Yüce rabbim bize acıdı da NATO zirvesini gönderdi. Aylardır parçalanan çocuklar ve yaşlılara rağmen toplanamayan kopekleri NATO sayesinde toplayacaklar.
Türkiye'yi NATO'ya sokan Türk devlet aklına buradan ayrıca teşekkür etmek isterim.
Smoky, juicy, and cooked to perfection on open fire… this is where real flavor lives.
A true masterpiece from the butcher to the grill — every bite melts in your mouth. 🤤🥩
Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu:
-"45, 46, 47’de İsmet İnönü, gizli ikili anlaşmalarla Türkiye’nin her şeyini Amerika’ya teslim etmiştir.
Hiç şaşırmamak lazım, çünkü Kurtuluş Savaşı’ndan önce de Amerikan mandacısıydı.
'Amerikan mandasına girelim' deyip duruyordu. Kurtuluş Savaşı’na gelip de gönüllü katıldı falan zannetmeyin. O resmi tarih...
Harbe girmemiş, harbi kaybetmemiş bir ülkenin başkentine, tam orta yerine koskoca bir Amerikan üssü kuruldu ve bütün Ankara sokaklarını, her tarafı Amerikan askerleri bastı. Ve resmen işgal altına uğradı.
Ben ilkokuldayken dedim ki;
Kurtuluş Savaşı’nı niye yaptık? O sözüm ona işgalcileri, az sonra bir tek kurşun sıkmadan Türkiye’nin her şeyi eline ele geçirildi, uyuttu uyuttu milleti. Eğitimini altüst ederek şunu... Tarihte görülmemiş bir olay ya!
Ve millet öyle bir hale getirildi ki umursamıyor bile. Biz zannettik ki bu anlaşıldığı zaman bir tepki olacak. Hayır. Kimsenin umrunda değil. 'Yaa cıbıl cıbıl' falan..."
Raytheon has developed the Coyote Block 3 Non-Kinetic system to protect military forces from drone threats.
During a recent U.S. Army test, it successfully defeated multiple drone swarms without using explosives, reducing the risk of damage to nearby areas.
The reusable Coyote drone can stay airborne, intercept incoming drones, and return after completing its mission, making it a cost-effective counter-drone solution.
💢 Saltanatının son yıllarında II. Kılıçarslan, eski Türk veraset geleneğine uyarak ülkeyi 11 oğlu arasında paylaştırdı. Bu hamle, her ne kadar büyük bir stratejik hata ve yeni bir fetret davetiyesi olarak eleştirilse de, aslında kurumsallaşmış Selçuklu bürokrasisinin gücünü test eden acı bir tecrübe olacaktı. 1192’de vefat ettiğinde, arkasında Doğu Roma’yı dize getirmiş, Haçlı unsurlarını durdurmuş ve sınırları Akdeniz ile Karadeniz’e göz kırpan bir imparatorluk bırakmıştı.
💢 Selçuklu birlikleri önce kanyonun giriş ve çıkışlarını kapatarak Doğu Roma ordusunu ortadan ikiye böldü. Ardından yukarılardan fırlatılan devasa kayalar ve ok yağmuruyla Doğu Roma’nın o meşhur kuşatma kuleleri, ağır süvarileri ve lojistik arabaları birbirinin üzerine yıkıldı. Kanyon bir anda tam bir kapana ve devasa bir mezarlığa dönüştü. Hatta Manuel’in kayınbiraderi olan Antakya Prensi Baudouin’in komuta ettiği o elit Haçlı süvarileri, geçitte tamamen yok edilen ilk dalgaydı. İmparator Manuel Komnenos, muhafızlarının fedakarlığı sayesinde canını zor kurtarırken, o kibirli ordudan geriye sadece bir enkaz kalmıştı.
💢 Gece çöktüğünde Doğu Roma tamamen teslim olmuştu. II. Kılıçarslan, Manuel’in acizliğini görerek onu tamamen yok etmek yerine, çok ağır diplomatik ve askeri şartlar içeren bir barış antlaşması imzalattı. Bu antlaşmaya göre imparatorluk, Selçuklu’ya çok ağır bir savaş tazminatı ödeyecek ve Türk sınırındaki Eskişehir (Dorylaion) ve Sublaion kalelerini derhal yıkacaktı. Miryokefalon, haklı olarak İkinci Malazgirt idi. Malazgirt Anadolu’nun kapılarını açmıştı.
Miryokefalon ise o kapıların arkasındaki evin tapusunu kalıcı olarak Türklerin üzerine tescilledi. Bu savaştan sonra Doğu Roma, Anadolu’da bir daha asla taarruz pozisyonuna geçemedi; tamamen savunmaya çekildi.
💢 İşte bu noktada tarih yazımının en büyük ezberini bozmak zorundayız. Miryokefalon'da Selçuklu'nun karşısına çıkan güç bir Haçlı ordusu değildi. Bu, bizzat Doğu Roma’nın kendi öz, resmi imparatorluk ordusuydu. Ancak ordunun yapısı tam bir kozmopolit savaş makinesiydi. Doğu Roma, Komnenoslar dönemindeki insan gücü eksiğini kapatmak için parayla kiraladığı çok ciddi bir Haçlı (Batılı) paralı asker fraksiyonu barındırıyordu. Ordunun içinde Frank, Alman, Norman şövalyeleri; Macar ve Sırp müttefik birlikleri ve Antakya Haçlı Prensliği’nin ağır süvarileri vardı. Yani Kılıçarslan, Doğu Roma’nın sancağı ve parası altında toplanmış bir Haçlı karmasına karşı savaşıyordu.
