Platform: Simerini / Sigmalive Network
Tarih: 4 Ekim 2026
Yazar: Dr. Giannos Charalambidis
Başlık: Saldırı Füzeleriyle Türk “Tayfunu”
TAYFUN Block-2 kara hedefleri için konuşlandırıldı; Belharra gibi deniz hedeflerine yönelik Block-3 ise yolda.
Yazar kim?
Giannos Charalambidis, Kıbrıslı gazeteci, yazar ve uluslararası ilişkiler analisti. Hukuk eğitimi aldı; Uluslararası İlişkiler ve Avrupa ��alışmaları doktorası bulunuyor. Akademik programlarda uluslararası ilişkiler, küresel ekonomi ve stratejik analiz alanlarında görev yaptı; Simerini gazetesinde uzun yıllardır köşe yazarlığı ve analiz yapıyor, Türkiye, Kıbrıs, enerji jeopolitiği ve deniz gücü üzerine kitapları da var; bunlardan biri doğrudan “Turkey: A Naval Power on the Rise?” — “Türkiye: Yükselen Bir Deniz Gücü mü?” başlığını taşıyor.
Dolayısıyla yazı, sıradan bir savunma haberi değil; Türkiye’nin füze programının Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail açısından bölgesel güç dengesini nasıl değiştirebileceğine ilişkin Kıbrıs merkezli stratejik bir değerlendirme.
Detaylı içerik:
Charalambidis’in temel tezi, TAYFUN’un artık tek bir balistik füze olmaktan çıkıp farklı görevler için geliştirilen bir “füze ailesine” dönüşmekte olduğu.
Yazar dört aşamadan söz ediyor:
TAYFUN Block-1 → Block-2 → Block-3 → Block-4.
Ve her yeni sürümün Türkiye’nin etki alanını biraz daha genişlettiğini savunuyor. Ona göre bunun sonucu yalnız Yunanistan ve Kıbrıs açısından değil, Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya ve İsrail’e kadar uzanan daha geniş bir füze coğrafyası.
TAYFUN Block-2: Kara hedeflerine yönelik operasyonel tehdit
Makalenin ilk önemli iddiası, Block-2’nin Mayıs 2026 itibarıyla Türk Kara Kuvvetlerine teslim edildiği ve operasyonel kullanıma hazır olduğu.
Charalambidis menzil konusunda özellikle dikkat çekici rakamlar veriyor.
Roketsan’ın kamuya açık biçimde “280 kilometrenin üzerinde” ifadesini kullandığını, ancak yapılan testlerden birinde yaklaşık 561 kilometrelik mesafenin doğrulandığını yazıyor. 2025’teki bir test için ayrılan deniz sahasının yaklaşık 750 kilometreye kadar uzanmasını da gerçek menzilin daha yüksek olabileceğine işaret olarak değerlendiriyor.
Yazıya göre sistem:
▪️ mobil fırlatıcıdan kullanılabiliyor,
▪️ her araç iki füze taşıyabiliyor,
▪️ kısa hazırlık süresine sahip,
▪️ ateşten sonra hızla mevzi değiştirebiliyor,
▪️ gece-gündüz ve farklı hava koşullarında çalışabiliyor,
▪️ elektronik harp ve uydu seyrüsefer karıştırmasına karşı dayanıklılık taşıyor.
Charalambidis, Roketsan’ın TAYFUN için örneklediğini söylediği hedef türlerini de sıralıyor: hava savunma sistemleri, komuta-kontrol merkezleri, uçak hangarları, hafif zırhlı unsurlar, kritik askerî tesisler ve stratejik hedefler.
Yunanistan açısından neden önemli?
Yazarın hesabına göre 561 kilometrelik bir menzil, batı Türkiye’den kullanıldığında Doğu Ege adalarının tamamını ve Yunanistan anakarasının önemli bölümünü kapsayabiliyor.
Örnek olarak İzmir’den:
Atina yaklaşık 300 km, Selanik yaklaşık 440 km.
Bu nedenle Yunan hava üsleri, radarlar, komuta merkezleri ve diğer sabit askerî altyapının menzil içerisinde kalabileceğini savunuyor. Asıl endişesi de mobil fırlatıcıların dağıtılabilmesi ve yer değiştirebilmesi.
Block-3: Yunanistan için asıl yeni mesele denizde
Makalenin en dikkat çekici kısmı da burası.
