İslam medeniyetinde borç vermek (karz-ı hasen), yalnızca ticari bir işlem veya maddi bir aktarım değil; insan onurunu koruyan, toplumsal dayanışmayı diri tutan en yüce ahlaki erdemlerden biridir. Kur’an-ı Kerim’in “Eğer borçlu darlık içindeyse, eli genişleyinceye kadar ona mehil verin...”
(Bakara, 280) ilahisi ile Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) ödeme güçlüğü çeken borçluya tanınan her gün için sadaka sevabı müjdeleyen buyruğu, borç-alacak ilişkisine tüccar kafasıyla değil, merhamet ve insanlık nazarıyla bakılması gerektiğini emreder.
Buna karşın modern finans sisteminin ürettiği ve toplumsal dokuyu kemiren "varlık şirketleri", bu merhamet medeniyetinin tam zıddında yer alan ahlaki bir çöküşün tezahürüdür +
“Muhakkak biz sizi yakın bir azap ile uyardık.” (Nebe, 40)
Ölmek için başka bir belirti arama; hayatta olman yeterli bir belirtidir. Vakit geldiğinde ölüm bir anda gelir.
İnsan kabre vardığında, “Ya Rabbi! Beni geri gönder de salih amel işleyeyim.” diyecek. Fakat artık dönüş olmayacak.
Bugün kendimize soralım:
Mahşer için ne hazırladın?
Beş vakit namazın var mı?
Hayır ve hasenatın var mı?
Kabre giderken yanında ne götüreceksin?
Biz bazen yaptıklarımızın karşılıksız kalacağını zannediyoruz. Hayır! İyiliğin de kötülüğün de mutlaka bir karşılığı var.
O gün insan önüne ne gönderdiğine bakacak; inkârcı ise hayvanların toprak olduğunu görünce:
“Keşke ben de toprak olsaydım!” diyecek.
Rabbim kabirden önce uyanmayı, mahşerde mahcup olmayacak bir hayat yaşamayı hepimize nasip eylesin. Âmin.
Mescit sadece namaz kılınan bina değildir; zenginle fakirin, makam sahibiyle halkın yan yana durup eşitlendiği yerdir.
Saflardan kopunca kalplerimiz dünyalık sevdalarla bölündü. Çözüm yeni bir tartışmada değil, aynı safta yeniden buluşmakta