Özgürlük Parkı'nda Çanakkaleli hemşehrilerimizle beraber Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" gösterisini izledik.
Mizahın ve sanatın cezalandırılmasını kabul etmiyoruz. Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
Neşemizi çalmalarına izin vermeyecek, bu zorbalık düzenine karşı sesimizi kısmayacağız!
@TipKulturSanat
@idgoktas Merhaba. Biz Türkiye İşçi Partisi Çanakkale Şubesi olarak ÖLÜ DENİZ gösterinizin kaydını açık havada perdeye yansıtarak Çanakkale Özgürlük Parkı'nda izleme etkinliği yaptık.
Size desteğimiz ve sevgimiz sonsuz.
Kendinize iyi bakın. İyi ki varsınız.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Çocuklarımızdan elinizi çekin!
Saray, NATO’nun yeni savaş planlarına ağalık yapmak için Ankara’ya gelen, çarşaf çarşaf belgeyle çocuk istismarcısı olduğu kanıtlanan Epstein’ın dostu Trump’ı çocuklarla karşılamaya hazırlanıyor.
Siyasi şovlarınıza, katliam planlarınıza, utanç törenlerinize çocukları alet etmeyin!
Gülmeye Bile Düşman Anlayış Komediye Dev Kelepçe Taktı!
Deniz Göktaş hakkında verilen yargı kararı, düşünce özgürlüğüne ve mizaha tahammülsüzlüğün sembolü olmuştur.
Bu tutuklama; iktidarın gençlerin özgürce düşünebilmesinden, karanlığa, haksızlığa, liyakatsızlığa itiraz etmesinden korkmasının, fikirleri cezaevlerine hapsederek susturma çabasının sonucudur.
Deniz Göktaş’ın ve onun nezdinde özgürlükleri hapsedilmeye çalışan tüm gençlerimizin yanındayız.
Deniz Göktaş özgürlüğüne kavuşsun çünkü gülmek sağlık için çok yararlıdır.
Deniz Göktaş Serbest Bırakılsın!
Ankara Tabip Odası
Deniz Göktaş'ın bugün neden tutuklandığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Uzun uzun nedenleri konuşmak yerine, bu karanlık rejimden kurtulmak için hepimizin üzerine düşenlere odaklanmamız daha doğru olacak.
Deniz'in, başına gelecekleri bildiği halde mizahını yapmaktan geri durmayan cesaretini, gösterisini platformlara satıp para kazanmak yerine "herkes izleyebilsin" diye bedava yayınlayan paylaşımcılığını, kaçıp kendini kurtarmak yerine bedel ödeyecek olsa bile kalmaya hazır yurtseverliğini örnek alabiliriz, bunlarla başlayabiliriz.
En önemlisi o nasıl madencilerin, öğretmenlerin, emekçilerin, emeklilerin yanında durduysa, biz de hep birlikte Deniz’in yanında olabiliriz, olmalıyız.
Ama sadece sosyal medya aktivizmiyle değil; yan yana gelerek, örgütlenerek, sokaklarda, meydanlarda, okullarda, sahnelerde nefes alıp verdiğimiz her yerde mücadele ederek...
Birçok kişi bugün çok üzgün, biliyorum. Ama üzülmek yerine, doğru bildiği değerlerden bir adım bile geri atmayan sevgili Deniz'le anne ve babası gibi, arkadaşları gibi gurur duymak ve bugün bir adım daha ileri çıkıp onun kavgasına ortak olmak, yarın başka üzüntüler yaşamamanın, hak ettiğimiz mutluluk ve kahkahaların tek güvencesi olacak.
Deniz Göktaş'ın cesaretini yaymak için il binamızın önünde "Ölü Deniz" stand-up'ını hemşehrilerimizle birlikte izledik.
Ne yaparlarsa yapsınlar neşemizi çalamayacaklar. Cesaretimizi kıramayacaklar, direnişimizi sindiremeyecekler.
Mizah suç değildir, yargılanamaz. Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
Deniz'i alacağız, bu kavgayı biz kazanacağız!
