Herkes Japonya'nın faiz kararına bakıyor. Asıl hamle dün yapıldı.
Nikkei dün bir haber paylaştı.
Japonya döviz piyasasına müdahale etti, piyasada dolar satıp yen aldı.
Aynı haberde ikinci bir bilgi vardı. New York Fed rate check yaptı.
Haberin bütün ağırlığı o iki kelimede.
Rate check şu demek.
Fed büyük bankaları arar, o anda dolar yen kuru için alım ve satım fiyatlarını sorar.
Görünüşte sıradan bir soru. Ama bu soru piyasada sadece bir durumda sorulur.
Müdahaleden hemen önce.
Bu yüzden rate check nadiren yapılır. Yapıldığı an piyasa şunu okur.
Karar alındı, müdahale geliyor.
Peki bu kararı kim aldı?
ABD'de döviz müdahalesine Fed karar vermez. Karar Hazine Bakanlığı'nın.
Nikkei de talimatın oradan geldiğini yazdı.
Yani dün yen için düğmeye basan isim Scott Bessent.
Bessent bir merkez bankasının kur savunmasında ne yaşandığını herkesten iyi bilen adam.
1992'ye gidelim.
Bessent o yıl 30 yaşındaydı, George Soros'un Londra ekibinde çalışıyordu.
İngiltere o dönem pound'un belli bir seviyenin altına düşmesine izin vermemek zorundaydı. Avrupa'daki kur anlaşması bunu şart koşuyordu.
Soros'un ekibi bu seviyenin tutulamayacağını gördü ve pound'un düşeceğine oynadı.
İngiltere direndi. Rezervini harcayıp piyasadan pound topladı, faizi aynı gün içinde iki kez artırdı.
Yetmedi.
Akşam saatlerinde pes etti ve pound bir günde %15 değer kaybetti.
O gün tarihe Kara Çarşamba diye geçti. Soros'un fonu o işlemden 1 milyar dolara yakın kazandı.
Bessent bir merkez bankasının nasıl yenildiğini kazanan tarafta durup izledi.
Bugün aynı adam ABD Hazine Bakanı ve döviz müdahalesi yetkisi doğrudan onda.
Birkaç ay önce de Japonya'ya gitti.
Ziyaret o gün rutin bir temas gibi göründü, dün rate check haberiyle birlikte başka bir anlam kazandı.
1992'de fon parasıyla oynuyordu, bugün devlet kasasıyla oynuyor. Daha önemlisi, savunduğu şey Japonya değil.
Peki neyi savunuyor?
Önce Japonya'nın nerede sıkıştığına bakalım.
Japonya dünyanın en borçlu ülkesi.
Kamu borcu kendi ekonomisinin 2,5 katından fazla. Bu oranda başka bir gelişmiş ülke yok.
Borcun tamamı 30 yıllık sıfıra yakın faiz döneminde birikti.
Şöyle düşünün.
Geliriniz sabit, borcunuz çok büyük. Faiz bir puan artınca ödemeniz sizi bitiriyor. Bu yüzden faizin yükselmesini dünyada en çok siz istemezsiniz.
Ama faizi düşük tuttukça paranız değer kaybediyor, dışarıdan aldığınız her şey pahalanıyor.
Japonya tükettiği enerjinin neredeyse tamamını dışarıdan alıyor ve faturayı dolarla ödüyor.
Yen düştükçe o fatura büyüyor, fatura büyüdükçe fiyatlar artıyor, fiyatlar arttıkça faiz artırma baskısı büyüyor.
Faizi artırırsa kendi borcunun altında kalır. Artırmazsa yen erimeye devam eder.
Bugün faizi sabit tutması bu yüzden bir tercih değil, mecburiyet.
Peki artırsaydı ne olurdu?
Japonya'dan ucuza borçlanıp dünyaya yatıran fonlar var. Bu paranın büyüklüğü trilyonlarla ölçülüyor ve gittiği yerlerin başında ABD tahvilleri geliyor.
Faiz arttığı gün o borcun maliyeti artar. Fonlar pozisyonu taşıyamaz, kapatmak zorunda kalır. Kapatmak için de ellerindekini satarlar.
Aynı anda ikinci bir hareket başlar. Japonya'nın kendi tahvili cazip hale gelince Japon parası eve döner.
Japonya dünyada en çok ABD tahvili tutan ülke. Yaklaşık 1,2 trilyon dolar. Dolaylı kanallar eklendiğinde rakam daha yüksek.
ABD ise bu yıl vadesi gelen yaklaşık 10 trilyon dolarlık borcu yenilemek zorunda. Eski tahviller ödenecek, yerine yenisi satılacak.
İki rakamın aynı yıla denk gelmesi bütün meseleyi kuruyor.
Tahvil çıkarmak bir satış işidir.
Malı ortaya koyarsınız, alıcı beklersiniz. Alıcı çoksa iyi fiyata satarsınız, düşük faizle borçlanırsınız. Alıcı azsa fiyatı alıcı belirler.
ABD 10 trilyonluk satış yılında en büyük alıcısını kaybetmeyi göze alamaz. Üstelik o alıcı aynı gün karşı tarafa geçip satıcı olur.
ABD'nin toplam borcu 39 trilyon dolar, faiz ödemesi yılda 1 trilyonun üzerinde. Toplanan her 4 dolarlık verginin 1 doları sadece faize gidiyor.
Bu tabloda her 100 baz puanlık ek getiri yıllık faiz yüküne yaklaşık 400 milyar dolar ekliyor.
Bessent'in dün koruduğu şey buydu.
Japonya bu yükü yalnız taşıyamıyor. Piyasaya daha önce birkaç kez girdi, her seferinde milyarlarca dolar harcadı. Yen birkaç gün toparlandı, sonra aynı yere döndü.
Müdahale kuru değiştiriyor, faiz farkını yerinde bırakıyor. Fark kapanmadan sonuç değişmiyor.
ABD de Japonya'nın yalnız kalmasını istemiyor. Çünkü Japonya sıkışıp ani bir hamle yaparsa faturası en sert şekilde ABD'nin tahvil piyasasında çıkar.
Dün yen'i bu yüzden iki ülke birden savundu.
Geri çekilip tabloya bakın.
Bir merkez bankası kendi parasını savunuyor. Yanında, o parayı savunmakla hiçbir görevi olmayan bir ülke duruyor.
34 yıl önce bir merkez bankasının yenilmesinden kazanan adam, dün başka bir merkez bankası yenilmesin diye emir verdi.
İkisini de aynı sebeple yaptı. Kendi tarafı için.
Bir ülkenin faiz kararı normalde kendi meselesidir. Kendi enflasyonuna bakar, kendi işsizliğine bakar, kararını verir.
Borç yeterince büyüdüğünde o karar başkasının meselesi olur. Alacaklının sıkışması borçlunun faturası haline gelir ve iki taraf ayrı ayrı karar veremez.
Japonya bugün faizi sabit tuttu.
Bu kararı yalnız vermedi.