#Turkey has given me everything I have – my home, my education and my successful career in #law. My books tell this story – recording my gratitude and my hopes for Turkey’s future. I have set out steps to improving the #judiciary and #democracy for the whole of Turkish society.
Bugün CHP’ye yapıldı. Yarın başka bir partiye de yapılabilir.
Çünkü sorun parti ya da kişi değil, sistem!
Butlan kararını ortaya çıkaran çağdışı yapıyı; durumdan çıkarılması gereken dersleri yazdım; okumadan geçmeyin. @Gazete9Eylul
https://t.co/hAzEo1mmLn
Sayın Seyhan, açıklamalarınıza katılıyorum ancak mahkeme butlan kararında Kasım 2023’teki kurultay butlanına karar vermesine dayanarak sonraki kurultayların iptaline karar verip ona dayanarak da ihtiyati tedbir kararı verdi. YSK’nın ihtiyati tedbir kararına uygulamayı reddetmeyi değil de mahkemenin buna karar verme yetkisinin olmadığını söylemesi durumu açıklığa kavuştuabilirdi. Ancak YSK böyle bir açıklama yapmadı.
Sevgili Ersan, @ProfDrErsanSen
Hukukçu olup da uzman olmayanların ya da hukukçu olmayanların her şeyi bulanıklaştırdığı bu günlerde bizlere hukuku net olarak ortaya koymak görevi düşüyor. Bu nedenle mütalaanı, aşağıdaki gibi netleştirmek gerekiyor:
"Delegelerin en az beşte birinin yazılı istemesi halinde olağanüstü kongreye gidilmesi zorunludur. (Kemal Kılıçdaroğlu ya da Özgür Özel olması fark etmez) Partinin mevcut yönetimi bunu engelleyemez.
Delegelerin beşte birinin istemini parti yönetimi yerine getirmez, yani olağanüstü kongreye gitmezse asliye hukuk mahkemesinden kongreyi toplama yetkisi alınabilir.
Bu konuda tedbir kararını veren mahkemeden açıklama istemeye gerek yoktur. Mahkeme kararını ihtiyati tedbir kararını değiştirebilir. Ancak olağanüstü kongre yapılmasına engel olamaz.
Seçimli olağanüstü kongreye gidilmesi halinde seçimler ilgili seçim kurulunun gözetiminde yapılır."
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 14. maddesinin 6. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan; ”Olağanüstü toplantılar, genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine yapılır.” hüküm nedeniyle, büyük kongre/kurultay üyelerinin, yani delegelerin en az beşte biri, siyasi partinin kongresini toplama hakkına sahiptir.
Ancak 38. Olağan Kurultayla ilgili hükümsüzlük kararı verildiğinden, bundan 38. Kurultaya giden sürecin de etkilendiği sonucu çıkarılırsa ve İstanbul İl Kongresi ile ilgili verilen eskiye dönülme kararı da dikkate alındığında, tedbir kararı verilmiş kesin hükümsüzlük davası bitmeden kurultay yapılamayacağı iddia edilebilir.
Siyasi partilerde kongre yapılmasının önüne geçilemeyeceği fikri de savunulabilir. Tedbir kararı; İstanbul İl Kongresi ve delege seçimleri için verilmediğinden, 38. Olağan Kurultay öncesi seçilmiş delegelerin hak ve yetkilerinin devam ettiği, henüz kesinleşmeyen davanın delegeleri etkilemeyeceği ileri sürülebilir.
Konu elbette; Siyasi Partiler Kanunu m.21, m.29/1 ile bilhassa m.121/1’den kaynaklanan sebeple karmaşık bir yapıya sahiptir. Hukuk mahkemelerinin siyasi partiler seçimlerine karışamayacağı, bu konuda tüm yetkinin ilçe seçim kurullarında ve YSK’da olduğu söylenmektedir. Yasal değişikliğe gidilmeden, bu sorunun çözülmesi ise mümkün gözükmüyor.
Sonuç olarak;
Delegelerin en az beşte birinin yazılı istemi ile olağanüstü kongreye gidilebilir. Partinin mevcut yönetimi bunu engelleyemez. Bu konuda tedbir kararını veren Mahkemeden açıklama istenebilir, ancak açıklama yoluyla Mahkeme kararını değiştiremez ve yeni karar veremez, çünkü dosyadan el çekti.
Seçimli olağanüstü kongreye gidilmesi halinde, seçimlerde gözetimi ve denetimi yapmakla yetkili ilçe seçim kurulu ve YSK karar verebilir. Kurultayın hemen yapılmasını isteyen taraf, seçim konusunda tüm yetkinin ilçe seçim kurulunda ve YSK’da olduğunu söylüyor. Neticede, her durumda konu yine tedbir talepli olarak asliye hukuk mahkemesine gidebilir gözüküyor.
