Özgür Özel Meclis grubunda kendini başkan seçtirerek güya karşı hamle yaptı ama kendi kalesine gol attı.
Hem kararlara hukuksuz diyeceksiniz hem de o sistemin unvanına talip olacaksınız. Büyük resmi görüp o vekillerle Kurultay çağrısı yapmak varken makam odası savunmak vizyonsuzluk.
Partinin çaycılığı olsa aman kapıdan çıkmayalım diye beklersiniz.
İktidara yakın figürlerin yargılanması/tutuklanması adalet değil, sistemin bekası için yapılan bir "algı yönetimi" ve kurban ritüelidir: Derinleşen krizlerin toplumsal öfkesini dindirmek, çok daha büyük skandalları örtmek ve içerideki aktörlere "biat" gözdağı vermektir.
Sahne değişir, aktör feda edilir; senaryo ve yönetmen aynı kalır.
Gelinen noktada, Devlet Bahçeli’nin bütün derdinin Apo’nun PKK’yı daha rahat yönetmesi olduğu anlaşılmıştır.
Bahçeli’nin herhangi bir ülkücü için bu kadar çalıştığı, herhangi bir MHP’li için bu kadar mesai harcadığı, görülmüş şey değil.
Apo için hangi statüyü istediğini bir kenara bırakıp kendi statüsünü tartışmak en doğrusu olur.
Bence PKK’yı Bahçeli, MHP’yi Apo yönetsin.
Hem PKK’nın silah bırakma işi hem de MHP’nin sıradaki liderlik sıkıntısı çözülür.
Şu sözlerin başka açıklaması olabilir mi?
“Öcalan'ın münfesih PKK'nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa edilmeli.”
OLSUN!
Kahpe acun yansın, kor olsun,
Yüce Tanrı Türk'e yâr olsun.
Yiğitlik zor, bırak zor olsun,
Bir Caner Kara var, var olsun.
Yüreğinize, emeğinize, nezaketinize teşekkürler @CanerKara_Tayma
Düşmanların Samsun’a yapacağı herhangi bir huruç harekâtına karşı ayaklarımıza çarıklarımızı çekecek, dağlara çekilecek, vatanı en son kayasına kadar müdafaa edeceğiz.
Allah milletimize mağlubiyeti gösterirse, bütün evlerimizi, mallarımızı ateşe verecek ve vatanı bir harabe zara çevirerek boş bir çöl halinde düşmana bırakacağız.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Mafya dizisi özentisi siyasi partiniz, sizden bir suç işlemenizi istediğinde kendinizi özel ve seçilmiş sanıyorsunuz.
En lüzumsuz, en harcanabilir, en değersiz olduğunuz için sizi seçiyorlar.
Kendilerinin ve çocuklarının eli yanmasın diye kullanıp atacakları kadar özelsiniz.
Sizi seçtiklerinde, son kullanma tarihiniz de belirlenmiş oluyor.
Son kullanma tarihiniz geldiğinde, göze girmek için kabul ettiğiniz şerefsizliklerle başbaşa kalıyorsunuz.
yavuz efendi,
3 Mayıs Türkçülük Günü değil Türkçüler Günü'dür.
Bugüne kadar herhangi bir Türkçüler Günü etkinliği yapmış veya katılmış olsanız en azından öğrenirdiniz.
Yani sizlik bir durum yok.
#3MayısTürkçülerGünü
Aşağıdaki yazı Ötüken Neşriyat'ın kurucu sahibi Mehmet Niyazi Özdemir tarafından yazılmış, 02.06.2008 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanmıştır.
Mehmet Niyazi Bey, 1987 yılından 2016 yılına kadar Zaman'da yazmış, oradan da Yeni Şafak'a geçmiş, 2018 yılında da vefat etmiştir.
"Türkçe Şöleni
Çeşitli ülkelere serpilmiş Türk kolejleri, Türkçe Olimpiyatları'nın altıncısını tertip ettiler. Anadil Türkçe yarışmasına 110 ülkeden öğrenci katıldı. Milli kıyafetleri içindeki çocuklar birbirleriyle yarıştılar. Akşamları en büyük keyfim televizyonun karşısına geçip onları seyretmektir. Bir zenci çocuğunun, çekik gözlü Moğol'un akıcı bir Türkçeyle konuşmasına şahit oldukça, bazen gözlerim yaşarıyor bazen sevinç çığlığı atıyordum. Hepsi birbirinden başarılıydı.
