İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Hanefi uleması ahad hadisi şeriatı korumak için titizlikle eledi; bugünün modernistleri ise dini kendi hevalarına ve batılı kabullere uydurmak için Hanefi usulünü araç kılıyor. Klasik fıkhi hassasiyet ile modern çağa yaranma çabası arasındaki bu hayati farkı görmek zorundayız.
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.
Mesele sadece bir kavram tanımı değil, itaat edeceğimiz vahyin sınırlarını bilmektir. Ayet, lafzıyla da manasıyla da doğrudan Allah’ın şeriatıdır ve üzerinde tartışma kabul etmez. Kudsî hadis ise Rabbimizin bildirdiği, lafzı Rasulullah’a ait olan nebevi bir terbiyedir.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
Hukukun üstünlüğü dedikleri, aslında kendi çıkarlarının ve ideolojilerinin hegemonyasını koruma kalkanıdır. Çinci, Maocu veya kapitalist; hangi maskeyi takarlarsa taksınlar, ilahi adaletten mahrum olan her sistem, kendi yargısız infazını ve zulmünü doğurmaya mahkumdur.
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
🔴 Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin yer aldığı pankartı açmasıyla gündeme gelen Mustafa Malo, 2021 ve 2024 yıllarında yaptığı paylaşımlar nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.
Cihadın en üstünü, zalim otoriteye karşı hakkı haykırmaktır."
Kürsüde "Dosdoğru ol" ayetini açan genç hukukçunun kelepçelenmesi, İslamın bu çağdaki bedelidir. Gerçek hukuk, güce tapanların değil; sadece Allah'a ram olanların omuzlarında yükselecektir.
🔴 Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin yer aldığı pankartı açmasıyla gündeme gelen Mustafa Malo, 2021 ve 2024 yıllarında yaptığı paylaşımlar nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, Ekim 2023'ten bu yana terör devleti İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarında 8 bin 915 kişinin hayatını kaybettiğini, 30 bin 543 kişinin ise yaralandığını açıkladı.
🔴 Afganistan İslam Emirliği yönetimine karşı silahlı mücadele başlatan “Ulusal Direniş Cephesi”nin (NRF) komutanlarından Hasib Pencşiri, Hasib Quwai Markaz bölgesinde İslam Emirliği güçlerince düzenlenen operasyonla öldürüldü.
🔴 Afganistan İslam Emirliği yönetimine karşı silahlı mücadele başlatan “Ulusal Direniş Cephesi”nin (NRF) komutanlarından Hasib Pencşiri, Hasib Quwai Markaz bölgesinde İslam Emirliği güçlerince düzenlenen operasyonla öldürüldü.
Kalbe Allah’tan başkasının sevgisini, korkusunu ve hükmünü ortak koşmak "insanı paramparça eder". Şirkin ve ideolojilerin kuşatması ruhu böler, fıtrattan koparır. Ruhun yegane şifası ve birliği ise her türlü sahte otoriteyi reddeden tevhidi çizgide sabit kalmaktır.
Allah'ın (cc) El-Vâsî’ isminin maddi ve manevi tecellileri, insan bedenindeki muazzam donanımlar ve darlık zamanlarında ilahi genişliğe müracaat etmenin ameli boyutları El-Esmau'l Husna 60. derste anlatılıyor.
Tamamını İzlemek İçin:
https://t.co/xOyiFWfeAt
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY
Nimetleri dille sebeplere bağlamak, akideyi zedeleyen gizli bir tehlikedir. Araçlar ve insanlar sadece birer vesiledir; yaratan ve nasip eden yalnızca Allah’tır. Dildeki tevhid hassasiyetini korumalıyız.
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY
Allah’ın mülkünde darlık yoktur; darlık, O’ndan gayrısına meyil eden kalptedir.
El-Vâsî olan Allah, insanı maddi ve manevi muazzam donanımlarla yaratmıştır. Kul sıkıştığında ilahi genişliğe yönelirse, tevhid üzere nefes alır.
Allah'ın (cc) El-Vâsî’ isminin maddi ve manevi tecellileri, insan bedenindeki muazzam donanımlar ve darlık zamanlarında ilahi genişliğe müracaat etmenin ameli boyutları El-Esmau'l Husna 60. derste anlatılıyor.
Tamamını İzlemek İçin:
https://t.co/xOyiFWfeAt
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
11 Ülkeden işgalci İsrail’e Ortak Kınama
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 11 ülke, işgalci İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne düzenlediği hava saldırılarını ortak açıklamayla şiddetle kınadı.