Umarız bu süreç daha fazla uzamadan, hukuk ve demokrasi kurallarına uygun olarak bir an evvel çözüme kavuşur.
İstinaf mahkemesinin bu kararı ve kararda Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin CHP’nin yönetimine geri dönmesine dair bir ihtiyati tedbir kararı verdiği de anlaşılıyor.
Mahkemenin ihtiyati tedbir kararı vermesi mutlak butlan kararının tek başına kayyım tayin etmesine yetmediğini gösteriyor. Ancak ihtiyati tedbir kararı durumu biraz daha karmaşıklaştırıyor.
İstinaf kararında sakatlık ve çelişkiler var: 1- Bu yönde açılmış bir dava önüne gelmeden mahkemenin 4-5 Kasım 2023’ten sonra yapılan tüm kurultayların ve alınan tüm kararların iptaline karar vermesi sakat;
2- Sonraki kurultaylar ve kararlar için mutlak butlan değil, iptal kararı verilmiş. İptal halinde “nispi butlan” olur; hüküm kesinleşinceye kadar iptal edilen sonraki kurultaylar ve kararlar geçerli kalmaya devam eder;
3- 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultayın ve alınan kararların mutlak butlanını tespit etmiş olması, Kılıçdaroğlu’nun ve yönetiminin yönetime geri gelmesi için yetmez; sonraki kurultayların ve kararların iptaline dair kararın kesinleşmesi gerekir.
4- İstinaf Mahkemesi, kararında kendisi söylemiş: Bu karar 2 hafta içinde temyiz edilebilir; temyiz sürecinin sonuna kadar iptal kararı etkili olmaz; Özgür Özel’in ve yönetimin sonraki seçimleri o zaman kadar iptal edilmiş olmaz.
5- İhtiyati tedbir kararı, ancak iptal davasında (mutlak butlan değil) açıkça bir hukuka aykırılık varsa ve (kesinleşmiş) hüküm verilmesine kadar geçecek sürede telafi edilmesi imkânsız zarar söz konusu olur ise verilebilir.
Ancak ne açılmış sonraki kurultayların ve kararların iptali talep edilen bir dava var, ne de böyle bir dava açılmış olsa bile giderilmesi imkânsız olan bir zarar var.
Tersine, verilen ihtiyati tedbir kararı, bırakınız CHP’ye ve seçmenine verdiği zararı, ülkemize büyük zarar vermektedir. Bunu İMKB’de değer endeksi düşüşü ve diğer ekonomik göstergelerdeki ani kötüleşme göstermektedir.
@YetkinReport yeni yazımda anlattım:
İstinafın Butlan, İptal ve Tebbir Çelişkisi ve Reform İhtiyacı
- Mahkemenin CHP Kurultayı kararı kendi içinde sakat ve çelişkili👇
✍️Mehmet Gün @M_Gun@YetkinReport
https://t.co/pf8JtuVk17
@guvsak Güven Hocam, uyuşturucu suçları ile yolsuzluk arasında pozitif korelasyon var: Grok'a yaptırdığım kısa araştırmacının sonucu ilginizi çekecektir: https://t.co/3PRBY8yR9H
Siyasi partilerde başarısız olan yönetimler, neden bir türlü değiştirilemiyor?
Siyasi partiler nasıl oligarşik oluyor, halk siyasetten niye soğuyor?
Yolsuzluk neden ve nasıl kurumlaşıyor?
Delegelik sistemine ihtiyaç var mı, yoksa neden devam ettiriliyor?
Siyasi partiler nasıl demokratikleşebilir?
Bugün @YetkinReport'ta yayımlanan yazımda analiz edip, köklü çözüm önerilerimi anlattım:
Siyasi Partilerde Delegelik Sistemi Kaldırılmalı
https://t.co/ykwzyVc3i7
-Türkiye’de #delegelik sistemi, çoğu zaman parti tabanının iradesini doğrudan yansıtan demokratik bir temsil mekanizması olmaktan uzaklaşabilmektedir.
✍️Mehmet Gün @M_Gun@YetkinReport
#19Mayıs;
küçük bir vapurla #Samsun’a Mustafa Kemal'in karaya ayak bastığı değil,
bir ulusun doğuşunun, kimsenin hayal edemediği zorlu bir kurtuluş savaşı ile bir vatanın kurtarılışının, şanlı bir şahlanış ve dünyada eşi benzeri görülmemiş yeniden uyanış ve aydınlanmanın başlangıcı ile daha nicelerinin kesiştiği tarihi bir dönüm noktasıdır.
