...Elhamdülillah...
Hamdolsun Rabbim batılın hak gözüktüğü,haramlarin derya deniz olduğu bu ahir zamanda,NİKAH zırhımizi sırtımıza sirtilanabilmemizi kolaylaştırdı.🥰
@M_ayt63 🤎@MahmutAyten7
19/07/2022
Oysa Müslüman Türkiye halkı, ordularımızı ve yeteneklerimizi başta Gazze ve Filistin'in kurtuluşu olmak üzere İslam ümmetinin selameti ve birliği için kullanmanızı isterdi. Sömürgeci kafir ABD ve NATO için değil!
Hani Tüm Zulümlere Karşı Bir Olacaktık!
🖋️“Mazlumun kim olduğuna değil, zalimin kim olduğuna bakılır oldu.”
🖋️“Korkularla şekillenen tutumlar, kardeşliği zayıflatıyor.”
🖋️“Gerçek güç, Müslümanların birbirine sahip çıkmasındadır.”
#NatoyaKurbanAranıyor
https://t.co/KODznc74YW
“HÎLAFET RIZGARIYEKE YE”
Kapîtalîzma serdest, mirovahiyê xisteye nav qutbûnek mezin. Mirovahî bûye perçe-perçe, bêdeng û bêbêje ma; nikare zulma dijminan hesab bike. Ji ber tirs û lawazbûna di parastina nirxên xwe de, cehaleta zihnî dor li wan girtiye. Sedema van hemû zulman jî ew pergala fikrî ya mirov-çêkirî ye ku serdest bûye.
Ji hesabkirina berpirsiyarên van zulman dûr ketin, mirov dixe nav zulmeke mezin û haramekê giran. Bi rastî ev têgihiştin sed salan şer bi xwe re aniye. Li dijî kê? Pêşî li dijî Allahê (Azze ve Celle), herwiha li dijî mirovahiyê û tebîetê…
Çima? Ji ber ku mirov qanûnên xwe li hember hukumên Allahê bilindtir dîtine.
Ma mirovahî dê heta dawiyê di vê batak û haramê de bimîne? Bêguman na! Ne divê wisa be û ne jî dê wisa bimîne. Delîla vê jî ew peymana Allahê ye:
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـٔاًۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah soz daye wan kesên ku ji we bawer kirine û kirinên baş kirine ku, wekî yên berî wan, wan jî li ser rûyê erdê hakim bike; dîna ku ji bo wan razî bûye bihêz bike û tirsên wan veguherîne ewlehiyê. Ew tenê min dibînin û tiştî bi min re hevpar nakin. Û piştî vê yekê kî kufr bike, ew fasîq in.” (Nur, 55)
Vejîna û guhertina mirovahiyê tenê bi civîna li ser fikreke haq mümkin e. Bingehê vê guhertinê jî ew e ku mirov bêyî teslîmbûna tirsan, hesabên berjewendiyê û îdeolojiyên beşerî, xwe teslîmî hukumên Allahê bike.
Ev heqîqet bi vê fermana Îlahî bi eşkereyî tê ragihandin:
وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ
“Allah got: ‘Du xwedayan ji xwe re negirin. Ew tenê Xwedayek e. Ji ber vê yekê tenê ji min bitirsin.’” (Nahl, 51)
Hîlafet li hemberî meylên xerab yên malbatê, nesl û civakê qalxanek, sîper û di heman demê de mekanîzmayeke disiplinê ye. Ev jî ji bo islahkirina civakê pir girîng e. Dema ku meyl tên disiplinkirin, di civakê de exlaq, perwerde û kalîteya jiyanê dê bigihîje asteke bilind.
Li cihê ku fikrek alternatîf heye, pey fikreke xerab û bêçareser ketin û ji bo domandina wê têkoşîn kirin, bêguman bêhişî ye. Mirov divê ji bo aramî û refaha xwe ya dinyayê, fikra rast hilbijêre; ji bo jiyana ebedî jî berê xwe bide fikra haq ku ji bo herdu cîhanan çareseriya rast nîşan dide.
Çareseriya hemû van pirsgirêkan ev e:
Pêdivî ye ku rêveber bên dermankirin; yanî teşwîq bên kirin ku qanûnên mirov-çêkirî bihêlin û hukumên Allahê (Azze ve Celle) qebûl bikin. Herwiha vegerandina çanda muhasebeyê bo civakê jî karekî zarurî ye. Ji ber ku Resûlê Allahê (sallallahu aleyhi ve sellem) gotiye:
“Xwendin û daxwaza zanînê li ser her Misilmanî ferz e.” (Îbn Mace, Muqeddime, 17)
Ger mirov li ser zanîn û fikrên qet’î nekeve hereketê, wê hingê bi hestên xwe hereket dike. Ev jî ji şadiyê û faydeyê zêdetir zirar û neşadiyê tîne.
