TUSAŞ Motor Sanayii Genel Müdürü Akşit:
Yapay zekayla savaş simülasyonu yaparsanız, yapay zeka hemen her seferinde arabaları füze olarak kullanıyor.
Ne demek o. Yerde yürüyen güdümlü füze olarak kullanıyor. Arabanın kontrolünü ele geçiriyor.
Seni askeri birliğin kapısına çakıyor. İçinde sen varsın, yoksun, yapay zeka pek ilgilendirmiyor onu. Çok tehlikeli.
Biz Türkiye olarak ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve TEI olarak yabancı elektrikli arabaları artık kampüsün içine sokmuyoruz.
Çünkü çok fazla sensör var, kamera, bilmem ne, haritasını çıkarıyor ve kontrolü bizde değil.
Yerlilere izin veriyoruz, yazılımı da kontrolü de bizde.
- AA
TEBRİKLER CEMAL YİĞİT PURCU
Milli sporcumuz Cemal Yiğit Purcu, U20 Balkan Şampiyonası’nda İsrailli rakibiyle el sıkışmayı reddetti.
Ardından sözünü minderde söyledi:
35 saniye, 10-0! 🇹🇷
Zulme karşı tavrını ortaya koyan, mücadelesini minderde zaferle taçlandıran kardeşimizi tebrik ediyoruz.
Duruş da bizim, mücadele de bizim, zafer de bizim!
🇵🇸 Filistin halkının haklı mücadelesinin yanındayız.
@mtgundogan Ankara istikametinden İstanbul istikametine yolculuk ederken pat önümüze çıkan uyarı yazısı "Tem kapalı" kuzey marmaraya zorunlu geçiş. Tem de 70 tl ödeyeceğimiz yola Kuzey marmarada 700 tl ödedik
@mtgundogan Ankara istikametinden İstanbul istikametine yolculuk ederken pat önümüze çıkan uyarı yazısı "Tem kapalı" kuzey marmaraya zorunlu geçiş. Tem de 70 tl ödeyeceğimiz yola Kuzey marmarada 700 tl ödedik
Oylamadan önce, ezici çoğunluğun, ana muhalefetin desteği mutlaka alınmalı demiştim. Terörsüz Türkiye için yapılan oylamada Meclis'te tarihî bir uzlaşma gerçekleşti.
Çerçeve yasa, 468 oya karşı 88 ret ve 6 çekimser oyla kabul edildi. Türkiye’yi karıştırmak isteyen dünyaya da güçlü bir mesaj bu.
Ülkemize, bölgemize hayırlı uğurlu olsun.
Kardeşliğimizi dinamitleyenlere ders olsun.
#BirlikteTürkiyeyiz #TerörsüzTürkiye
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemiz, değişen ve karmaşıklaşan küresel güvenlik ortamında dost ve kardeş coğrafyalarla stratejik iş birliklerini güçlendirmeye, bölgesel ve küresel barış, güvenlik ve istikrara öncülük etmeye kararlılıkla devam etmektedir.
Bu anlayış doğrultusunda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması; ortak tarihimizden ve sarsılmaz kardeşlik bağlarımızdan aldığımız gücün stratejik düzeyde tahkim edilmesi, kolektif caydırıcılığımız ile stratejik dayanıklılığımızın güçlendirilmesi adına atılmış tarihî bir adımdır.
Mekke Anlaşması;
▪️ Üç ülkenin ortak güvenliğini ve kolektif caydırıcılık kapasitesini artıracak,
▪️ Savunma sanayii iş birliği ile askerî birlikte çalışabilirliği ileri taşıyacak,
▪️ Başta terör örgütleri olmak üzere ortak güvenliğimizi tehdit eden tüm unsur ve yapılara karşı mücadelede iş birliği ve eş güdümü güçlendirecek,
▪️ Bölgemizde barış, huzur ve istikrarın korunmasına kritik katkılar sağlayacaktır.
