Bir hakkı teslim edelim.
Fon krizi patladıktan sonra hem AK Parti hem destekleyici hesaplar iyi sınav verdi.
AK Parti’nin 24 yıllık yorucu iktidar günlerine rağmen kendini yenileme refleksinin hala çalıştığına şahitlik ettik.
Destekleyici hesaplar da yanlışı sahiplenmedi, aksine üstüne üstüne gitti.
24 yıllık başarının bir sebebi de bu olsa gerek, kurumsal kimliğini şahsi heveslerden arındırarak güçlü tutabiliyor.
Özgür Özel ve arkadaşları bunu başaramadı mesela.
İstanbul’dan Uşak ve Antalya’ya uzanan yolsuzluk iddialarının üzerine gitmek yerine “siyasi örtü” sermeyi tercih ettiler.
O vakit şöyle demiştik:
-Mücadelenizi hukuk zemininde verin, ilk derece mahkemeye inanmıyorsanız İstinafı var, Yargıtayı var, nihai aşamada sandık var.
-Milletin terazisi şaşmaz.
-Güvenin.
Maalesef şahsi hevesleri CHP’nin kurumsal kimliğinin üzerinde tuttular, sınıfta kaldılar, partisiz kaldılar.
Sadede gelirsek;
Yaşananlar ilk bakışta nusubet gibi gözükebilir ama fırsattır aynı zamanda.
AK Parti sorunu kısa sürede çözer, mağduriyetleri giderir, hesap sorar, yorgun ve işlevsiz tüm hücrelerini yeniler, milletle coşkulu bir şekilde kucaklaşırsa, yeni bir başlangıç yapabilir.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan ‘ın bu konuda ortaya koyduğu güçlü irade, önemli bir güvencedir.
Kurumlar çalışıyor.
Bizler de takipçisiyiz.
Devam.
Ülkeye bir gram katkısı olmayan herifler mafya barıştırıp bunu da utanmadan sosyal medyada yayınlıyorlar ya. Utanmazlık, yüzsüzlük bambaşka bir boyutta gerçekten..
Ülkemizin iki kıymetli ailesi, Sarallar ve Şahinler aileleri, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli ile birlikte tarihi bir kucaklaşma ve buluşmayla genel merkezimizde bir araya geldiler.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
Metin Öztürk: Belli ki bu sene zor geçecek. Belli ki Galatasaray'ın şampiyonluğu engellenmeye çalışılacak. Ama bilin ki ne yaparsanız yapın Galatasaray yine şampiyon olacak.
Türkiye’nin S-400’den taviz vermeyeceğinin altını bir kez daha çizen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Her zaman söylüyorum. Burası kasaba devleti değil, burası Türkiye Cumhuriyeti. Burada tükürdüğümüzü yalarsak devlet terbiyemize uymaz, benim de devlet adamlığıma uymaz”
(16-Haziran 2019)
Fıkra bu kadar…
Son birkaç ay gerçekten hayata bakışımı acayip derecede sarstı. 13 yıl boyunca ana muhalefetin liderliğini yapan herifin ayan beyan AKP ajanı olduğunu ve de bunu saklamak için hiçbir çaba sarf etmeye gerek duymadığını gördük. Daha 2 yıl öncesine kadar ABD'nin Gazze'deki soykırımın ortağı olduğunu söyleyen iktidarın Amerikancı olduğunu bu kadar kör gözüne parmak şeklinde kepaze bir biçimde ortaya koyabildiğini gördük. Yani elbette Amerikancılardı en başından beri, İsrail ile soykırım sırasında ticaret tam gaz devam etti. Ama bu kadar apaçık ve kepaze biçimde bunu ortaya koyabilecek cürete sahip olmaları çok acayip değil mi?
NATO için binlerce insan gözaltına alındı. Ankara'dan Denizli'ye. Gazeteciden akademisyene, TEMA'cıdan t24 çalışanına. İki yüz insan hapse atıldı. Hepsi solcu ya da sosyalist.
Alınan bir tane İslamcı, Milliyetçi yok.
Kimin ABD/NATO için tehdit, kimin müttefik olduğu çok açık.
Her şey Deniz’in öngördüğü gibi oldu, diyebilir miyiz? Müthiş, interaktif bir oyun sergiliyor günlerdir. Protest bir oyun. Seyircisini, hükümeti, halkı dahil ettiği. Hepsini öyle iyi gözlemlemiş, tepkilerden öyle emin ki saat gibi işliyor. Oyunun kendisi eylem oluyor. Genious. 🙃
nedense “fetö okuluna gitsem belki new york’ta olurdum… veya bakan falan olurdum” lafına alınan gücenen hiçbir eski bakan falan yok… o konuda bir hoşgörü patlaması yaşanıyor
Deniz Göktaş gösteriyi yayınlayalı beri ne kadar düzgün bir insan olduğu her saat bir daha ortaya çıkıyor. Tertemiz çıktı adam onunla mücadele etmeleri zor.
Aklıma gelenleri yazıyorum, siz de eklersiniz:
*Yayının Youtube’a gelir modeli kapalı konulduğu ortaya çıktı. Kimse bir şeyden ekmek yediği iddiasıyla kirletemedi.