19 MAYIS 1919’da yola çıkarak özgürce gelişip serpileceğimiz vatanı kurtaran, milleti yeniden dirilterek çağdaş medeniyete eriştiren, demokrasi meşalesini ateşleyerek yolumuzu daim aydınlatan Atatürk’e ve Silah Arkadaşlarına şükranlarımızla.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!
CHP kurultayı davasında en kritik soru şu:
“Seçimde hile” iddiası varsa, bu doğrudan “mutlak butlan” sonucu doğurur mu?
Türk hukukunda cevap, sanıldığı kadar basit değil.
Çünkü “mutlak butlan”, istisnaî ve çok ağır bir yaptırım.
Hukukî çerçeveyi @YetkinReport için yazdım:
CHP’ye Butlan ve Kayyım Tartışmalarının Dayanılmaz Saçmalığı
https://t.co/BtL9iOAUEF
-Delegelerin iradelerinin sakatlandığını ve değiştiğini ispat etmek imkansızdır. Gizli yapılan oylamada delegelerin gizli oylarının ne yönde olduğunu belirlemek fiilen de hukuken de mümkün değildir.
✍️Mehmet Gün @M_Gun@YetkinReport
Mahkemesi davayı reddettiği halde “butlan-kayyum” teranesi tutturmuş çığırtkanlar, ülkeye vereceği devasa zararı umursamadan CHP’ye yargı yoluyla örtülü el koyma planlarını kamuoyuna yutturmaya çalışıyor.
Sanırsınız CHP, Kılıçdaroğlu’nun şahsi mülküymüş de dalavereyle elinden alınmış!
Mesele hukuken hiç de öyle değil.
Detaylar @YetkinReport yazımda ⬇️
CHP’ye Butlan ve Kayyım Tartışmalarının Dayanılmaz Saçmalığı
https://t.co/BtL9iOAUEF
-Delegelerin iradelerinin sakatlandığını ve değiştiğini ispat etmek imkansızdır. Gizli yapılan oylamada delegelerin gizli oylarının ne yönde olduğunu belirlemek fiilen de hukuken de mümkün değildir.
✍️Mehmet Gün @M_Gun@YetkinReport
#Ekonomik ve #kurumsal dönüşüm ihtiyacının arttığı bir dönemde, #Cumhurbaşkanı tarafından 2026 yılının “Yapısal #Reform Yılı” olarak ilan edilmesi; reform ajandasının önceliklendirildiğine işaret etmektedir.
Bu çerçevede, #makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesi, #yatırım ortamının iyileştirilmesi ve sürdürülebilir büyümenin sağlanması için kurumsal kaliteyi artırmaya yönelik adımlar kritik önem taşımaktadır.
Bu aşamada;
a) #hukuk süreçlerinde #öngörülebilirlik,
b) #yargı bağımsızlığı ve etkinliği,
c) ekonomik güvenin yeniden tesis edilmesi en temel belirleyiciler olacaktır.
#DahaİyiYargı #YapısalReformlar #RefahiçinHukuk #YargıReformu
Bir yandan saatlik mesai ile daha adil ücretlendirme arayışı, diğer yanda ise kişinin yaptığı işe göre değil kişisel durumuna göre lojman desteği şeklinde - kayırmaya ve suistimale açık bir adaletsizlik.
Bakan Mustafa Çiftçi'nin niyetinin iyi olduğu belli, ancak iyi niyet yetmez, onu gerçekleştirecek güçlü bir kurumsal yapı, kurallar ve tarafsız işleyişi sağlamak gerekir.
Zaten Türkiye'nin temel sorunu budur: güçlü adalet isteği ve niyeti var, fakat bu isteği ve niyeti gerçekleştirecek kurumsal mekanizma, süreç ve işleyiş olmaması adaletsizlik üretiyor.
🔴 İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi:
📍İstanbul'da hayat şartlarının zor olduğunu biliyoruz.
📍Polis lojmanlarının az olduğunu da biliyoruz.
📍Bu sene araç almayalım, mümkün mertebe lojman alalım dedik.
📍Özellikle tek maaşlı, çocukları okuyan polis memurlarımıza lojman verelim, onları bu konuda rahatlatalım diye düşündük.
📍12/36'yı hayata geçirebilirsek polislerin fazla çalışmalarının da önüne geçmiş olacağız.
📍Buna rağmen fazla çalışma olursa, 2027 yılının başı itibarıyla fazla çalışma ücretlerinin ödenmesi konusunda bir düzenlememiz olacak
İbretlik eleştirel bir yazı.