Charalambidis, TAYFUN Block-3’ü bir gemisavar balistik füze yönelimi olarak değerlendiriyor.
Yazıya göre 4 Temmuz 2026’da Rize–Artvin bölgesinden yapılan testte Block-3, Karadeniz’de hareket halindeki bir deniz hedefini başarıyla vurdu. Bunun, sistemin klasik kara hedeflerinin ötesine geçerek hareketli savaş gemilerine karşı kullanılabileceğini gösterdiğini savunuyor.
Buradan doğrudan Yunan Belharra/FDI fırkateynlerine geliyor.
Charalambidis’in yorumu şu:
Yunan Donanması artık yalnız Türk denizaltıları, savaş uçakları, gemiler veya klasik gemisavar füzeleriyle değil; karadan fırlatılan balistik gemisavar tehdidiyle de hesaplaşmak zorunda kalabilir.
Bu konu Doğu Akdeniz’de deniz hâkimiyeti meselesi açısından da yazının en önemli noktası.
Çünkü kara konuşlu bir füze sistemi denizdeki hareketli hedeflere güvenilir biçimde angaje olabiliyorsa, kara kuvveti deniz kontrol mücadelesinin doğrudan parçasına dönüşüyor.
Peki Belharra TAYFUN’u durdurabilir mi?
Charalambidis burada kesin konuşmuyor.
Yunan Kimon sınıfı FDI/Belharra fırkateynlerinin:
32 Aster 30, RAM ve Sea Fire radarı taşıdığını; Aster ailesinin taktik balistik füzelere karşı kabiliyeti bulunduğunu belirtiyor.
Ancak belirli bir TAYFUN sürümüne karşı önleme başarısının; füzenin hızı, yörüngesi, erken ihbar süresi, terminal safhası ve aynı anda kaç füze kullanıldığı gibi değişkenlere bağlı olduğunu söylüyor.
Dolayısıyla: “Belharra kesin durdurur” gibi bir sonuç çıkarmıyor.
“Aşil Kalkanı” neden gündeme geliyor?
Yazar Türkiye’nin füze gelişimini Yunanistan’ın “Aşil Kalkanı” hava ve füze savunma projesinin gerekçelerinden biri olarak sunuyor.
Planlanan yapı içinde:
David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX gibi sistemlerin ortak komuta-kontrol ağına bağlanmasını; böylece balistik füze, seyir füzesi, uçak ve İHA tehditlerine karşı katmanlı savunma kurulmasını öngörüyor.
Charalambidis’e göre Yunanistan’ın mevcut savunması var ancak “geçilmez” değil; yeni ağ tamamlandığında üsler, adalar ve kritik altyapının hayatta kalma ihtimali artacak.
Kıbrıs neden çok daha hassas?
Charalambidis’in Kıbrıs açısından hesabı daha sert.
Mersin–Kilikya hattı ile Kıbrıs arasındaki mesafeyi yaklaşık 200–300 kilometre olarak veriyor.
Dolayısıyla Block-2’nin bile neredeyse bütün Kıbrıs’ı menzil içinde tutabileceğini söylüyor.
Yazarın özellikle vurguladığı nokta ise Block-3.
Eğer hareketli deniz hedeflerine karşı operasyonel hale gelirse, bunun yalnız Kıbrıs’taki sabit askerî tesisleri değil, Kıbrıs çevresindeki tüm deniz alanını da etkileyebileceğini düşünüyor.
Bu nedenle Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu’nun aldığı BARAK MX sistemini önemli buluyor; fakat gerçek etkinliğin Kıbrıs sensörlerinin Yunan ve müttefik erken ihbar ağlarıyla birleştirilmesiyle ortaya çıkacağını savunuyor. Buradan da Yunanistan–Kıbrıs savunma doktrini ve İsrail’le işbirliğine ulaşıyor.
İsrail de Block-2 menziline girebilir mi?
Makale burada Türkiye’nin güneyinden yapılabilecek konuşlandırmalara bakıyor.
Charalambidis, Hatay–Tel Aviv mesafesini yaklaşık 475 kilometre hesaplıyor ve bu nedenle 561 kilometrelik bir Block-2’nin teorik olarak İsrail’in kuzey ve orta kesimlerine ulaşabileceğini savunuyor.
