Suçumuzu ifade ederken sanatsal kabiliyetimiz ortadan kalkar ve kupkuru bir dil kullanırız ama suçsuzluğumuzu ifade ederken sanatçı olur ve drama yazmaya başlarız.
İnsan bir düğüm ve bir o kadar da yalın bir varlık.
Yaşanmışlık aktarılamıyor. İnsan aklının bütün mahareti devreye girip filmler izlense kitaplar okunsa da yaşanmışlık aktarılamıyor. O yüzden bu kıymetli edimi kolay harcamamalıyız. Eski ya da başka bir bakışla eskimeyen olanın kıymetini bilmeliyiz.
Bazı insanlarda meseleler buharlaşır. Fikirler, duygular, teklifler…
Bazı insanlarda ise canlanırsınız. Göğerir dimağınız, şahlanır yüreğiniz.
İlki öldürürken diğeri diriltir adeta.
Kerim Kitabımızın adil şahitlik emri ancak hakkı teslim etmek ile mümkün olur. Hakkı teslim etmede zorlandığımız alan uzmanlık alanımızdır galiba. Ama ironiktir: uzmanı olmadığımız alanlarda ise takdir ve tahfifte sınır tanımıyoruz.
Hayret ve neşe zamanı yavaşlatıyor sanki.
Çocuklar bu işte en iyilerimiz. Cennette bu makamların sonsuzu olacak herhalde. Evveller, hayretimi artır, deyu dua ederlermiş. Hayret ve neşe cenneti tattırıyor belkide bize.
“İnsan-ı Kâmil diye öz evladımız mesabesinde bir kavramımız var. Adem İnce bu kavramı çözümün merkezine koyarak, bir teklifte bulunuyor. Eğitimin gayesi insan-ı kâmil olmalı değil midir?”
Mustafa Eser yazdı: Değersizlikten Allah Rızasına Maarif
#okur49'da
Birisinin bizimle direkt ya da doğrudan ilgisi olmayan mutluluğuna sevinemiyorsak hatta canımız sıkılıyorsa özümüze dair ıslah etmemiz gereken ciddi bir çiğlik var demektir.