“Sultan II. Mahmud, isyancı yeniçerileri suçüstü yakalatarak, tarihte eşine ender rastlanacak bir şekilde onları ortadan kaldırdı. Daha sonra Doğu’nun Batı’yla kaynaşmasını sağlamak amacıyla hoşgörüye dayanan büyük düşüncelerini hayata geçirmeye çalıştı. İşte o günlerde Avrupa bir hata işledi. Bu hata, Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparılması ve Osmanlı donanmasının Rusya lehine yok edilmesiydi. Ne var ki, 1840 yılında, her yerde yanlış yol izlendiğini vurgulamaya çalıştığımız sırada, daha hatalı bir politika gündeme getirildi. Bu defa, sultana karşı ayaklanan bir Mısır paşasının yanında yer alınıyordu. Fransa, zaten zayıf düşmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’ndan Mısır, Suriye, Arabistan, hatta Toroslara kadar olan yerlerde adaların alınması için bütün Avrupa’yı savaşla tehdit etti. 1840 Fransa’sından tam destek gören İbrahim Paşa’nın Nizip’te kazandığı zafer, Sultan Mahmud’un ölümüne neden olurken, büyük bir toprak parçasının serüvenci bir paşanın eline geçmesine de yol açıyordu. Bunun üzerine, Fransa’da bir korku çığlığı yükseldi. Fransız halkının desteğini yitiren hükümet, hatasını anlayarak donanmasını çekmeyi ve bu işten sıyrılmayı kabul etti. Böylece Londra’da 15 Temmuz Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü güvence altına alındı. Avrupa’nın tutumu ve Suriye’ye çıkarılan birkaç bin Avusturya askeri, o güne kadar yenilmez diye kabul edilen İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusunu bozguna uğratıp, Nil kıyılarına kadar gerilmesine yetti.
Sultan II. Mahmud, kendi politikasının olumsuz sonuçları ve Fransa’nın 1840 yılındaki hatalı tutumunun doğurduğu ağır koşullar nedeniyle hayata gözlerini yumdu. Yerine oğlu Abdülmecid geçti. Yeni sultan, ülkenin oldukça iyi bir döneminde tahta oturdu. Ülkede yapılmak istenen yeniliklerin çoğu gerçekleştirilmiş ve bu yeniliklerin saray çevresinde yarattığı nefret, Sultan II. Mahmud’un ölümü ile ortadan kalkmıştı.”
Alphonse de Lamartine, Histoire de la Turquie, 1855.
The Jahili (Pre Islamic) era is our Golden Age; it is the era of pure instinct, the era in which our entity emerged with a vital surge, making our national sentiment balanced and complete. In this age, the Arab was united with existence, defined by the supremacy of intuition 1/2
في النظم السياسية والعسكرية تعد السيادة بمثابة مقياس لمدى قوة سلطة الدولة في التاثير على الصعيد السياسي العسكري الاقتصادي والاجتماعي والثقافي والاثني في اراضيها او في الاراضي الاقليمية وايضا على المستوى العالمي اي بعبارة اخرى ما مدى قدرة هذه الدولة على ان تحكم او تثبت وجودها
تلاشى وانحل جيشها ومؤسساتها بل بات حتى مجتمعها مخنثا ومخصيا عاجز عن إيجاد حيز لاجل إبراز هويته وتاريخه القومي والسياسي والفكري والثقافي بطبيعة الحال نفس الامر يقع على اليابان الامبراطورية التي انتهت كدولة ذات سيادة وقوى سياسية وعسكرية اقليمية ودولية كبرى في اقصى الشرق وعلى البحر
الفردوس بدعوى التحرر من نظام البعث وصدام حسين الذي شأنا ام أبينا هو اخر نظام حكم العراق بقرار ذاتي وسيادة واستقلال فعلي حتى الاطاحة به في عام 2003 هو ليس الا احمق جاهل ساذج عاهر داعر وديوث ومخنث ومخصي وجبان ولن يفلح ابدا فمن سلم امره وارتهن شانه وملك الامريكي والايراني على البلاد