ÇOCUKLUĞUN TELAFİSİ YOK
Bu yıl ülkemizde yaklaşık 18 milyon çocuk karne aldı. Kimi sevinçle koştu evine, kimi buruk bir tebessümle.
Ama hepsinin gözlerinde aynı umut vardı;
“Artık tatil.”
Ne acıdır ki, bizim “tatil” dediğimiz şey, çocuklarımız için giderek yeni bir mesaiye dönüşmüş vaziyette.
Okul kapanıyor; kurslar açılıyor. Yabancı dil, yüzme, robotik kodlama, satranç, matematik, müzik…
Takvimler doluyor, çantalar değişiyor ama çocukların omuzlarındaki yük ne yazık ki hafiflemiyor.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaya çalışırken, onların bugününü farkında olmadan tüketiyoruz.
Anne babaların niyeti elbette kötü değil. Herkes çocuğuna daha iyi bir gelecek kurmanın telaşında. Kimse evladının eksik kalmasını istemiyor. Fakat bazen şu soruyu sormayı unutuyoruz;
Bir çocuğun en büyük eksiği gerçekten bir kurs mudur?
Yoksa annesiyle uzun uzun sohbet edememesi, babasıyla doyasıya oyun oynayamaması, ailece kurulan bir sofrada kahkahalarla geçen bir akşamı yaşayamayışı mıdır?
Hayatın en önemli dersleri dört duvar arasında verilmez.
Sabah serinliğinde yapılan bir yürüyüşte verilir.
Birlikte sulanan bir çiçekte.
Dedeyle oynanan bir tavla oyununda.
Anneyle yoğrulan ekmek hamurunda.
Babayla tamir edilen eski bir bisiklette.
Çocuklar sevgiyi, kendilerine ayrılan zamanla ölçer.
Onlar için “Benimle ilgileniyorsun.” demenin en güçlü yolu, telefonsuz, telaşsız, acele etmeden geçirilen birkaç kaliteli saattir.
Bugün birçok evde çocukların odaları oyuncaklarla dolu ama birlikte yaşanmış anılar giderek azalıyor. Oysa bir çocuğun kişiliğini oyuncaklar değil, ilişkiler inşa eder. Güven duygusu anne babasının sesinde büyür. Merhameti evindeki davranışlardan öğrenir. Sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı ailesinden görerek kazanır.
Yaz tatili sadece dinlenme zamanı değildir; aile olmayı yeniden hatırlama mevsimidir.
Birlikte çıkılan kısa bir yolculuk, balkon sohbetleri, akşamüstü dondurma yemeye yürümek, yıldızları seyretmek, eski aile albümlerini karıştırmak. Bunların hiçbirinin maddi değeri yüksek değildir ama manevi değeri hiçbir şekilde ölçülemez.
Çünkü çocukluk, pahalı etkinliklerle değil; sıcak hatıralarla güzelleşir.
Biz yetişkinler geleceği düşünürken çocuklar bugünü yaşar. Onlar, “Babam benimle ne kadar vakit geçirdi?”, “Annem beni ne kadar dinledi?”, “Evimizde ne kadar güldük?” sorularının cevabını bir ömür taşırlar.
Belki de bu yaz çocuklarımıza yeni bir kurs değil, yeni hatıralar armağan etmeliyiz.
Çünkü yıllar sonra hiçbir çocuk, “Keşke bir kursa daha gitseydim, bir başarı belgesi daha kazansaydım.” diye hayıflanmaz.
Ama çok yetişkin vardır ki, “Keşke babam benimle biraz daha vakit geçirseydi” , “Keşke annemle daha çok konuşabilseydim” diyerek çocukluğunu özler.
Değerli anneler, babalar;
Çocuklar büyür.
Yazlar biter.
Takvimler değişir.
Ama çocukluğun telafisi yoktur. Bugün çocuklarımıza ayırmadığımız zamanı, yarın hiçbir pişmanlık geri getiremeyecek.
Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
#malatya
ÇOCUKLUĞUN TELAFİSİ YOK
Bu yıl ülkemizde yaklaşık 18 milyon çocuk karne aldı. Kimi sevinçle koştu evine, kimi buruk bir tebessümle.
Ama hepsinin gözlerinde aynı umut vardı;
“Artık tatil.”
Ne acıdır ki, bizim “tatil” dediğimiz şey, çocuklarımız için giderek yeni bir mesaiye dönüşmüş vaziyette.