💢 Manuel’in kibri o kadar büyüktü ki, yanına devasa kuşatma kuleleri ve ağır mancınıklar almıştı. Hedef doğrudan Selçuklu başkenti Konya’yı yıkıp geçmekti. II. Kılıçarslan, ordusunun sayısal ve teçhizat olarak bu zırhlı duvara karşı düz ovada şansı olmadığını çok iyi biliyordu. Bu yüzden antik çağlardan beri Türk askeri doktrininin kalbi olan coğrafyayı silaha dönüştürme stratejisini seçti. Doğu Roma ordusu ilerlerken, Selçuklu öncü birlikleri yolları tahrip etti, su kuyularını zehirledi ve lojistik hatları vurdu. Ağır zırhlı ordu, daha tek bir meydan savaşı vermeden açlık ve hastalıklarla yıpranmaya başlamıştı.
💢 Manuel Komnenos, tüm uyarılara rağmen kibirle ordusunu Denizli’nin doğusundaki dar, sarp ve amansız Tzibritze Geçidi’ne soktu. Kilometrelerce uzayan Doğu Roma lojistik konvoyu, dar kanyonun içinde sıkışıp manevra kabiliyetini tamamen kaybettiğinde, dağların doruklarında pusuda bekleyen II. Kılıçarslan’ın mobilize Türkmen okçuları harekete geçti. Savaş tam bir askeri imha operasyonuydu.
💢 Cevap, Doğu Roma’nın o meşhur diplomasi oyunlarında saklıdır. İmparator Manuel, Kılıçarslan’ın kardeşi Şahinşah’ı elinde bir koz olarak tutuyor ve Selçuklu’yu içeriden bölmekle tehdit ediyordu. Kılıçarslan ise Doğu Roma’nın ev sahibi olarak misafirine zarar vermeme şeklindeki katı diplomatik protokollerine ve Manuel’in tüm dünyaya karşı sergilemek istediği büyük, adil ve koruyucu evrensel imparator imajına güvendi. Manuel onu görkemli törenlerle ağırlayıp gücünü göstermek, Kılıçarslan ise onu gururlandırıp batı sınırını antlaşmayla mühürlemek istiyordu.
💢 Kılıçarslan bu 80 günü bir acziyetle değil, muazzam bir taktiksel zaferle taçlandırdı. Manuel ile bir dostluk ve ittifak antlaşması imzalayarak batı cephesini tamamen kilitledi. Doğu Roma kroniklerinin kibirle resmettiği bu ziyaret, aslında Sultan’ın arkasını sağlama alıp doğudaki Danişmendli tehdidini tamamen tasfiye etmek için kazandığı paha biçilemez bir zamandı. Konstantinopolis dönüşü hemen doğuya yönelen II. Kılıçarslan, sırasıyla Elbistan, Sivas ve Tokat’ı ele geçirerek Danişmendli Devleti’ne son darbeyi vurdu ve Anadolu’daki Türk birliğini neredeyse tek çatı altında topladı.
💢 Selçuklu’nun bu kontrolsüz büyümesi ve Danişmendlileri yutarak sınırlarının doğrudan Doğu Roma hatlarına dayanması, İmparator Manuel Komnenos’un uykularını kaçırmaya yetti. Konstantinopolis’teki o 80 günlük dostluk masalları bitmiş, maskeler düşmüştü. Manuel, Türkleri Anadolu’dan tamamen atmak için tarihin en büyük askeri lojistik operasyonunu başlattı. 1176 yılına gelindiğinde, Doğu Roma ordusu dönemin şartlarına göre devasa bir güçle harekete geçti.
💢 II. Kılıçarslan 1155’te tahta çıktığında, babasından askeri ve iktisadi olarak toparlanmış bir devlet devralmıştı ama jeopolitik çember hâlâ çok dardı. Batıda askeri açıdan hırslı, vizyoner ve taktik dehasına fazlasıyla güvenen Doğu Roma İmparatoru Manuel Komnenos; doğuda ise Selçuklu’nun her zafiyetini kollayan Danişmendliler vardı. Daha da kötüsü, Kılıçarslan’ın tahtına göz diken öz kardeşi Şahinşah, Danişmendlilerle ittifak kurarak devleti içeriden çökertmeye çalışıyordu. Kılıçarslan, iki ateş arasında kalmıştı.
💢 İşte bu sıkışmışlık içinde Kılıçarslan, tarihin en riskli ama en dahi diplomatik hamlelerinden birini yaptı. 1162 yılında bizzat İmparator Manuel’in daveti üzerine Doğu Roma’nın kalbine, Konstantinopolis’e gitti. Bir Türk sultanının, en büyük düşmanının başkentine gidip orada tam 80 gün kalması kulağa çılgınlık gibi geliyor, değil mi ?
Peki Kılıçarslan, can güvenliğini neye güvenerek Doğu Roma’ya emanet etti ve Manuel onu neden çağırdı ?
💢 Doğu Roma Sarayı’nın en mahrem koridorlarında tüm ordularımızı toplarsak bu barbarları yok ederiz kibri konuşulurken, amansız bir dağ geçidinde Roma medeniyetinin son büyük rüyasının kırılacağını kim tahmin edebilirdi ?
Kendilerini Sezarların meşru varisi sayan Doğu Roma İmparatorluğu, I. Mesud’un attığı o devasa "Turchia" temelinin üzerine oturan oğlu II. Kılıçarslan’ın diplomatik ve askeri dehası karşısında nasıl çaresiz kaldı ?
Gelin; taht kavgalarından o meşhur 80 günlük gizemli Konstantinopolis ziyaretine, ordunun içindeki Haçlı gerçeğinden Anadolu’nun tapusunun kalıcı olarak mühürlendiği o meşhur Miryokefalon Savaşı’na (1176) akademik bir neşter vuralım. 👇