Mirov tenê bi vegera bo fitreta xwe ya eslî dikare şadiya rastîn bibîne. Ji ber vê yekê, pêdivî ye ku mirov bi çanda fikreke ku li gorî fitretê ye, aqil qane dike û dil jî mutmain dike, mezin bibe.
Îşte ew fikir jî bi mufredat û pergala alternatîf a Îdeolojiya Îslamê, li şûna hemû îdeolojiyên beşerî çêdibe. Ji ber ku pergala ku mirovahiyê digihîne rizgariya rastîn, tenê Îslam e; pergala ku aqil qane dike, dil mutmain dike û çareseriyên li gorî fitreta mirovan pêşkêş dike.
#YenidenHilafet
sonuçlar görüyoruz.
İnsanların asıl sorguladığı şey şu: Güçlü ve nüfuzlu çevreler işin içindeyse, #adalet gerçekten herkes için eşit işleyebiliyor mu?
Aylar geçti. Sorular hâlâ duruyor. Cevaplar ise yok.
#Epstein dosyası da birçok büyük skandal gibi zamanla gündemden düşürüldü.Aylarca konuşuldu,sayısız iddia ortaya atıldı,isimler gündeme geldi. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda ne kamuoyunu tatmin eden bir hesaplaşma,ne netleşen sorumlular,ne de adalet duygusu güçlendiren...
“Çöküşten Kurtuluşa İslam’ın Çağrısı” konferansını, Abdullah İmamoğlu’nun konuşmalarıyla, Şanlıurfa Temsilciliğimizin yeni yerinin açılış programında yoğun bir katılımla gerçekleştirdik.
#YenidenHilafet
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan
“Ak Parti kadroları olarak yeniden insanları kazanmalıyız. Cumhurbaşkanımız 1989’da genelevden oy istedi arkadaşlar. Bugün bunu bile yapmıyoruz. Herkesi kazanmalıyız.”
İnsanoğlu vahyi terk edip hevasını ilah edinerek siyaset yaparsa, esfel-i safilin (aşağıların aşağısı) mertebesine düşer. Eğer vahye tabi olursa, eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) vasfını kazanır.
Bosch reklamı Müslüman aile yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan emperyalist bir saldırı ve küresel kültür kuşatmasının bir parçasıdır.
Bosch firmasının, anneler günü için hazırladığı ve tepkiler üzerine geri çekmek zorunda kaldığı reklam filmi, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Reklamda, çocuklardan bahsedilirken aslında köpeklerin kastediliyor olması derin bir sosyokültürel dönüşümün ve Müslüman toplumların temel taşı olan aile yapısına yönelik sistematik bir saldırının yansımasıdır.
Batılı sömürgeci aklın kültürel alandaki en büyük hedeflerinden biri, toplumun çekirdek hücresi olan ailedir. BBC gibi kurumların kadın özgürlüğü adı altında anneliği, hamileliği ve çocukları bir "ayak bağı" veya "özgürlüğü kısıtlayıcı bir yük" gibi sunmaları da bu stratejiyle ilgilidir. Böylece annelik kavramının evrimleştirilmesi ve nesneleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Kutsal bir mertebe olan annelik, reklamlar yoluyla köpek bakıcılığı ile eşitlenmeye ve değersizleştirilmeye çalışılmaktadır.
Güçlü insani bağların yerini, sorumluluğu daha az ve kolay vazgeçilebilir hayvan bağlarına bırakması, insanların yerini hayvanların alması bireylerin yalnızlaşmasına ve nesillerin devamlılığının sekteye uğramasına neden olmaktadır.
Batı dünyası bugün ciddi bir yaşlanma ve nüfus azalması kriziyle karşı karşıyadır. Buna karşın Müslüman dünyasındaki genç ve dinamik nüfus yapısı, küresel güç dengeleri açısından bir tehdit olarak algılanmaktadır.
Müslüman aile yapısında çocuk sahibi olmak teşvik edilirken, Batı kültürü aracılığıyla genç nesillere "çocuk yerine evcil hayvan" fikri empoze edilmektedir. Amaç, nüfusu arttıkça Batı için daha büyük bir tehdit haline gelen Müslüman toplumların demografik gücünü kırmak, aileyi parçalamak ve toplumsal dinamizmini yok etmektir.
Türkiye’de son yıllarda artış gösteren sokak köpeği sorunu, bu kültürel tartışmanın bir parçası haline gelmiştir. Çocukların güvenliğini tehdit eden, can kayıplarına ve maddi zararlara yol açan bu durumun "hayvanseverlik" maskesi altında dokunulmaz kılınması, toplumsal önceliklerin ne denli saptırıldığını göstermektedir.
