Hocam…
Bizim için ağlama artık…
Tesbihat sesleri duymak için uzandığın yerde, hıçkırıklarımızı duyarsan eğer, sakın ha bizim için ��zülme artık.
Sen tam da bize öğrettiğin gibi, mükafatını beklemeden gittin ya… şimdi gülmek, en çok sana yakışır artık…
Gülmek sana, ağlamak bize düşer artık…
Hoş gör bizi hocam, ama ağlamak bizim en büyük hakkımız…
Biz sana güvendik, güzel günler göreceğimize inandık.
https://t.co/BUXkmg1MR7
ŞOK KARAR❗️❗️❗️
AKP’nin 15 Temmuz Mahkemesi:
‘Yurtta Sulh Konseyinin Olmadığına karar verdi.’
Yani Darbenin bir yönetimi ‘konseyi’ yok.
İktidar ve Medyasının halkı kandırdığı ortaya çıktı.
Ve darbenin 1 numarası olarak gösterilen Akın Paşanın listeye sonradan eklendiği kesinleşti.
Devletin tüm kurumlarını ele geçirmek ve Anayasayı ortadan kaldırmak için KUMPAS Yapıldığı kesinleşti.
#15Temmuz
Berlin'den cenaze merasimi için ABD'ye giden Alman Meryem Azra Karınca, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kitaplarını okuyarak Müslüman olma sürecini anlattı
Röportaj | Adem Yavuz Arslan, @ademyarslan
https://t.co/RflydTsSyy
Dünyanın farklı bölgelerinden gelen yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı cenaze namazı ile Fethullah Gülen Hocaefendi son yolculuğuna uğurlanıyor.
#FarewelltoFethullahGulen
Gül Hocam!..
Sevenlerin bir kere daha yollarda, kimi otobüs, kimi tren ve kimi de uçaklarda. Dillerinde dualar, heybelerinde selamlar ve hayallerinde, gözyaşlarını içine dökmek zorunda kalan öz yurdundaki garipler…
Bir kere daha seni anlamaya koşuyoruz. Ölüm en büyük nasihat değil mi? Bugün sen en azametli vaazını vereceksin. Cismen ve maddeten son kere önümüze geçecek ve bize uhrevî besteler dinleteceksin.
Ey seyyar ve seyyal mabedin hatibi!
Nasıl da geçti yıllar! Çoğumuz çocuktuk, bir kısmımız da genç! Dünyanın dar buudlarında sıkıştığımız, şeytan, nefis ve hevâ tuzaklarına maruz kaldığımız günlerde bir müjde dolaşırdı kulaktan kulağa. “O, şurada gönüllere seslenecekmiş; bizleri yine elimizden tutup altın çağlara götürecekmiş” diye. Günlerce öncesinden yolculuk hazırlıkları başlardı. Oruçlar tutulur, Kur’an ve dualar okunur, namazlar kılınır; maddî-manevî temizlik yapılır ve sanki ötelere gidiş için hazırlanılırdı. Hele Hatîbin, “ne anlatırım, ne derim” şeklinde dertlenmesi, Peygamber kürsüsünün hakkını vermek için günlerce uykusuz kalması, ağrı kesici ilaçlarla, iğnelerle ayakta durmaya çalışması... bir fısıltı halinde dört bir tarafa yayılınca sineler bütün bütün heyecanla atmaya başlar, aradaki günlerin çabucak geçmesi ve o muhteşem vaaz anının hemencecik gelmesi beklenirdi.
O seyyar ve seyyal cami, uzun süre Bornova’da, daha sonra kimi zaman Üsküdar’da, bir başka vakit Süleymaniye, Hisar, Şadırvan ya da Fatih’te misafirlerini ağırlardı. Türkiye’nin her yanından ona doğru, aynı yöne ve aynı gayeyle giden arabaların, otobüslerin, değişik vasıtaların yolcuları, her durakta farklı bir heyecan ve sevinçle dolar; geçen her dakika ve saatle beraber kutlu buluşmaya biraz daha hazır hale gelir; mikrofondan yükselen Kur’an ve il��hî sesleriyle adeta büyülenir ve bambaşka bir ruhânîliğe bürünürlerdi. Mola yerlerinde karşılaşmalar, asırlık ayrılık ve hasretten sonra birbirine kavuşan sevgililerin vuslatı kadar içten, sıcak, yakıcı ve sihirliydi. Ah o tebessüm eden masum çehreler; ah o, “bu da gelmiş” sevinciyle yaşaran gözler!..