Zor zamanlarda omuz omuza duran milletlerin, bölgemizin ortak geleceğini ve güvenlik mimarisini bölgesel sahiplenme ve dayanışma anlayışıyla inşa etme iradesinin somut bir tezahürü olan bu anlaşmanın, ülkelerimiz ve coğrafyamız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Mahmudiye Savaş Gemisi bize ne diyor?
1829 yılında denize indirilen Mahmudiye,
128 topuyla dünyanın en büyük savaş gemisiydi.
Osmanlı mühendisliği ve tersaneciliğinin ulaştığı zirveyi temsil ediyordu.
Ancak
aynı yıllarda Avrupa'da çok daha büyük bir gelişme yaşanıyordu: Sanayi Devrimi.
Bugün biliyoruz ki
asıl üstünlük, dünyanın en büyük gemisini yapmak değil
asıl üstünlük, her geçen yıl daha iyisini yapabilecek üretim ekosistemini kurmaktır.
Osmanlı muazzam bir gemi yaptı. Lakin onu sürekli yenileyecek sistemi kuramadı.
Dünya buhardan çeliğe, yelkenden makineye geçerken Osmanlı geride kaldı.
Sonuçta sadece denizlerde değil,
teknolojide, ekonomide ve zamanla siyasette de üstünlüğünü kaybetti.
Bugün Türkiye,
savunma sanayiinde tarihî bir başarı yakalamıştır.
İnsansız hava araçlarından millî savaş uçağına kadar geliştirilen sistemler hepimizin gururudur.
Fakat
Mahmudiye bize
bir ürün çıkarmanın MÜHİM olduğunu
ama
onu sürekli geliştirebilen bir ekosistem kurmanın EHEM olduğunu, söylemektedir.
Mahmudiye bize diyor ki
eğer
motor teknolojisini, elektronik sanayisini, yapay zekâyı, yarı iletkenleri, malzeme bilimini, üniversiteleri, tedarik zincirini ve uzun vadeli Ar-Ge finansmanını kapsayan
bütüncül bir sistem kuramazsanız,
bugün elde ettiğiniz üstünlüğü koruyamazsınız.
Savunma sanayiinde asıl mesele
platform üretmekten ziyade
platform üreten eko sistemi kurmaktır.
Kısacası
Mahmudiye bize;
evlatlarım!
bugün güçlü olmanız yetmez,
on yıllar sonra da güçlü kalacak sistemi oluşturun
diyor.
🔴Ünlü ABD'li oyuncu ve müzisyen Michael Malarkey sahnede Starbucks kahvesi görünce kenara attı:
▪️"Ben Starbucks kahvesi içmiyorum, boykot ediyorum. Sizler de yapmalısınız."
İstikamet, en büyük keramettir!
İşte size bunu ispatlayan bir görsel.
Çin ve Osmanlı hanedanlıkları!
Yakın zamana kadar iki büyük imparatorluk ve iki büyük medeniyet idi.
Bunların,
ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme sürecine verdikleri farklı tepkiler,
onları farklı noktalara taşıdı!
Adım adım
yapay zeka yardımı ile görselleştirdiğim bu istikamet mecrasını anlatmaya çalışayım.
Bir devlet askeri olarak yenilmeden önce ekonomik ve mali olarak zayıflar ya da zayıflatılır.
Qing Çin'i ve
Osmanlı İmparatorluğu farklı coğrafyalarda bulunmalarına rağmen son 200 yıllık süreçte şaşırtıcı derecede benzer bir kader yaşamıştır.
Her iki devlet de bir zamanlar kendi bölgelerinin süper gücüydü.
Çin kendisini "Orta Krallık",
Osmanlı ise "Devlet-i Aliyye" olarak görüyordu.
Her ikisi de dünyanın merkezinde olduklarına inanıyordu.
Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa'da ortaya çıkan Sanayi Devrimi, modern finans sistemi ve deniz gücü
dengeleri değiştirmeye başladı.
