Lütfen, “Altı Ok”u yakanızdan ve ambleminizden çıkarın!
Şeyh Sait’le, İkinci Cumhuriyetçilerle ve Tom Barrack’la kucaklaşın.
Ve partinizin adını değiştirin…
Mesela, “Osmanlı Millet Partisi” olsun.
-CIA Orta Doğu Direktörü Graham Fuller, Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını taklit etmiş gibidir. 1990’da şunları söyler:
“Kemalizm bitti… Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.”
Hedef, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in olmadığı bir ümmet anlayışı…
-“Butlan vakası” sanıldığı gibi yalnızca koltuk ya da makam meselesi değil...
Önce federasyon, ardından parçalanmaya uzanan hüzünlü bir yolculuğun kilometre taşıdır…
Ve bu süreçte, Atatürk’ün vasiyeti, kendi evi kullanılarak çiğnenmektedir.
BÜYÜK SKANDAL… 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridi Kadir İstekli ile evlendiren tarikat şeyhi Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol ile serbest bırakıldı. Oysa H.K.G.’nin 6 yaşında evlendirildiğine dair Kadir İstekli’nin ses kayıtları da dahil çok sayıda delil var. Cübbeli Ahmet bu tahliyeyi müjde diye duyurduğu paylaşımında yaptığı iki önemli görüşmenin kararda etkili olduğunu açık açık yazdı. Cübbeli Ahmet geçen günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü. Yeni Şafak ve Akit, Gümüşel’i bıraktırmak için manşetler attı, H.K.G.’yi suçlayacak kadar alçaldılar. 6 yaşındaki çocuğu değil istismarcıları savunan bu karanlığa yazıklar olsun.
Hatırlatma:
Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı'nın oğlu, Türkiye'nin ithal etin yarısını aldığı Polonya'daki şirketin ortağı. Bu kişi aynı zamanda AKP gençlik yöneticisi!
ABD-İran savaşı sonuçları:
-Dünyanın en güçlü ordusuna sahip ABD, İran'a diz çöktüremedi.
-Körfez Arap ülkeleri, ABD'nin kendilerini koruyamayacağını anladı, İran'la anlaşma seçeneğine yöneldi.
-Tayvan da, ABD'nin kendisini savunamayacağını anladı; Çin'le daha ılımlı politika izleme yolunda.
-İran silahlı kuvvetlerinin kuvveti değil, "iç cephe"nin gücü ABD'ye geri adım attırdı. 1921'de "iç cephe"nin önemini vurgulayan Atatürk'ün stratejik öngörüsü tekrar teyit edildi.
-Dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip Arap ülkeleri, ABD'den en pahalı silahları satın almalarına rağmen varlık gösteremedi. Bu da, bu ülkelerde "savaşma azim ve iradesi"nin yokluğunu gösterir. İsrail'e karşı hiç bir dönemde varlık gösterememelerinin nedeni de bu. "Savaşma azim ve iradesi" her millette olmaz. Kuvvet çarpanıdır. ABD-İsrail saldırılarında, İran'dan göç olmadı. Ama Arap ülkelerinde, neredeyse nüfusun dörtte biri başka ülkelere kaçtı. "Vatan, millet" kavramının önemi ortaya çıktı.
-Atatürk'ün stratejik öngörüsü bugüne ışık tutuyor. 1934'te Balkan Antantı, 1937'de Sadabad Paktı (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) Türkiye'yi güvenlik ve barış çemberi içine aldı. 2026 Türkiyesi, benzer ittifaklar yapmalı. Çünkü, ABD hiç bir zaman Türkiye'nin müttefiki, olmadı. Ayrıca, Türkiye, "iç cephe"yi olumsuz etkileyecek göçmenlerden tamamen kurtulmalı.
-2026 Türkiyesi, "İÇ CEPHE" gerçeğinden hareketle, kutuplaşmayı ortadan kaldırmalı ve yozlaşmayı yok etmeli.
-Ve Türkiye'de yaşayan herkes, siyasi yelpaze farkı gözetmeksizin, her gün Atatürk'e şükretmeli ve dua etmeli.
Buğra Gökçe kendisi Emniyete gidip teslim olmuş...
"Yok demişler, senin teslim olmanı görüntüye almamız gerekiyor. Kapıdan yeniden gir vs..."
Meğerse medyalarına servis etmek için görüntü yapmışlar...
Bu DEVLET bu kadarını ne zaman görmüştü?
