘Dünyanın yüzyıllardır beklediği lider’ demişsin. O tweeti kaldırmak için 6 saat yalvarmışlar.”
Özgür Özel’den üç ağır söz:
1- İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor.
2- Yeni Akit gazetesinde Ferdi Zeyrek hakkında ‘çarpıldı’ diye dalga geçen karikatürü çizen kadın çikolata dağıtıyor baba evinde.
3- Evladımız Gülşah Durbay’ın namusuna ölüm döşeğinde iftira atanlar, şimdi gidip o partide göbek atıyor, yavşaklar.
Çok muhtemeldir ki, Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı’ndan kesin olarak alınmasına karar verilen konuşma şuydu:
“Bu saatten sonra Tom Barrack, Türkiye demokrasisi açısından istenmeyen kişidir; persona non grata ilan edilmiştir.”
Sevgili Özgür Özel sen bizi en zor zamanlarımızda hiç yalnız bırakmadın sen de yalnız kalmayacaksın...
Seninle gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum...
#UmutGelenGündedir#FaşizmeKarşıOmuzOmuza
Mit Tränengas hat die türkische Polizei den entmachteten Oppositionsführer Özgür Özel aus der CHP-Zentrale vertrieben. Der Partei droht der Zerfall, Präsident Erdoğan könnte profitieren. Doch Özel gibt nicht auf. https://t.co/GZMk9Vy6VO
Canım oğlum, canım başkanım Özgür Özel, mitinglerde cumhuriyeti kurtarmanın kolay olmayacağını kaç kez söyledi. Tarih onu ve yol arkadaşlarını Mustafa Kemal'in, Kuvacıların yanına yazdı, kolay olmayacak, başaracağız!