Bu okulları kurmayı kim düşündüyse ona sonsuz şükranlarımı sunuyor, iki cihanda da bahtiyarlıkları için dua ediyorum. Bir şeyi düşünmek bir buluştur; fakat bunu gerçekleştirecek insanlar yoksa o buluş kâğıt üstünde kalır. Tacikistan'a, Yakutistan'a genç bir öğretmen olarak gitmek, yıllarını orada tüketmek kolay mı? Hangimizin oğlu Doğu Anadolu'ya tayin edilince bir adamını bulup yakına getirtmeye çalışmıyoruz? Bu idealist öğretmenlerin haklarını milletçe ne ile ödeyebiliriz? Aynı zamanda Anadolu'nun değişik il ve ilçelerinde kuruş kuruş kazandığı parayla, o okulları finanse edenler için söz bulup söyleyemiyorum. O paracıkların hangi emeklerle kazanıldığı, nelere kıyılıp oralara yatırıldığını düşünürsek, bu kişilerin adsız kahraman olduklarını teslim ederiz.
İnsanın cevherinde idealizm, fedakârlık bulunabilir; ama o kanalize edilmezse, toprak altında kalmış maden gibi kaybolup gider. Elbette ki bu genç öğretmenlere, esnaf ve işadamlarına muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi moral kaynağı olmakta, onları teşvik etmektedir. Niçin bir başkası değil de, Fethullah Gülen Hocaefendi bu fonksiyonu ifa edebilmektedir? Hiç kimse durup dururken bir kimseye güvenmez; saygı duymaz. Herkes kendine güven ve saygı duyurtur. Bu noktada Hocaefendi'nin kişiliği, hayatını cömertçe ortaya koyması karşımıza çıkmaktadır. Hayatını öne sürmeyenin, bir başkasından hayatını istemesi beyhudedir.
Rahibe Theresa ile Hocaefendi'yi hangi vicdan sahibi mukayese edebilir? Theresa dinini yaymak için mahrumiyet bölgesinde hayatını geçirdi. Hocaefendi ise ona inananlarla beraber adeta insanlığın kaderini kucakladı. Dinimizde misyonerlik gibi bir misyon yoktur. Sadece 21. yüzyılın dejenerasyon seline değişik ırk ve dinden nesillerin kapılmamaları, ailelerine, milletine hayırlı evlatlar olmaları için bu gayreti gösteriyor. Theresa dini adına bir şey ummakta, Hocaefendi ise "Ey Rabb'im, gövdemi o kadar büyük yaratsaydın ki, cehenneminde bir başka kuluna yer kalmasaydı" diye dua eden Hz. Ebubekir'in izinden gitmektedir. Bu, şahsı adına hiçbir şey ummadan, başkasının mutluluğu için hayatını vermektir. Bu diğerkâm tavrın değeri biçilebilir mi?
Elbette bu konuda milletçe menfaatimiz vardır. Acizane biraz Almanca biliyorum, uluslararası ticaret yapmak durumunda olsam, elbette Almanca konuşulan memleketi tercih ederim. Zira dilini bildiğim millete, diğerlerine göre daha güvenle yaklaşabilirim. Niçin aydınlarımız "Fransa" deyip yatıp kalkıyorlardı? Çünkü az da olsa dillerini biliyorlardı. Türkiye yalnız bir ülkedir, en haklı davalarında destek bulamamıştır. Türk cumhuriyetlerinin günışığına çıkmalarıyla yalnızlığı azalır gibi oldu; fakat kesinlikle yeterli değildir. Hocaefendi'nin döşediği rayların nimetini gelecek nesillerimiz görecektir. Kamboçya'nın dışişleri bakanı Türkçe konuşursa, Tacikistanlı bir işadamı bizimle ticaret yapmayı tercih ederse bunların anlamını o zaman daha iyi anlarız.