Süreç önce ekonomik alanda başladı.
Çin'in, İngiltere ile ticaret dengesi bozuldu.
Osmanlı'da ise kapitülasyonlar ve ithalat bağımlılığı ile dış ticaret dengesi bozuldu.
Ardından
her iki ülkeden de para çıkışı başladı.
Çin'den gümüş,
Osmanlı'dan altın ve döviz çıkıyordu.
Mali yapı giderek zayıfladı.
Ekonomik zayıflamanın ardından askeri yenilgiler geldi.
Çin için Afyon Savaşları,
Osmanlı için Küçük Kaynarca sonrasında başlayan yenilgiler zinciri dönüm noktası oldu.
Bu yenilgiler yalnızca toprak kaybına yol açmadı;
aynı zamanda ağır savaş tazminatlarını beraberinde getirdi.
Tazminatlar ödenemeyince iki devlet de dış borçlanmaya yöneldi.
Tabi borç verenler yalnızca para vermekle yetinmediler;
alacaklarını garanti altına almak için devletlerin gelir kaynaklarına el koydular.
Osmanlı'da bunun adı “Düyun-u Umumiye” idi
Çin'de ise “Imperial Maritime Customs Service” oldu. Gümrük gelirleri yabancıların denetimine girdi.
Böylelikle mali bağımsızlık, aşınmaya başladı.
Yabancılar,
Ekonomiden İstiklale şu süreci yürüttüler;
Ticaret açığı → Bağımlılık → Para çıkışı → Savaşlar → Tazminatlar → Dış borçlar → Mali kontrol → Egemenlik kaybı.
Bu zincir
hem Qing Çin'inde
hem de Osmanlı'da farklı biçimlerde gerçekleşti.
AMMA VE LAKİN
çöküşten sonra her iki devlet, farklı yollar seçti.
Çin,
özellikle Deng Xiaoping döneminden sonra şu sonuca vardı:
"Bir daha mali bağımsızlığımızı kaybetmeyeceğiz."
Bu nedenle:
üretim ekonomisine, sanayiye, teknolojiye, ihracat fazlasına, devlet kontrollü finans sistemine
ağırlık verdi.
Bugün Xi Jinping döneminde:
dijital yuan, yarı iletken bağımsızlığı, Kuşak ve Yol Projesi, dolar bağımlılığını azaltma çabaları
bu tarihsel hafızanın ürünüdür.
Türkiye Cumhuriyeti ise şöyle bir yol izledi.
Cumhuriyet'in ilk döneminde “devletçi kalkınma modeli” uyguladı. Birçok alanda başarılı adımlar attı.
1980 sonrasında ise:
neo-liberal politikalar benimsedi,
küresel finans sistemine eklemlendi,
yabancı sermaye kullanmaya başladı.
Çin'in temel tercihi:
"Bir daha Afyon Savaşları dönemine benzer bir mali bağımlılık yaşamamak"
iken
Türkiye'nin temel tercihi:
"Küresel sistemle entegrasyon içinde büyümek"
oldu.
Neticede;
Çin,
dünyanın süper gücü haline geldi.
Türkiye ise
bir yandan ekonomik kırılganlıklarla mücadele ederken
diğer yandan İstiklalini koruma kaygısını azaltmaya çalışıyor.
İşte
iki ayrı istikamet seçimi
ve
iki ayrı sonuç!
Güçlü ordu, güçlü diplomasi ve güçlü devlet mi istiyorsunuz?
O zaman bunları “var ve daim” kılacak olan şey;
üretim gücü ve finansal egemenliktir.
Mevcut yol, buraya çıkmaz!
İstikametinizi düzeltin.
Gizli Fabrikanın İçinde Türkiye, 5. nesil KAAN savaş uçağını nasıl üretiyor? Ankara'daki Türk Havacılık ve Uzay Sanayi tesislerinde üretilen ve test edilen son teknoloji ürünü havacılık ve uzay teknolojisini izleyin.