*Bakalım korkacak mı dediler gösterinin en can alıcı yerini kendisi ortaya attı.
*Mübalağası yok. Tatile 2 tişörtle çıktım döneceğim dedi sırt çantasıyla geldi.
*Kimseden çekincesi yok, milliyetçi damardan vururlar demedi, bedelli askerliğimi yatırdım dedi.
*Dayanışma etkinliklerine katıldığı yerler fotoğraf paylaşıyor; bağımsız sendikalar, öğrenci etkinlikleri, deprem bölgesi… Kamu hizmeti yapmış resmen
*Dönüşte alınacağını bilse de kendi gibi gelmiş şortuyla desenli gömleğiyle, iyi hal kravatına minneti
yok.
Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında hekimler için bir gösteri yapan, gösterinin tüm gelirini İstanbul Tabip Odası burs fonuna bağışlayan dostumuz Deniz Göktaş'ın gözaltına alındığını endişeyle öğrendik.
İfade özgürlüğü ve güven duygusu sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazıdır. Deniz Göktaş derhâl serbest bırakılmalıdır.
"aman şimdi sırası mı, bak bunu söylersen alırlar, silivri soğuktur" söylemleri bittiyse deniz'in duruşuna bakın.
en çok gündem olan espirisini "çok paylaşılmadı" diye tekrar paylaşan, soruşturma açılır açılmaz türkiye'ye dönen, meydan okuyan deniz göktaş'a.
ya konuşmaya başlayacağız ya da olanı izlemeye devam edeceğiz.
#denizgöktaşıserbestbırakın
Kırmızı et üreticileri merkez birliği başkanı Bülent Tunç’un oğlu, AKP Gençlik Kolları'nın mkyk üyesi Halil Efe Tunç aracılığı ile şirket kurup Polonya'dan et getirerek kırmızı et piyasasını ele geçirdiler. Şimdi sıra geldi beyaz ete. Tavuk fiyatı öyle aöylendiği gibi pahalı da değil, çoğu yerde 120 TL civarı. İyi izleyin, 3 ay sonra 300'den aşağı bulamayacaksınız ve tek elden yönetilecek. Çünlü bu yönetim, bilinçli fakirleştirme politikasını, demografi değiştirme politikası ile beraber yürütüyor. Ülkeyi işgale hazırlıyorlar. Yakın gelecekte Türkiye'yi "libarelleştirmeye" geldiklerinde bugünleri anlarsınız.
Fenerbahçe’nin sorunu başkan, teknik direktör ya da futbolcu değil.
Önce bunu bilip bunun için birlikte mücadele edersek, Fenerbahçe’yi bu kadar yıpratmayız.
Kongre kararını verdi. Artık Fenerbahçe’mizin başkanı Aziz Yıldırım.
Ben, ilk defa oy kullanan 9.000 kişinin tavrını; Mehmet Ali Aydınlar henüz çekilmemişken bile iktidarın adayları gibi konumlanan diğer iki aday yerine Aziz Yıldırım’ı tercih etmeleri olarak okuyorum.
Bu da Fenerbahçe’nin bu konudaki hassasiyetinin ne kadar önemli olduğunun kanıtı.
Başkan, “Şampiyon yapacağım.” dedi. En kötü vaat benim için bu.
Fenerbahçe’ye son yıllarda verilen zararların en büyüğü de bu.
Hele ki taraftarda oluşturulan “Şampiyon yapamayan gider.” düşüncesi olsa olsa yapıya hizmettir.
Seneye yapılacak kongreyle birlikte 4 senede 4 kongre yaşanmasının sebebi de bundan bağımsız değildir.
Sonuçta ;Fenerbahçe’nin her kongresi taraftarlar arasında derin yaralar açarak yapılıyor.
Benim de Aziz Yıldırım ile ilgili benzer endişelerim var. Çevresindekiler, şampiyonluk vaadinin Türkiye’nin Fenerbahçe’ye ihtiyacı var üzerine kurulması ,başkan değilken yapıyı aklama anlamı taşıyan sözleri gibi.
Defalarca söyledik; tek başına hiç kimse futbolda 40 yıldır oluşturulmuş sistematik ve örgütlü kötülükle baş edemez.
Ben Aziz Yıldırım’dan şampiyonluk bekleyenlerden değilim.
Çünkü 12 yıldır şampiyon olamamanın sorumlusu ne başkanıdır, ne teknik direktörüdür, ne de oyuncu grubudur.
Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek aptalların işidir.
O yüzden, inanın başkandan bağımsız söylüyorum; Fenerbahçe’ye kısır başkanlık yarışları çare olamaz.
Ya taraftar devreye girecek, mevcut siyasal iklim ile futbolun farklı yürümediğini anlayacak; ya da her sene bir başkan gelecek, bir başkan gidecek ve olan yine biz taraftarlara olacak.
Aziz başkandan tek beklentim;
Kongrede insanların ona neden bu oyu verdiğini iyi okusun, Fenerbahçe’nin idari ve mali bağımsızlığını korusun yeter.
Çünkü başka Fenerbahçe yok.
Bizim için mi?
Her zaman
Hep destek, tam destek. 💙💛