Okul kapanıyor; kurslar açılıyor. Yabancı dil, yüzme, robotik kodlama, satranç, matematik, müzik…
Takvimler doluyor, çantalar değişiyor ama çocukların omuzlarındaki yük ne yazık ki hafiflemiyor.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaya çalışırken, onların bugününü farkında olmadan tüketiyoruz.
Anne babaların niyeti elbette kötü değil. Herkes çocuğuna daha iyi bir gelecek kurmanın telaşında. Kimse evladının eksik kalmasını istemiyor. Fakat bazen şu soruyu sormayı unutuyoruz;
Bir çocuğun en büyük eksiği gerçekten bir kurs mudur?
Yoksa annesiyle uzun uzun sohbet edememesi, babasıyla doyasıya oyun oynayamaması, ailece kurulan bir sofrada kahkahalarla geçen bir akşamı yaşayamayışı mıdır?
Hayatın en önemli dersleri dört duvar arasında verilmez.
Sabah serinliğinde yapılan bir yürüyüşte verilir.
Birlikte sulanan bir çiçekte.
Dedeyle oynanan bir tavla oyununda.
Anneyle yoğrulan ekmek hamurunda.
Babayla tamir edilen eski bir bisiklette.
Çocuklar sevgiyi, kendilerine ayrılan zamanla ölçer.
Onlar için “Benimle ilgileniyorsun.” demenin en güçlü yolu, telefonsuz, telaşsız, acele etmeden geçirilen birkaç kaliteli saattir.
Bugün birçok evde çocukların odaları oyuncaklarla dolu ama birlikte yaşanmış anılar giderek azalıyor. Oysa bir çocuğun kişiliğini oyuncaklar değil, ilişkiler inşa eder. Güven duygusu anne babasının sesinde büyür. Merhameti evindeki davranışlardan öğrenir. Sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı ailesinden görerek kazanır.
Yaz tatili sadece dinlenme zamanı değildir; aile olmayı yeniden hatırlama mevsimidir.
Birlikte çıkılan kısa bir yolculuk, balkon sohbetleri, akşamüstü dondurma yemeye yürümek, yıldızları seyretmek, eski aile albümlerini karıştırmak. Bunların hiçbirinin maddi değeri yüksek değildir ama manevi değeri hiçbir şekilde ölçülemez.
Çünkü çocukluk, pahalı etkinliklerle değil; sıcak hatıralarla güzelleşir.
Biz yetişkinler geleceği düşünürken çocuklar bugünü yaşar. Onlar, “Babam benimle ne kadar vakit geçirdi?”, “Annem beni ne kadar dinledi?”, “Evimizde ne kadar güldük?” sorularının cevabını bir ömür taşırlar.
Belki de bu yaz çocuklarımıza yeni bir kurs değil, yeni hatıralar armağan etmeliyiz.
Çünkü yıllar sonra hiçbir çocuk, “Keşke bir kursa daha gitseydim, bir başarı belgesi daha kazansaydım.” diye hayıflanmaz.
Ama çok yetişkin vardır ki, “Keşke babam benimle biraz daha vakit geçirseydi” , “Keşke annemle daha çok konuşabilseydim” diyerek çocukluğunu özler.
Değerli anneler, babalar;
Çocuklar büyür.
Yazlar biter.
Takvimler değişir.
Ama çocukluğun telafisi yoktur. Bugün çocuklarımıza ayırmadığımız zamanı, yarın hiçbir pişmanlık geri getiremeyecek.
Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
#malatya
ÇOCUKLUĞUN TELAFİSİ YOK
Bu yıl ülkemizde yaklaşık 18 milyon çocuk karne aldı. Kimi sevinçle koştu evine, kimi buruk bir tebessümle.
Ama hepsinin gözlerinde aynı umut vardı;
“Artık tatil.”
Ne acıdır ki, bizim “tatil” dediğimiz şey, çocuklarımız için giderek yeni bir mesaiye dönüşmüş vaziyette.
Okul kapanıyor; kurslar açılıyor. Yabancı dil, yüzme, robotik kodlama, satranç, matematik, müzik…
Takvimler doluyor, çantalar değişiyor ama çocukların omuzlarındaki yük ne yazık ki hafiflemiyor.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaya çalışırken, onların bugününü farkında olmadan tüketiyoruz.
Anne babaların niyeti elbette kötü değil. Herkes çocuğuna daha iyi bir gelecek kurmanın telaşında. Kimse evladının eksik kalmasını istemiyor. Fakat bazen şu soruyu sormayı unutuyoruz;
Bir çocuğun en büyük eksiği gerçekten bir kurs mudur?