Belediyelerin insani ihtiyaçlardan önce lüks köpek otellerine bütçe ayırması ve siyasetçilerin de bu akıma eklemlenmesi, meseleyi çocukların ve toplumun güvenliği konusundan uzaklaştırarak bir algı operasyonuna dönüştürmektedir.
Bosch ve BBC örneğinde görüldüğü üzere, Alman’ı, İngiliz’i, Fransız’ı, Yahudi’si ve Amerika’sı hep birlikte Sömürgeci Batı’nın kendi değer yargılarını Müslüman coğrafyasına ihraç ederek Müslüman toplum ve aile yapısını, Müslüman kimliğini ortadan kaldırmayı, bunların yerine kendi bozuk değer ve kültürlerini yerleştirmeyi hedeflemektedir.
Ne acıdır ki sömürgeci Batının Müslümanlara yönelik emperyalist saldırıları karşısında Müslüman ülkelerin yöneticilerinin bu yıkıcı ve yok edici saldırılara karşı koymaları ve mücadele etmeleri beklenirken bu saldırılara izledikleri politikalarla aracılık ettikleri gözlemlenmektedir. Ayrıca hayvanseverlik maskesi adı altında batının etki ajanları da bu saldırılarda önemli bir işleve sahiptir.
Peki, Batının emperyalist saldırıları karşısında, bu varoluş mücadelesinde Müslüman toplumu, aileyi ve nesilleri kim koruyacaktır?
Bu sorunun tek bir cevabı vardır.
O da, ‘’İmam (Halife) bir kalkandır. Onunla korunur ve arkasında savaşırsınız’’ hadis-i şerifidir.
O halde bütün Müslümanlar bu hadis-i şerif gereğince, sömürgeci kafir Batının çok yönlü saldırıları karşısında Müslümanları koruyacak ve bu saldırılarla mücadele edecek koruyucu kalkanları olan Raşid-i Hilafetin yeniden kuruluşu için çalışmalıdır.
🗣️Kapitalizm bir sistemden öte, zulmü normalleştiren bir zihniyettir.❗
İşçiyi insan olarak değil, maliyet kalemi olarak görür.
Daha az maaş, daha çok mesai, daha fazla kâr…
Bugün milyonlarca insan yaşamak için değil, hayatta kalmak için çalışıyorsa bu bir arıza değil, sistemin sonucudur.
📍İslam ise baştan hükmü koyar:
İşçi Allah’ın kuludur, hakkı pazarlık konusu değil emanettir.Hak,karşılıklı akitleşme ile düzenlenir.
Ve bu hak, bir vicdana değil bir nizama emanet edilir.
O nizamın adı: Hilafet'tir
#1Mayıs #HayırlıCumalar
Kaddafi ve Devrim Konseyi üyeleri gerçekleştirdikleri askeri darbeyi savunmak ve Arap Sosyalizm fikrini yaygınlaştırmak için üniversitelerde “Devrimci Düşünce Seminerleri” düzenliyorlardı. Sıra Trablus Mühendislik Fakültesine geldiğinde hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar. Açık oturum esnasında Hizb-u Tahrir üyesi Muhammed Mühezzib Haffaf, Devrim Konseyi’nin 12 üyesinden olan Ömer el-Muhayşi ve Beşir el-Havâdî’ye karşı söz istedi ve öne sürdükleri fikirleri çok güçlü bir şekilde çürüttü. İslam’ın milliyetçiliğe bakış açısını ortaya koydu. Sosyalizmin bozukluğundan bahsetti. Soğuk bir rüzgar esti. Herkes nefesini tutmuştu. Askeri darbeyle iktidara gelen konsey üyeleri büyük bir şok yaşadı.
Elbette el Haffaf tutuklandı. Önce 15 yıla mahkûm edildi. Kaddafi cezayı yeterli bulmadı, müebbet hapis cezasına çevrildi. Bu da yetmedi! 10 yıllık cezaevi sürecinden sonra 7 Nisan 1983 tarihinde münazarayı gerçekleştirdiği üniversite avlusunda idam edildi. Bir arkadaşı o günü şöyle anlattı:
Muhammed Mühezzib Haffaf, uğursuz bir gün olan 7 Nisan 1983'te Trablus Mühendislik Fakültesi avlusunda asılarak şehit edildi. Onun idam suçuna; onu ihbar edenler, tutuklayanlar, işkence edenler, idam kararını verenler ve bu suçu sözle ya da fiille destekleyen herkes ortaktır.
