Bugün sinemamızın bir çınarını daha toprağa veriyoruz.
Sırrı Süreyya’nın yanında, barışın nöbetine devam edecek.
Onların gölgesi bu topraklardan hiç eksilmeyecek.
UĞURLAR OLSUN
ONURUN, VİCDANIN, BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN
KADİR AĞABEYİ…
#kadirinanır
Türkiye’de barışı kutsayan, Kürt halkının haklarını gözeten, düşüncesini yüreğiyle buluşturabilen, doğru sözü dillendirmekten sakınmayan insanlara denk gelmek oldukça zor…
Bugün o ender insanlardan birini daha kaybettik.
Hoşça kal, Kadir İnanır.
Devamsız öğrenci geçiyor,
Notları düşük öğrenci geçiyor,
Disiplinsiz öğrenci geçiyor,
Saygısız öğrenci geçiyor,
Okula gezmeye gelen öğrenci geçiyor...
Liste uzar gider.
Sürekli yeşil yanan eğitim sistemi olur mu?
Merhaba,
Ben Mardin'de uzun yıllar özel sektörde matematik öğretmeni olarak çalıştım. Bir kadın öğretmenim.
Çalıştığım kolejde bir öğrencim, sınıfta gözlerimin içine baka baka bana karşı uygunsuz davranışlarda bulundu. Ben de kendisini sert bir dille uyardım. Hatta durumu idareye bile bildirmedim. Ancak öğrencim gidip beni şikâyet etmiş ve sınıfta kendisiyle sert konuştuğumu söylemiş.
Bunun üzerine müdür beni çağırdı. Ben de yaşananları ayrıntılı şekilde anlattım. Buna rağmen benden öğrenciden özür dilemem istendi. Açıkçası buna çok şaşırdım. Dahası, müdür bana, “Dışarıda matematik öğretmeni çok ama öğrenci yok.” dedi.
Bir öğrenci tarafından tacize uğramış olmama rağmen böyle bir muamele görmek beni derinden üzdü. Daha sonra başka bir kuruma geçtim; ancak orada da müdür tarafından mobbinge maruz kaldım. Sonunda mesleği tamamen bırakmak zorunda kaldım.
Yaşadığım bu olumsuz deneyimler beni öğretmenlik mesleğinden soğuttu. Öğretmenlerin hak ettikleri saygı ve itibarı yeniden kazanmaları için gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğine inanıyorum.
Değerli dostlar…
Bana ait olan ve/veya yorumcusu olduğum hiçbir eserimin-eserin BUTLAN ile göreve gelenler ve onun tarafı olanlar eliyle, herhangi bir ortamda kullanılmasını istemediğimi… olası izinsiz kullanımlara karşı sürecin takipçisi olacağımı paylaşmak isterim.
Saygıyla🌿
BİR BARDAK SUDA KOPAN FIRTINA
Bir insanın köpeğine “oğlum” demesiyle rahatsız olan ama kız çocuklarına “kuşum”, erkek çocuklarına “kuzum” diyen; siyasal sembolü kurt ve at olan; bağlılığını “uluma” sesiyle dillendiren; kahramanlığı “arslanlık” benzetmesi üzerinden kuran insanların verdiği tepki, ilk bakışta sadece bir çelişki gibi görünebilir. Oysa mesele yalnızca dilsel bir tutarsızlık değil; çok daha derin bir psikolojik ve sosyolojik alt-yapının dışavurumudur.
Çünkü burada sorun aslında “hayvan benzetmesi” değildir. Sorun, kimlerin hangi sembolleri önemsediği ve sahiplendiğiyle ilgilidir. Aynı toplum, benimsediği ideolojik veya kültürel bağlam içinde hayvan metaforlarını yüceltirken, başka bir bağlamda bunu“bayağılık/profanlık”, “değersizlik” veya “kutsala saldırı” gibi algılayabiliyor. Yani tepki, kelimenin kendisine değil; kelimeyi kullanan kişinin niyetine, kimliğine ve temsil ettiği yaşam tarzına yöneliktir.
Bir baba çocuğuna “kuzum” dediğinde; bir Galataraylı oğluna"arslanım", bir Beşiktaşlı "yavru kartalım" dediğinde kimse bunu aşağılayıcı bulmuyor. Çünkü o metafor, geleneksel sevgi dilinin parçası kabul ediliyor. Ama bir insan köpeğine “oğlum” dediğinde bazı kişiler bunu “insanın hayvanla eşitlenmesi” gibi yorumluyor. Buradaki psikolojik kırılma noktası şu: İnsan ile hayvan arasındaki sembolik hiyerarşinin bozulduğu hissi...
Özellikle otoriter ve hiyerarşik kültürlerde kategorilerin karışması insanlarda yoğun rahatsızlık yaratıyor. Çünkü bu kültürler, dünyayı keskin sınırlarla anlamlandırıyor:
insan/hayvan,
kutsal/bayağı (profan),
biz/onlar,
ahlâklı/ahlâksız,
makbul/sapkın.