Ancak hemen ardından İsrail’in güçlü çok katmanlı savunmasını hatırlatıyor:
Arrow-2 / Arrow-3 → David’s Sling → Iron Dome / Iron Beam.
Yani İsrail’i menzil içinde görmekle onu savunmasız görmek arasında ayrım yapıyor.
TAYFUN yalnız Yunanistan için geliştirilmiş bir silah değil:
Makalenin daha geniş jeopolitik mesajlarından biri bu.
Charalambidis, Türkiye’nin farklı bölgelerine konuşlandırılmış yaklaşık 561 kilometre menzilli Block-2’lerin teorik etki alanına:
Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan’ın bazı bölümleri, Kuzey Irak, Rusya’nın Kafkasya kıyıları, Kırım, İsrail, Kıbrıs, Ege ve Yunanistan’ın önemli bölümünü dahil ediyor.
Yani TAYFUN’u yalnız Yunanistan'a karşı “Türk silahı” olarak okumuyor.
Onun gözünde bu program, Türkiye’nin bütün çevre coğrafyasına yönelik uzun menzilli konvansiyonel vurucu güç oluşturmasının parçası.
Block-4: İşin stratejik boyutu
Block-4 konusunda yazar daha ihtiyatlı.
Yaklaşık 10 metre uzunluk, 938 mm çap ve 7,2 ton fırlatma ağırlığı gibi teknik değerler veriyor ve sistemi daha büyük, uzun menzilli bir balistik füze olarak tarif ediyor.
Ancak gerçek azami menzil, sürat ve hassasiyetinin resmen açıklanmadığını özellikle belirtiyor.
1.000–1.500 kilometre rakamlarının dolaştığını fakat bunların doğrulanmadığını yazıyor.
Bu ayrım önemli: Charalambidis bazı Yunan/Kıbrıs savunma yayınlarında görülen “kesin 1.500 km” diline gitmiyor; resmen doğrulanmış bilgi ile tahmini rakamı ayırmaya çalışıyor.
Neden Somali gündeme geliyor?
İlginç bölümlerden biri de test sahası problemi.
Yazar mevcut Türk füze testlerinin büyük bölümünün Rize–Artvin’den Sinop yönüne Karadeniz üzerinde yapıldığını belirtiyor.
Fakat Karadeniz’in doğu-batı doğrultusundaki kullanılabilir mesafesi, çok daha uzun menzilli sistemleri tam kapasite test etmeyi zorlaştırıyor.
Bunun için üç ihtimal sayıyor: daha kısa/özel yörüngeli test, başka bir coğrafi koridor veya Türkiye dışındaki bir tesisten açık okyanusa atış.
Üçüncü ihtimal için Somali ve Hint Okyanusu örneğini veriyor.
Bu bölüm bir gerçekleşmiş planı değil, yazarın uzun menzilli testler için değerlendirdiği seçenekleri anlatıyor.
Yazının esas stratejik mesajı
Charalambidis’in yazısının merkezinde aslında sadece TAYFUN yok.
Şunu söylüyor:
Türkiye, kara hedeflerinden hareketli deniz hedeflerine ve daha uzun menzilli stratejik hedeflere uzanan bir füze ailesi kuruyor. Bunun sonucunda Türkiye’nin kara kuvvetlerinin ateş gücü Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz kuvvetleri dengesinin de parçası haline geliyor.
Bu nedenle Yunanistan ve Kıbrıs’ın cevabının yalnız daha fazla savaş gemisi veya uçak almak olmaması gerektiğini savunuyor.
Onun istediği model:
füze savunması + erken ihbar + sensör ağı + savaş uçakları + donanma + İsrail bağlantısı + ortak komuta-kontrol.
Ve bunu Aşil Kalkanı ile Yunanistan–Kıbrıs savunma doktrininin gerekçesi olarak sunuyor.
Dikkati çeken nokta:
Bu yazı, Amiral Gürdeniz'in Akdeniz deniz hâkimiyeti tartışması açısından okuyunca çok daha ilginç hale geliyor.
Çünkü bir Kıbrıslı Rum stratejist, Türkiye’nin gelecekteki deniz gücünü yalnız MİLGEM, denizaltı veya uçak gemisi üzerinden değerlendirmiyor.