Yoksa annesiyle uzun uzun sohbet edememesi, babasıyla doyasıya oyun oynayamaması, ailece kurulan bir sofrada kahkahalarla geçen bir akşamı yaşayamayışı mıdır?
Hayatın en önemli dersleri dört duvar arasında verilmez.
Sabah serinliğinde yapılan bir yürüyüşte verilir.
Birlikte sulanan bir çiçekte.
Dedeyle oynanan bir tavla oyununda.
Anneyle yoğrulan ekmek hamurunda.
Babayla tamir edilen eski bir bisiklette.
Çocuklar sevgiyi, kendilerine ayrılan zamanla ölçer.
Onlar için “Benimle ilgileniyorsun.” demenin en güçlü yolu, telefonsuz, telaşsız, acele etmeden geçirilen birkaç kaliteli saattir.
Bugün birçok evde çocukların odaları oyuncaklarla dolu ama birlikte yaşanmış anılar giderek azalıyor. Oysa bir çocuğun kişiliğini oyuncaklar değil, ilişkiler inşa eder. Güven duygusu anne babasının sesinde büyür. Merhameti evindeki davranışlardan öğrenir. Sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı ailesinden görerek kazanır.
Yaz tatili sadece dinlenme zamanı değildir; aile olmayı yeniden hatırlama mevsimidir.
Birlikte çıkılan kısa bir yolculuk, balkon sohbetleri, akşamüstü dondurma yemeye yürümek, yıldızları seyretmek, eski aile albümlerini karıştırmak. Bunların hiçbirinin maddi değeri yüksek değildir ama manevi değeri hiçbir şekilde ölçülemez.
Çünkü çocukluk, pahalı etkinliklerle değil; sıcak hatıralarla güzelleşir.
Biz yetişkinler geleceği düşünürken çocuklar bugünü yaşar. Onlar, “Babam benimle ne kadar vakit geçirdi?”, “Annem beni ne kadar dinledi?”, “Evimizde ne kadar güldük?” sorularının cevabını bir ömür taşırlar.
Belki de bu yaz çocuklarımıza yeni bir kurs değil, yeni hatıralar armağan etmeliyiz.
Çünkü yıllar sonra hiçbir çocuk, “Keşke bir kursa daha gitseydim, bir başarı belgesi daha kazansaydım.” diye hayıflanmaz.
Ama çok yetişkin vardır ki, “Keşke babam benimle biraz daha vakit geçirseydi” , “Keşke annemle daha çok konuşabilseydim” diyerek çocukluğunu özler.
Değerli anneler, babalar;
Çocuklar büyür.
Yazlar biter.
Takvimler değişir.
Ama çocukluğun telafisi yoktur. Bugün çocuklarımıza ayırmadığımız zamanı, yarın hiçbir pişmanlık geri getiremeyecek.
Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
#malatya
ÇOCUKLUĞUN TELAFİSİ YOK
Bu yıl ülkemizde yaklaşık 18 milyon çocuk karne aldı. Kimi sevinçle koştu evine, kimi buruk bir tebessümle.
Ama hepsinin gözlerinde aynı umut vardı;
“Artık tatil.”
Ne acıdır ki, bizim “tatil” dediğimiz şey, çocuklarımız için giderek yeni bir mesaiye dönüşmüş vaziyette.
Okul kapanıyor; kurslar açılıyor. Yabancı dil, yüzme, robotik kodlama, satranç, matematik, müzik…
Takvimler doluyor, çantalar değişiyor ama çocukların omuzlarındaki yük ne yazık ki hafiflemiyor.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaya çalışırken, onların bugününü farkında olmadan tüketiyoruz.
Anne babaların niyeti elbette kötü değil. Herkes çocuğuna daha iyi bir gelecek kurmanın telaşında. Kimse evladının eksik kalmasını istemiyor. Fakat bazen şu soruyu sormayı unutuyoruz;
Bir çocuğun en büyük eksiği gerçekten bir kurs mudur?
Yoksa annesiyle uzun uzun sohbet edememesi, babasıyla doyasıya oyun oynayamaması, ailece kurulan bir sofrada kahkahalarla geçen bir akşamı yaşayamayışı mıdır?
Hayatın en önemli dersleri dört duvar arasında verilmez.
Sabah serinliğinde yapılan bir yürüyüşte verilir.
Birlikte sulanan bir çiçekte.
Dedeyle oynanan bir tavla oyununda.
Anneyle yoğrulan ekmek hamurunda.
Babayla tamir edilen eski bir bisiklette.
Çocuklar sevgiyi, kendilerine ayrılan zamanla ölçer.