@TipKulturSanat
Dün, 2025 yılı Mayıs ayında beyin kanaması geçirerek günlerce yoğun bakımda tedavi gören, ardından beyin ameliyatı olan ve uzun süre yoğun bakımda kaldığı için kendisine istirahat raporu verilen Dr. Gülfem Önalemdar’a, iki yıllık sözleşme döneminin altı ayını raporlu geçirdiği gerekçesiyle aile hekimliği sözleşmesinin feshedildiği tebliğ edilmiştir.
Aynı gün, benzer gerekçelerle meme kanseri ve beyin kanseri nedeniyle tedavi gören iki hekim arkadaşımızın ve bir hemşire arkadaşımızın da sözleşmeleri feshedilmiştir.
Aile Hekimliği Sözleşmesi’nde yer alan ve Anayasa’ya, ilgili kanunlara ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerine aykırı olduğunu değerlendirdiğimiz bu insanlık dışı düzenleme gerekçe gösterilerek yapılan fesih işlemleri kabul edilemez niteliktedir.
Bu uygulama; aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlere, ebelere ve hemşirelere adeta, “Hasta olamazsınız, kanser olamazsınız, beyin kanaması geçiremezsiniz; her koşulda çalışmak zorundasınız.” dayatmasının somut bir örneğidir.
Üstelik bu sağlık emekçileri, hastalandıklarında yerlerine vekâlet edecek bir personel bulunamadığı takdirde maaşlarının ancak üçte birini alabilmekte; hem hastalıklarının hem de mevcut sistemin yarattığı mağduriyeti aynı anda yaşamaktadır. Buna rağmen sözleşmelerinin de feshedilmesi, maruz bırakıldıkları haksızlığı ve mağduriyeti daha da ağırlaştırmaktadır.
Birlik ve Dayanışma Sendikası olarak, hukuka, Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna inandığımız bu uygulamanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Sağlık emekçilerinin hastalanma hakkını dahi fiilen ortadan kaldıran bu anlayışın karşısında durmaya, üyelerimizin ve tüm sağlık çalışanlarının haklarını savunmaya, gerekli tüm hukuki mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Hastasını iyileştirenlerin, hastalandığında cezalandırıldığı bir sağlık sistemi kabul edilemez. Beyin kanaması ve kanser tedavisi gören sağlık emekçilerinin rapor gerekçesiyle sözleşmesinin feshedilmesi vicdana da hukuka da sığmaz.
Bunun sorumlusu Sağlık Bakanı istifa etmelidir!
Partimizin teorik yayın organı Komünist'in Bahar 2026 tarihli 24. sayısı çıktı.
Dergimizin yeni sayısını TİP il ve ilçe örgütlerimizden ya da sosyal medya kanallarımız aracılığıyla temin edebilirsiniz.
Parti üyemiz Elif Önder derhal serbest bırakılsın!
NATO’ya karşı çıkmak suç değildir, Trump ve benzerlerinin ülkemize gelmesini istememek en doğal yurttaşlık hakkıdır. Anayasal haklarını kullanan yurttaşlara dönük keyfi ve gayrimeşru uygulamalara derhal son verilmelidir.
NATO’ya karşı çıkmak, haydutların ülkemizde elini kolunu sallayarak gezmesini eleştirmek suç değildir! Niğde İl Örgütü üyemiz Elif Önder yoldaşımız ve diğer tüm tutuklular derhal serbest bırakılmalıdır.
Gözaltındaki 62 yaşındaki Gül Özgür’ün oğlu anlattı:
“Annem gelen jandarmaya ‘Beni neyle yargılıyorlar kuzum’ diye sormuş.”
Aslında olan biten belliydi. Ne zaman
Türkiye’de bir NATO toplantısı olsa, ne zaman bir ABD başkanı ziyarete gelse, ne zaman emperyalist bir buluşma gerçekleşse... Yollar asfaltlanıyor, duvarlar boyanıyor, şehirler vatandaşlara kapatılıyordu. Öte yandan, emperyalizm karşıtı solcular protesto etmesinler diye evlerinden toplanıyor, yanlarına da alakalı alakasız herkes eklenerek gözaltı listeleri şişiriliyordu.
https://t.co/eMXu1UGFkd