Can hocam,
Kürsün bir kere daha hazırlanıyor. Yine türlü türlü araçlarda sana koşan bülbüller Kuran ve dualar okuyor. Bu defa sinelerimiz firâkınla yaralı, yüreklerimiz ayrılığınla dağlı olsa da seni tanımışlığın şükrü var dillerimizde. Dahası bu seferki nasipliler Türkiye’nin değil yeryüzünün her köşesinden “bahar çiçekleri”ni de yanlarına almış sana koşuyor.
Keşke o “hey gidi günlerde”, seni dinlerken yakaladığımız ruh halimiz hep devam etseydi. Keşke o aşk, şevk, ümit ve kararlılık hep sürseydi. Biz, şimdilerde o günleri yadedince kendimizi birer öksüz, birer yetim ve birer evsiz-barksız gibi hissediyoruz. Hicran ve hasretimizi, mazide seni dinlemiş olma lütfu ve ötede de dinleme arzu ve ümidiyle gidermeye çalışıyoruz. Yine de her şeye rağmen, senin içimize attığın hak ve hakikatin, iyilik ve güzelliğin temsilcisi olma korunu, sinelerimize saldığın yaşatmak için yaşama ateşini hiç eskimeyen hatıralarla hep canlı tutmaya çabalıyoruz.
Heyhat, sevenlerin ağlıyor, kendini bilmezler esiriyor. Fakat hiç merak etme, kardeşlerin seni mahcup etmedi/etmeyecek ve her zamanki gibi kendilerine yakışan tavrı sergiledi/sergileyecek. Hani hayat boyu severek okuduğun kasidesinde İmam Busîrî diyor ya: “Göz, iltihaplı olduğunda güneşin parlak ışığını reddeder ve ona hoşnutsuzlukla bakar; ağız da hastalıktan ötürü suyun lezzetini hissedemez ve onu beğenmez.” Hizmet gönüllüleri kalbinde maraz taşıyanları muhatap almıyor, onlara sadece acıyor ve hidayet duası yapıyor.
Allah’a kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâ olsun, bize senin huzurundaki o ölümsüz anları yaşattı. Efendimize binlerce salat ü selam olsun, senin O’na muhabbetin bizim ruhlarımızda da peygamber sevgisini tutuşturdu.
Hakkını ödeyemeyiz; sana sonsuz teşekkür ederiz, bize ötelerin ses ve soluğunu dinlettin.. biz sana maddeten uzak olsak da sen ruhumuza işleyen sesin ve halin ile hep içimizde ve önümüzde bulunacaksın. Dileriz, Rabbimiz bize de istikamet lütfetsin ve hepimizi Peygamber Efendimiz ile beraber havz-ı Kevser’in başında buluştursun. Sen vazifeni yaptın ve yeterince ağladın; artık gül hocam!..
“Kendi adıma, makam-mansıp sevdasına kapılmaktan, iyi olarak bilinip tanınmaya kadar her türlü dünyevî isteği Rabb’ime, Efendim’e ve dinime karşı vefasızlık kabul ediyorum.”
Sefinem gark oldu, dert deryasına,
Sahra-yı sinemi, sel aldı gitti.
Hasretkeş olmuştur dil leylasına,
Bülbül-teg zarımı gül aldı gitti.
Kuy-ı cananıma varayım derdim.
-Alvarlı Efe Hazretleri -
"Hey gidi günler" diyerek gayesinin "iyi günler" olmadığını, onun yerine zor günlerde mücadele eden, muhterem Hocaefendi'nin kendinden sonra dava arkadaşlarına müjdesi...
Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi…
Kelimelerim de kendim de kırık dökük. Sen bizi hiç mahcup etmedin, başımızı öne hiç eğdirmedin. Sen, bize hayata çok farklı pencereden bakmayı öğrettin. Yörüngeniz O’nun rızasını kazanmak olsun dedin.
Sana söz, hiç durmadan yürüyeceğiz.