O gün fakülteye girdiğimizde darağacını gördük. Olay yerinden uzaklaştık. Öğle namazı sularında bir arkadaşım gelip sevgili dostum Muhammed'in idam edildiğini haber verdi. Onu beş yıl boyunca tanıdım. Bana hep Allah'ı hatırlatan, sözünde dürüst, cesur ve hak uğrunda kınanmaktan korkmayan bir adamdı. Namazlarına çok dikkat eder, öğrenci yurtlarında sık sık imamlık yapardı.
O, inandığı değerler için "Kim partileşirse haindir" (Kaddafi'nin meşhur sloganı) sözünü eleştirir, "Bu insanları yönetecek bir kanun olması için bir ayet mi yoksa hadis mi?" diye sorardı. 1967 Arap hezimetinden sonra İslami çizgiye yönelmiş ve Hizb ut-Tahrir'e katılmıştı.
İdam edildiği gün sabah saat 7'den önce onu Kaddafi ile yüzleştirdiler. Diktatör ona, "Hala tövbe etmedin mi?" diye sordu. O ise, "İçimizde Allah'ın kitabına karşı çıkan tövbe etsin" diye cevap verdi.
Meydana çıkarıldığında kalabalığa baktı, tanıdık bir yüz aradı ama sadece kudurmuş köpekler gibi bağıran karga yüzleri gördü. Gözlüğünü çıkarıp yere attı; artık ona ihtiyacı olmayacağını biliyordu. Saatini de çıkarıp attı; çünkü zamanın da bir önemi kalmamıştı.
Sakin bir şekilde, rüzgârda sarsılmayan, boyun eğmeyen bir palmiye ağacı gibi dimdik durdu. Kan köpekleri "El-Fatih! El-Fatih!" diye bağırırken boynuna ilmeği geçirdiler. Hayata veda ederken yalnızdı, ancak onu cennete götürecek melekler yanındaydı. O darağacında sallanırken, hastalıklı ruhlardan biri (El-Meşay denen kişi) gömleği yırtılana kadar karnına yumruk attı. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. O günün tek kazananı, şehadet mertebesine ulaşan Haffaf'tı.
Rabbim şehadetini kabul etsin.
🔴 Filistinli ilim adamı Heysem el Haddad:
Müslümanların uyanması, değişimin öncüsü olması ve zulmü durdurması gerekiyor. Ama asıl soru şu: Nasıl? Eğer yeryüzünde gerçek bir adalet istiyorsak, önce İslam’ı parçalara bölmeyi bırakmalıyız.
"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" ayetini sadece belirli ibadetlere hapsettik. Oysa ibadet, hayatın her zerresini kapsar. Birey olarak tesbih çekiyor olman, içinde yaşadığın sistemin Allah’a savaş açtığı gerçeğini değiştirmez. Sistemlerin isyan ettiği bir yerde, bireysel dindarlık genel kurtuluş için yetmez.
Melekler göklerde Allah’ı nasıl yüceltiyorsa, bizim "halifelik" görevimiz de o ilahi nizamı yeryüzünde tesis etmektir. Bizim vizyonumuz; Allah’ı sadece kalplerde değil; hukukta, ekonomide ve küresel ölçekte yüceltmektir.
"Ben ilim tahsil ederim, kendi namazıma bakarım, Allah benden razı olur" diyerek sorumluluktan kaçamazsınız. İlahi kural net. Siz hem kendinizi hem de içinde yaşadığınız sistemi kökten değiştirmedikçe, Allah zaferi nasip etmeyecektir.
Dağlar, taşlar ve nehirler Allah’ı tesbih ederken, uluslararası hukuk ve dünya düzeni Allah’ı tanımıyorsa, biz yaratılış amacımıza ihanet ediyoruz demektir. Gerçek kulluk ekonomiden siyasete, aileden devlete kadar hayatın her alanını Allah’ın azametine boyun eğdirmektir.
📢 DUYURU
Günümüzde şerî bilgiye ulaşmak zahiren kolay görünse de, hakikket olan sahih ve müstakim bilgiye ulaşmak, her zamankinden daha zor hale gelmiştir; gerekçeleri ise burada sıralanamayacak kadar çoktur.
Bu konudaki eksikliğe binaen, hiçbir maddi çıkar amaç gözetmeden; Şeyh Süleyman el-Ulvan, Ali bin Hudayr, Nasır el-Fehd, Ahmed el-Halidi, Abdullah es-Sa'd, Abdullah ibn Cibrin gibi birçok muasır ulemanın fıkıh, akide ve çeşitli İslami konulardaki 20 binden fazla fetvasına Türkçe tercümesiyle ve birkaç anahtar kelimeyle ulaşabileceğiniz; modern veri tabanlı bir dijital kütüphane niteliğindeki sitemiz yakında sizlerle, inşaAllah.