Batıcı aydınlarımızın bu işten rahatsızlıklarını anlıyorum; zira alternatifleri çoğalan Türkiye Batı'ya ram olmaktan kurtulacaktır. Robert Koleji'nin, Alman Lisesi'nin, St. Joseph'in memleketlerine hizmetlerini kim inkar edebilir? Bu efendiler, oralarda okuyorlar, Türk kolejlerine karşı çıkıyorlar. Bunun mantığı var mı? Ayrıca onlar Türkiye hangi adımı attı da rahatsız olmadılar? Zira fakire, cahile hakim olmak kolaydır. Ayaklarının üzerinde durabilen, şahsiyetini idrak etmeye başlar. Bu da onların işine gelmez. Fakat milliyetçi, muhafazakâr aydınların rahatsızlıklarını anlamıyorum. "Hocaefendi İngilizce eğitim yaptırıyor." diyorlar. Bir ülke yabancı bir okula İngilizceyi şart koşuyorsa, Türk kolejleri ne yapabilir? Elbette İngilizce okutacaklardır. Fakat Türkçeyi ek ders olarak koyuyorlar. İngilizce şartı yoksa direkt Türkçe öğretiyorlar. Kıskanmayalım, vatan ve milletimiz için her hayırlı işi avuçlarımızı patlatırcasına alkışlayalım."
Bir eylemin hukuki olması, onun her zaman adil veya hakkaniyetli olduğu anlamına gelmez. @otukennesriyat ’ın, Atsız Mecmua paylaşımı için yaptığı hukukî hamle; ne etik ne de Türkçü bir yazarın mirasına yakışan bir nezaketle bağdaşır.
Bir hukukçu olarak kanuna uygun her adım, her zaman ahlaki ve vicdani bir meşruiyet taşımaz.
Fikre gönül verenleri cezalandırmak, o fikre hizmet değil, olsa olsa o fikrin ruhuna zarar vermekten başka bir şey değildir.
Fikri mirasın "telif bekçiliğini" yaparken, o mirasın asıl sahibi olan gönülleri kırmak; kağıt üstünde kazanılan bir dava olsa da vicdan terazisinde ağır bir kaybediştir. Keşke 'uyar-kaldır' nezaketi, ceza hırsının önüne geçebilseydi. Çok yazık.
Müvekkilim @CanerKara_Tayma ömrünü Türkçülük ve Turancılık eserleriyle bu fikre adamış olan bir yazardır.
Onu mahkûm ettirmek, o fikrin ruhuna darbedir.
Bu vebal size yeter.
Türk milleti bunu her zaman hatırlatır...
Ulusal egemenlik;
Egemen, Türkçe kökenli bir isimdir ve "hüküm süren", "hâkim olan", "baskın" ya da "bağımsız" gibi anlamlara gelir.
Genellikle bir topluluk, ülke ya da grup üzerinde söz sahibi ve lider pozisyonunu ifade eder.
Türk'ün egemenliği kutlu olsun.
#23Nisan
Romanı bitirdim. Bugüne kadar sözle, şiirle, resimle, müzikle ne anlattıysam, aynısını anlattım.
“Bülbülün üç türküsü var; üçü de gül üstüne” derler.
Ders, herkes öğrenene kadar devam eder.
Herkese anladığı dilden, hep aynı türkü.
Gelişme oldukça duyururum.
Sevgiler.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, politika kurulları ve ofisler, doğrudan Cumhurbaşkanı’nın belirlediği çerçevede hareket eder. Bu kurullar, bakanlıklar için politikaları hazırlar, uygular, denetler ve gerektiğinde direktif verir.
Bakanlar, bu kurullara bağımlıdır; kendi başlarına inisiyatif alamazlar.
Muhalefetin bakanları hedef alması, bu gerçeği bilmemekten değil, bilerek yapılan bir siyasi tercihtir.
Çünkü yetki ve sorumluluk tek elde, yani Cumhurbaşkanı’nda toplanmıştır.
Bu yapıyı bilerek göz ardı eden her muhalefet lideri, Tayyip Erdoğan’ı koruma amacı güder.
Yetki kime aitse, hesap da oradan sorulmalıdır.