Butlan yönetiminin yanında olmanın ne kadar itibarsız ve utanılması gereken bir eylem olduğunu bilenler açıkça Kılıçdaroğlu'nun yanındayım diyemediklerinden "CHP'nin yanındayım" diyorlar. Ama artık gri bölge kalmadığının herkes farkında, bu kelime oyunları onları korumuyor.
Kümese kayyum atanmasını iş dünyası alkışlamayacak mı?
Bu kayyum kültürü bir günde inşa edilmedi.
Belediyelere atandı, sus!🤫
Üniversitelere atandı, sus!🤫
Vakıflara atandı, sus!🤫
Bence hep susun!🤫
Bugün tavuğun kapısını çalan kayyum, yarın sizin kapınızı çalacak.
İyi olacak!
Sanki Ankara'da başka savcı yok...
Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Başsavcısı iken anlaştığı iki ismi Ankara'ya başsavcı ve yardımcısı yaptı.
Hedef çok açık: Özgür Özel...
-Özgür Özel, Gürlek'in olağan dışı mal varlığını açıklayıp hesap sordu ya... Cevap alamdı ya...
-Özgür Özel CHP'nin başında belediyelerin yüzde 60'ını alıp CHP'yi birinci parti yaptı ya...
-Saray'ı iktidardan düşme korkusu sardı ya...
*Önce Özgür Özel'e uyduruk bir yargı kararıyla genel başkanlıktan indirdiler.
*Şimdi de bu özel savcılara hakkında dosya hazırlatacaklar.
*Bu savcılara Kılıçdaroğlu da malzeme olacak...
*Becerebilirlerse Özel'i hapse atıp muhalefeti lidersiz bırakacaklar.
Ama halk bu kara komedinin farkında...
AKP'li yöneticiler fazla sevinmesinler:
-Zulüm arttıkça oylar azalır çünkü...
Yetkisiz bir mahkemenin hukuksuz kararı ve polis marifetiyle oturtulduğunuz koltukta “GENEL BAŞKAN” sıfatını kullanacaksınız,
Kaybettiğiniz ve süresi içinde itiraz etmediğiniz 3 yıl önceki kurultayda delegelerin satın alınarak ahlaksızlık yapıldığını tek bir somut delil sunmadan söyleyip 1300 delegeye ve binlerce partiliye hakaret edeceksiniz,
Oylarını sattıklarını iddia ettiğiniz delegelerin 900’ünün verdiği kurultay imzalarını yok sayacaksınız,
Tüzük gereği düşmüş PM’yi toplayıp kararlar (!) alacaksınız,
Hukuken oluşmamış, oluştuysa da düşmüş MYK’nın tüzüğe aykırı kararı ile milletvekillerini ihraç etmeye kalkacaksınız,
Yanınızdaki bazılarının cemaziyüevvellerine bakmadan 15 aydır zindanda tutulan henüz ifadeleri bile alınmamış 13 yıl beraber yürüdüğünüz insanları yargısız infaz edip “arınılması gereken kir” olarak yaftalayacaksınız,
Seçilmiş Meclis Grup Başkan Vekillerini görevden alıp yerlerine tüzüğe aykırı olarak atama yapmaya yelteneceksiniz,
111’i kurultay istemiş 138 kişilik meclis grubunun toplantısına başkanlık etmeye hevesleneceksiniz,
Partiyi mahkemeye düşürenlerden (!) hesap sormaktan söz edip istifa eden PM üyelerine mahkemeyi adres göstereceksiniz,
Zaten iktidara yürüyen partiye çelme taktığınızın, sözlerinizle emperyal planlara ortak olduğunuzun, her yaptığınızla iktidarın değirmenine su taşıdığınızın görülmediği zannıyla herkesi kör alemi sersem sanarak “Arınıp iktidara yürüyeceğiz” diyeceksiniz,
Partinin binasını, parasını, sosyal medya hesaplarını, araçlarını, çalışanlarını, iletişim olanaklarını kullanacaksınız…
Ama;
Belediye Başkanınız göz altına alındığında kılınızı kıpırdatmayacaksınız,
Ağız dolusu laf saydıran iktidar partisi liderine tek söz etmeyeceksiniz,
Sokağa çıkmayacak,
meydanlarda olmayacaksınız…
Sonra da “SARAYIN ADAMI” denildiğinde üzüleceksiniz!!!