Tam tersine, Türkiye’nin karadan fırlatılan Block-3 gibi hareketli deniz hedeflerine yönelik balistik sistemlerinin, Yunan Donanması’nın en değerli ve güçlü suüstü platformlarını bile hesaba katmaya zorlayabileceğini söylüyor ve endişe ediyor.
Yani gelecekte “deniz hâkimiyeti” yalnız donanmanın donanmayla savaşı olmayacak.
Karadaki füze bataryaları, havadaki İHA’lar, uzaydaki/karadaki sensörler, denizaltılar ve suüstü gemileri aynı ağın parçaları olacak.
Bu yazının en önemli stratejik cümlesini Türkçe özetlersek:
TAYFUN Block-2 Türkiye’nin kara vurucu gücünü büyütüyor; Block-3 olgunlaşırsa aynı füze ailesi Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz dengesinin de en önemli değişkenlerinden biri haline gelebilir.
Bu nedenle makale aslında Türkiye’nin füze programını Yunanistan–Kıbrıs–İsrail savunma mimarisinin hızlandırılması için gerekçe olarak kullanıyor.
🔭 Keskin Dürbün Yorumu:
TAYFUN Block-3 Doğu Akdeniz’de oyun değiştirici olabilecek bir sistem; ama “tek başına oyunu değiştirir” demek için henüz erken. Asıl devrim, TAYFUN Block-3’ün hareketli deniz hedefini uzun menzilden vurabildiğini göstermesi; bundan sonraki kritik aşama bu kabiliyeti Doğu Akdeniz çapında sürekli çalışan sensör–komuta–füze ağına dönüştürmek olacak.
Burada Charalambidis’in yazısını dikkatli okuyunca aslında Yunanistan’ın nasıl karşı koyabileceğine dair ipucu verdiğini görüyoruz. Kimon sınıfı FDI/Belharra’da 32 Aster füzesi, Sea Fire radarı ve RAM bulunuyor; yazar da Aster ailesinin taktik balistik füzelere karşı kabiliyeti olduğunu, fakat belirli bir TAYFUN’a karşı “garanti” önleme oranı verilemeyeceğini söylüyor. Başarının füzenin sürati, yörüngesi, erken ihbar süresi ve salvo yoğunluğuna bağlı olduğunu özellikle belirtiyor.
Buradaki kritik ayrım şu:
Belharra’nın Aster 30 B1’i balistik füze savunması yapabilir. Yunanistan’ın FDI’ları için alınan füze de resmen ASTER 30 B1. MBDA, B1 sürümünün kısa menzilli balistik füzelere karşı savunma sağladığını; daha ileri B1NT sürümünün ise orta menzilli, yüksek manevralı ve hipersonik tehditlere karşı kapasiteyi genişlettiğini belirtiyor.
Yani cevap:
Belharra Block-3’e karşı savunmasız değil. Ama “Belharra bunu kesin durdurur” da denemez.
Sea Fire radarı tehdidi tespit ve takip için güçlü bir sensör; Aster 30 B1 esas önleyici. RAM ise burada ana balistik füze savunma silahı değil, daha çok geminin yakın savunma katmanının parçası. Naval Group da FDI HN’nin 32 Aster, RAM ve Sea Fire ile çok katmanlı hava savunması taşıdığını doğruluyor.
Block-3’ü gerçekten “oyun değiştirici” yapan şey ise şu olabilir:
Eskiden bir Yunan fırkateynini tehdit etmek için genellikle başka bir gemi, denizaltı veya savaş uçağının yeterince yaklaşması gerekiyordu.
Block-3 operasyonel olgunluğa ulaşırsa, Anadolu’daki mobil kara bataryaları Ege ve Doğu Akdeniz’deki savaş gemilerine karşı doğrudan deniz savaşı aktörü haline geliyor.
Bu çok önemli bir değişimdir.
Ama füzenin etkili olabilmesi için denizde hareket eden hedefin yerini sürekli bilmek gerekir. Yani gerçek “oyun değiştirici” sistem:
Block-3 + İHA/uydu/radar/deniz unsurlarıyla hedef tespiti + güvenilir veri bağlantısı + terminal güdüm + yeterli füze stoku olacaktır.
Zincirin herhangi bir halkası zayıfsa, füzenin kâğıt üzerindeki menzili tek başına deniz üstünlüğü sağlamaz.