Bu sınırlar bulanıklaştığında yalnızca bir kelime değil, bütün zihinsel yapı ve onun dayandığı kültürel düzen tehdit altında hissediliyor.
Tepkinin Kaynağı: Güvensiz Kimlikler
Buradaki en önemli meselelerden biri kimlik güvensizliğidir. Kendinden emin toplumlar sembollerden korkmaz. Mizahı kaldırabilirler, metaforlara katlanırlar, farklı yaşam tarzlarını tehdit olarak görmezler. Ama kimliğini sürekli tehdit altında hisseden toplumlarda semboller aşırı büyütülür.
Bu yüzden:
bir film yasaklanabilir,
bir cümle linç nedeni olabilir,
bir şarkı “ahlak bozucu” ilan edilebiliyor,
bir hayvana “oğlum” demek kültürel saldırı gibi görülebiliyor.
Çünkü asıl korku kelimeden değil; değerler sıralamasının çözülmesinden duyulan korkudur.
Bu tür toplumlarda ahlâk, çoğu zaman etik bir ilke değil; aidiyet kontrol mekanizmasına dönüşmüştür. İnsanların gerçekten iyi olup olmamasından çok, “bizden” olup olmadığı önemlidir. Böylece ahlak, evrensel bir vicdan sistemi olmaktan çıkıp; 'kültürel kabile' sadakatinin aracına dönüşüyor.
Ben Özge Bora.
Kızım 4 yaşındayken öz babası tarafından istismara uğradı.
Bugün 6 yaşında, yaşadığı travmayla mücadele ediyor. Onu bu duruma getiren kişiyse serbest bırakıldı, tutuksuz yargılanıyor.
Ses verin çığlık olsun
#EtkinKorumaİstiyoruz
Eğitim fakültesini bitiren kişi öğretmendir. KPSS öğrencisi olamaz.4 yıl fakültede KPSS kaygısı ile eğitim göremez!
Eğitim fakültesine başlayan bir öğretmen adayının hayali,hedefi sadece ve sadece okulu bitirdiği an itibarıyla öğrenci ile buluşmak olmalıdır.#öğretmen#egitim
Alevi olmayıp Hasret Gültekin’i
Kürt olmayıp Ahmet Kaya’yı
Laz olmayıp Kazım Koyuncu’yu
Ermeni olmayıp Hrant Dink’i
Ateist olmayıp Aziz Nesin’i
Sahiplenen vicdanlı kardeşlerime selam olsun.
Sevgili @elazigspororgtr
Biz Elazığsporluyuz. Zazayız. Biz şehrimizi, bölgemizi, ülkemizi seviyoruz. Ayrım yapmayız
Kendi keyfinize göre takımı yönetemezsiniz
Bursaspor'un kuyruğuna takılıp gidiyorsunuz. Bizene Bursaspor'dan
Komşu şehrimiz @amedskofficial için tebrik mesajı yayınlayın
Zaten tüm komşu şehirleri bize düşman ettiniz.
Her sene bir doğu takımını bize düşman ettiniz.
Malatya yetmedi, batman'ı düşman ettiniz. Yetmedi Van'ı düşman ettiniz. Yetmedi diyarbakır'ı
Bu yönetim stratejinizi değiştirin. Hepsi bizim kardeşimiz.
@sarseven Dersi sabote eden öğrenciyi sınıftan atmak yasak! Peki, ders dinlemek isteyen çocukların eğitim hakkı ne olacak? Birkaç baskın figür sınıfı esir alırken öğretmenin yetkisiz bırakılması, en çok öğrenmek isteyen çocuklara ihanettir.
Aileler neden doktora gitmiyor ve tanı almıyor, biliyor musunuz? Etiketlenmekten korktuğu için, ayrımcılığa maruz kalacağını bildiği için. Sınıfta olan en ufak bir şeyde, tanı alan öğrencisinin kabahatli olacağını bildiği için. Önce bu iklimin değişmesi lazım. Kolay değil.
herhangi bir dershanede, okulda 12-18 yaş grubu gençlerin doğaçlama muhabbetine şahit olun, küçük dilinizi yutarsınız. akla hayale gelmeyen küfürler, hakaretler, argo, şiddet dili. gençlik inanılmaz boşlukta, amaçsız ve ilkesiz. gençlik sos veriyor, çığlık atıyor, imdat diyor.
Ülke yargısız, eğitimsiz,bencil,çıkarcı ve liyakatsiz bir iklimin içine sıkıştı.
Nereye baksak çürüme. En masum çocuklar bile kirli düzenin ağırlığını taşıyamaz hale geldi.
Doğru ile yanlışın yer değiştirdiği, kötülüğün erdem diye sunulduğu bir düzende nefes almak artık imkansız.