Hadi canım…
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@ozgurozeliletsm
@CAOIletisim1
Dilek İmamoğlu önceki gün savunmasında çıplak aramaya maruz kaldığını söyleyen Fatoş Pınar Türker'e destek verdi: Kadınlara yapılan fiziksel ve psikolojik müdahale kabul edilemez. Çıplak arama işkencedir.
Bir kadın, mahkeme önünde, herkesin gözünün içine baka baka gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığını dehşet verici ayrıntılarla anlatıyor. İstanbul Emniyeti'nin buna cevabı: "Mevzuata aykırı bir şey yok."
Peki soruyorum:
Bir insan gözaltında çıplak aramaya maruz bırakıldığını iddia ettiğinde devletin görevi; gerçeği ortaya çıkarmak mıdır, yoksa meseleyi bir basın açıklamasıyla kapatmaya çalışmak mıdır?
O gün gözaltında kimler görev yaptı? İddialarla ilgili herhangi bir inceleme veya soruşturma başlatıldı mı? Arama işlemlerine ilişkin kayıt ve tutanaklar nerededir?
Kamuoyunun beklediği şey, birkaç satırlık bir yalanlama değil; olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasıdır.
Üstelik açıklama, mahkemede dile getirilen somut iddialara cevap da vermemektedir. Bir kişinin iç çamaşırını çıkarmasının istendiği, çömelmeye ve bedenini teşhir etmeye zorlandığı yönündeki beyanlar doğru mudur, değil midir?
Kamuoyunun bilmek istediği budur.
İnsan onuru devletin takdirine bırakılmış bir mesele değildir. Anayasa'nın ve uluslararası hukukun koruması altındadır. İşkence ve kötü muamele yasağının istisnası yoktur.
Devletin görevi vatandaşını aşağılayıcı muameleden korumaktır.
Bu nedenle yapılması gereken şey savunmaya geçmek değil, iddiaları etkin ve şeffaf biçimde soruşturmaktır.
Butlancılara;
“Bay Kemal;
Sizi,
304 eski MV istemiyor
111 mevcut MV istemiyor
1000 delege istemiyor
81 il başkanı istemiyor
900 üstünde ilçe başkanı istemiyor
400 civarı belediye başkanı istemiyor
Muhalif sanatçı, gazeteci, STKlar istemiyor
CHP tabanı istemiyor, siz kimden oy alacaksınız?”
diye soruluyor.
Ancak iradeleri teslim alınmış butlancıların oy almak gibi bir dertleri olmadığı da, CHP’yi Cumhur İttifakına katmayı düşündükleri de ortada.
Devlet Bahçeli’nin “Bir Kürt, bir Alevi Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun” sözünü hatırlamak gerek.
Türk Milleti bu oyunu bozar, bozacaktır!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@tbmmozgurozel@ozgurozeliletsm
@CAOIletisim1
Özgür Özel ve ekibi haklı olarak tüm hukuki yolları deniyor...
Ama Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi hiçbir şekilde kurultay kararı almaz...
Kurultaya gidecek olan, Butlanla gelmez!
Görevi belli!
BİLGİLENDİRME
Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” kararıyla göreve döndürülen Parti Meclisi’nin 57 üyesinden 28’i istifa etti. Böylece, Parti Tüzüğünün 24/3 maddesi uyarınca hem Parti Meclisi hem de onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu resmen düşmüş oldu. Parti Tüzüğüne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının 3’te 2’sinin (40’ın) altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunludur.
*CHP Tüzüğü - Madde 24/3:*
“Parti Meclisinde boşalan üyelikler, sırasıyla yedek üyelerle doldurulur. Parti Meclisine bütün yedek üyeler çağrıldıktan sonra, üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düştüğünde Parti Meclisi için seçim yapılmak üzere Genel Başkan kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağırır.”
Kılıçdaroğlu ekibi “mahkemenin tedbir kararı sürdükçe mahalle temsilcisi seçemeyiz, ilçe kongresi yapamayız, kurultay yapamayız” diyor ama “tedbir kararı sürerken” PM üyelerini partiden atmak üzere disipline verebiliyor, görevden alabiliyor, işten atabiliyor!
Fatoş Pınar Türker
Hepiniz ifadesini okudunuz…
21. Yüzyıl Türkiye’sinde en temel insan haklarını konuşmak zorunda kalıyoruz.
Hem de Anneler üzerinden.
Çok ama çok üzücü.
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.