Bir de sayı meselesi var. Bir Belharra’nın 32 Aster taşıması güçlü bir savunma kapasitesi sağlar; fakat bu 32 füze yalnız Block-3 için beklemiyor. Aynı gemi uçak, seyir füzesi, İHA ve diğer hava tehditlerine karşı da mühimmat ayırmak zorunda. Bu nedenle modern deniz savaşında soru yalnız:
“Gelen Füzeyi vurabilir misin?” değil,
“Kaç kez vurabilirsin ve mühimmatın ne kadar dayanır?” haline geliyor.
Bu yüzden Yunanistan’ın cevabı yalnız Belharra olmayacak. Charalambidis’in yazısındaki Aşil Kalkanı, kara konuşlu hava savunması, erken ihbar ağları, F-16 Viper, Rafale ve İsrail sistemleriyle ortak sensör mimarisi düşüncesinin nedeni de bu.
Block-3’ü şu şekilde tanımlamak lazım:
Henüz “Doğu Akdeniz’in kaderini tek başına değiştiren silah” değil; fakat Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de rakip suüstü kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlayabilecek yeni bir deniz-denetim katmanı geliyor.
Belharra çok güçlü bir gemi olabilir. Ama karşısındaki tehdit artık yalnız başka bir gemiden gelmiyor. Kara, hava, uzay ve denizaltı aynı deniz savaşının içine giriyor.
Keskin cümle:
TAYFUN Block-3 gerçekten olgunlaşırsa Türkiye’nin kıyıları yalnız savunma hattı olmaktan çıkar; Doğu Akdeniz’in yüzlerce kilometre açığına uzanan bir “füze kıyısı”na dönüşür. Belharra bunu belki bir ölçüde durdurabilir; fakat artık Yunan Donanması denize her çıktığında Anadolu’daki kara bataryalarını da savaş denklemine katmak zorunda kalacaktır.
Kaynak: Giannos Charalambidis, Simerini/Sigmalive, 4 Ekim 2026. Özgün infografik Türkçeleştirilmiştir.
Ne oldu lan hani Bahçeli Ali Koçu destekliyordu çözüm süreci barışı biz bozmadik onlar bozdu kasap bozdu diyip kazanabildiği kadar Kürdü kazanmak için yapılıyor Türklerde de AKP'den çok mhpyi ve yeniden refahı duyacaksınız Irak Yemendeki Arap Natosu desteğiyle Saddamın olacak...
Devlet Bahçeli'den TFF Başkanı Hacıosmanoğlu'na Anlamlı Destek
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu'na çiçek gönderip başarı dileklerini içeren bir destek mesajı vermiştir.
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu desteği için teşekkür ederek, "Saygıdeğer Genel Başkanım Sayın Devlet Bahçeli’ye bu anlamlı destekleri için teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum." ifadelerini kullanmıştır.
Bu sitede ve ekşi sözlükte hasiktir lan(hadi ordan) yazanlardan uA diye ayet paylaşanlardan caceyi çaçayı ve kartallı uğuru koyanlardan delikanlılık öğretenlerden 80ler 90lar fenerbahçe beşiktaş tribünlerini anlatanlardan Trabzon'dan gına geldi profil fotoğrafım gibi:daha iyi..
Mekke antlaşmasi Suud Paki yerine Türk dünyasını tercih ederim ve kan ilkelliktir düşünceme rağmen ittifak istiyorsanız sizin de kan vermeniz lazım yani İsraille savaşıcaz İran'la savaşıcaz diyorsaniz sizin de gitmeniz lazım Kore'ye gittik ama ABDnin sonra yardımı olmadı o ayrı
Davutoğlunu babacani saadet partisini muhalif diye ekrana çıkarıyorlar...yeniden refah partisini parlatiyorlar...cumhur ittifakiyla ittifak yapıyorlar birkaç sene sonra vazgeçip demirtaşı övüyorlar...başından beri ittifak yapılması geren parti mhp olmalı ama onlar küçük ortak...
Celal Şengörde İngiltereye hadi İngiltere neyse İlber Ortaylıda Gülen Cemaatine yönelik en ufak bir tavır yoktu toplum topaç gibi 2011de gülen cemaatinin dershaneleri fulldü Orhan Pamuk o kadar da önemli değil Not:Laik attack değilim hatta en yakın lise arkadaşlarım akplidir
Sene 2011 İlber Ortaylı ile
📍Cağaloğlu
O gün bir kucak dolusu, yaklaşık 95 TL’lik kitap almıştı. Şimdinin 5000 TL’si
Orhan Pamuk’u hiç sevmezdi merhum. Rafları kendi kendine söylenerek geziyordu. Pamuk’un kitabını eline alıp, “Yine ne yazmış bu aptal herif” diye söylenmişti.