Yargılamalarda hakimlerin asli görevlerini yap(a)mayıp, türlü sebeple, bilirkişilere müfettişlere ve sair gaipten ses verenlere (kanunsuz) delege etmesi fakat onları da denetlemekte yetersiz kalarak adeta adaleti onlara emanet etmesinin, mahkemeleri formaliteye dönüştürdüğünün farkında olmayan yönetici kesimden esaslı ve ilerici çözümler beklemek beyhude...
https://t.co/WgxAnnvVea
MÜSİAD'ın “Ticaret ve Yatırımda Hukuki Güvence Zirvesi”nde (27 Nisan 2026) konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Hedefimiz sadece hızlı karar veren bir yargı değil, daha hızlı, daha öngörülebilir ve daha güven veren bir adalet inşa etmektir. Önceliğimiz iş dünyasının zamanını mahkeme koridorlarında değil, üretim sahalarında harcamasını sağlamaktır.
Gürlek ayrıca, Türkiye’ye gelmek için hukuki güvenlik ve tahkim isteyen yabancı yatırımcının ve sermayenin haklarını, daha da güvence altına alan bir yapı için titizlikle çalıştıklarını, tahkimle ilgili çalışmaları olduğunu, uluslararası yatırım hukukuna ilişkin mekanizmaları güçlendirdiklerini, bu kapsamda yerli ve millî girişimciler için de bir kısım hukuki düzenlemeler yaptıklarını, ihracat, ithalat, yabancı sermaye ortaklıkları alanında ortaya çıkan hukuki ihtiyaçları yakından takip ettiklerini söylemiş.
Bakan Gürlek’in beyanları boşluklar ve çelişkiler içeriyor. Bakanlık ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) davaları tek bir adliyede toplamanın mevcut davalardaki yargılama süresini tahminen iki katına çıkarması olasılığına karşı ne tedbir aldılar acaba? Ticaret mahkemeleri zaten ihtisas mahkemeleri niteliğinde, daha fazla nasıl ihtisaslaşacaklar? Daha da ihtisaslaşma olursa bu nasıl olup da eski hamam eski tas usulle yargılama yapan ticaret mahkemelerini hızlandıracak?
Diğer bir gariplik de yabancı sermaye ve yatırımlar için ayrıcalıklı bir durum oluşturulması, yabancıların yanında yerli ve millî olanlar için de bir şeyler yapılır izlenimi verilmesi. Türkiye sömürge midir ki “yabancı sermayenin haklarını daha da güvence altına alan bir yapı için titizlikle” çalışılıyor ve “bu kapsamda yerli ve milli girişimciler için de bir kısım hukuki düzenlemeler” yapılıyor? Sermayenin ve yatırımın yerlisi, millîsi olamayacağı gibi yabancısı da olamaz.
@Gazete9Eylul yeni yazımı okumak için: https://t.co/ne50gkPNez
@bbcturkce BBC'ye yakıştıramadım doğrusu! Bu soruşturmayı hangi savcılığın yaptığı neden haberde yer almacı acaba... Nerede N.E.W.S. ilkeninz, nerede 5N1K habercilik ilkesi?
İzzet hocanın @izzetoezgenc anlattığı şey üreticinen perakendeciye yaptığı indirim - iskonto oranının perakendecinin son tüketiciye yaptığı iskonto oranına endekslenmesi demektir. Ne perakendecinin ne de üretici firmanın vergi kaçırması veya vergi kaçırmak suretiyle zenginleşmesi yoktur. Ancak, olay, üretici firmanın son tüketiciye yapılacak iskonto oranını belirlemesi halinde rekabet hukuku açısından sıkıntılı yönü olabilir.
Dayanıklı tüketim malı üretimi yapan firmalar, bayilerine malı yüksek fiyattan satmalarına rağmen, bayiler tarafından malın tüketiciye satın alma bedelinden daha düşük bir fiyatla satılmasını sağlamaktadır. Böylece bayi, üretici firmadan örneğin 100 TL’ye satın aldığı malı tüketiciye 80 TL fiyatla satmaktadır. Bu satışa bağlı olarak, üretici firma bayiden kendisine “fiyat farkı” veya “finansman bedeli” gibi değişik adlarla fatura kesmesini sağlamaktadır. Böylece bayi, örneğin 80 TL bedelle tüketiciye sattığı malla ilgili olarak üretici firmaya 25 TL bedelli bir fatura kesmektedir. Üretici firma, bayiden herhangi bir mal veya hizmet satın almadığı halde, bu bedeli bayiye ödemekte ve kendi muhasebe kayıtlarında gider olarak göstermektedir.
Bu hileli yöntemin işletilmesiyle, üretici firma, kârını düşük ve hatta “zarar” göstermeyi sağlamaktadır. Yani bayi tarafından üretici firmaya herhangi bir mal veya hizmet satışı yapılmadığı halde, üretici firma, bayiye sattığı her birim malla ilgili olarak bayinin kendisine fatura düzenlemesini sağlayarak, giderini artırmakta ve vergi kaçırmaktadır!