Üniversite talebesi olduğumu öğrenince kitap bakmayı bırakıp benimle sohbet etmişti. Allah rahmet eylesin.
Son zamanlar neden fazla muhalif twit atmıyorum sadece İslamı benimseyip Türklükten yürüme yanlısıyım bu reklamda Fetullah Gülen hocaefendiyle Elife çıkma teklifi ediyorum mesela elif kurt'(reçel)lar sofrasında meze oluyorum sade kürtler veya Mehmet değil https://t.co/I8mjPQQceN
Bazen babama birşey olursa Barkinla nasıl yaşarız diyorum evet baya zorlanırız ama bence ölmekten kötü durumlar var birine bakıma muhtaç kalmak gibi neyse babam şu an sağlıklı Allah'a şükür https://t.co/PJi8e01xPd
#yetmiyor çilekeşin en iyi şarkısıdır evet en sevdiğim şarkı hala öyle... shine on you crazy diamond(Pink Floyd),november rain(guns and roses) veya sessizlik(mor ve ötesi),güzel bir gün(teoman) değil https://t.co/m2kWxJt0B8
Zafer partisi başından beri kendini chplilere sevdirmeye çalışan bakirköydeki seküler eski mhpli mahirler gibi yönetiliyor halbuki sefa yönetmeli bayrampaşalı olan hadi şamanlık bir yere kadar bir de yahudi özentisi Naziler çıktı biraz ümmetçilik daha çok turancılık olmalı...
İstanbul Üniversitesinde bağımsız Türk milliyetçisi öğrenci toplulukları havuzlu bahçede Filistin kisvesi altında örgüt propagandası yapan sempatizanlara göz açtırmadı
Kazım Kaşifoğlu(Kaşif Kozinoğlu) İskender Büyük(Veli Küçük)anti fetö duyarı boşuna değil Atatürk laik olduğu için Ankaranın ötesinde yok belki ateist Kürtler ortalama Trabzonludan daha çok seviyordur Tayyip Erdoğanın Mustafa Kemal gazlamalarına gelmeyin..Şamanizm de ayrı zorlama
Enver Bey, Trablusgarp'tan ayrılmadan önceki son mektubunda
"Tam yola çıkışımdan bir gün önce, ders görmeye gitmiş talebeler Bingazi'den geldiler. Milli marşlar söylüyorlardı, böyle güzellikleri olan bir memleketi terk etme düşüncesi beni öyle fena etti ki ağlamaya başladım.."
📌Dün gece Bursaspor Tribünlerinde açılan bu Yeşil Bayrak nedir biliyor musunuz? Rumeli Bayrağı'dır.
Bayrak esasen Rumeli Beylerbeyliği bayrağıdır. Osmanlı'da protokolde ilk sırada gelir.
Osmanlı'da 2. Mahmut dönemine kadar 2 bayrak vardır.
Yeşil renkli ay yıldızlı bayrak Türk Devleti'nin Rumeli'deki topraklarıdır.
Kırmızı renkli ay yıldızlı bayrak da devletin Anadolu ve diğer Asya topraklarını sembolize eder.
Rumeli Beylerbeyliği 1826'da kaldırılmış yerine Selanik, Yanya, Manastır ve Edirne eyaletleri oluşturulmuş ve böylece devletin tek bayrağı Ay yıldızlı al bayrak kalmıştır.
Lakin Rumeli'deki Türkler Rumeli'nin Yeşil Sancağını her daim gururla dalgalandırmışlardır.
Bu yüzden 1856'da yapılan Osmanlı devlet armasının sol tarafında yeşil sancak, sağ tarafında da al sancak yer almıştır.
Yeşil Bayrak bizim "sol yanımız"dır.
Başta Bursalılar olmak üzere tüm Türklerin hasret ve özlemle atan kalbidir.
Bu vesile ile Rumeli Sancağını milyonlarla paylaşan Bursaspor Taraftarına selam olsun...
#tarih #Balkanlar #Rumeli #Salı #Bursaspor #Teksas