Onlar için “Benimle ilgileniyorsun.” demenin en güçlü yolu, telefonsuz, telaşsız, acele etmeden geçirilen birkaç kaliteli saattir.
Bugün birçok evde çocukların odaları oyuncaklarla dolu ama birlikte yaşanmış anılar giderek azalıyor. Oysa bir çocuğun kişiliğini oyuncaklar değil, ilişkiler inşa eder. Güven duygusu anne babasının sesinde büyür. Merhameti evindeki davranışlardan öğrenir. Sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı ailesinden görerek kazanır.
Yaz tatili sadece dinlenme zamanı değildir; aile olmayı yeniden hatırlama mevsimidir.
Birlikte çıkılan kısa bir yolculuk, balkon sohbetleri, akşamüstü dondurma yemeye yürümek, yıldızları seyretmek, eski aile albümlerini karıştırmak. Bunların hiçbirinin maddi değeri yüksek değildir ama manevi değeri hiçbir şekilde ölçülemez.
Çünkü çocukluk, pahalı etkinliklerle değil; sıcak hatıralarla güzelleşir.
Biz yetişkinler geleceği düşünürken çocuklar bugünü yaşar. Onlar, “Babam benimle ne kadar vakit geçirdi?”, “Annem beni ne kadar dinledi?”, “Evimizde ne kadar güldük?” sorularının cevabını bir ömür taşırlar.
Belki de bu yaz çocuklarımıza yeni bir kurs değil, yeni hatıralar armağan etmeliyiz.
Çünkü yıllar sonra hiçbir çocuk, “Keşke bir kursa daha gitseydim, bir başarı belgesi daha kazansaydım.” diye hayıflanmaz.
Ama çok yetişkin vardır ki, “Keşke babam benimle biraz daha vakit geçirseydi” , “Keşke annemle daha çok konuşabilseydim” diyerek çocukluğunu özler.
Değerli anneler, babalar;
Çocuklar büyür.
Yazlar biter.
Takvimler değişir.
Ama çocukluğun telafisi yoktur. Bugün çocuklarımıza ayırmadığımız zamanı, yarın hiçbir pişmanlık geri getiremeyecek.
Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
#malatya
ÇOCUKLUĞUN TELAFİSİ YOK
Bu yıl ülkemizde yaklaşık 18 milyon çocuk karne aldı. Kimi sevinçle koştu evine, kimi buruk bir tebessümle.
Ama hepsinin gözlerinde aynı umut vardı;
“Artık tatil.”
Ne acıdır ki, bizim “tatil” dediğimiz şey, çocuklarımız için giderek yeni bir mesaiye dönüşmüş vaziyette.
Okul kapanıyor; kurslar açılıyor. Yabancı dil, yüzme, robotik kodlama, satranç, matematik, müzik…
Takvimler doluyor, çantalar değişiyor ama çocukların omuzlarındaki yük ne yazık ki hafiflemiyor.
Çocuklarımızı geleceğe hazırlamaya çalışırken, onların bugününü farkında olmadan tüketiyoruz.
Anne babaların niyeti elbette kötü değil. Herkes çocuğuna daha iyi bir gelecek kurmanın telaşında. Kimse evladının eksik kalmasını istemiyor. Fakat bazen şu soruyu sormayı unutuyoruz;
Bir çocuğun en büyük eksiği gerçekten bir kurs mudur?
Yoksa annesiyle uzun uzun sohbet edememesi, babasıyla doyasıya oyun oynayamaması, ailece kurulan bir sofrada kahkahalarla geçen bir akşamı yaşayamayışı mıdır?
Hayatın en önemli dersleri dört duvar arasında verilmez.
Sabah serinliğinde yapılan bir yürüyüşte verilir.
Birlikte sulanan bir çiçekte.
Dedeyle oynanan bir tavla oyununda.
Anneyle yoğrulan ekmek hamurunda.
Babayla tamir edilen eski bir bisiklette.
Çocuklar sevgiyi, kendilerine ayrılan zamanla ölçer.
Onlar için “Benimle ilgileniyorsun.” demenin en güçlü yolu, telefonsuz, telaşsız, acele etmeden geçirilen birkaç kaliteli saattir.
Bugün birçok evde çocukların odaları oyuncaklarla dolu ama birlikte yaşanmış anılar giderek azalıyor. Oysa bir çocuğun kişiliğini oyuncaklar değil, ilişkiler inşa eder. Güven duygusu anne babasının sesinde büyür. Merhameti evindeki davranışlardan öğrenir. Sabrı, sevgiyi ve paylaşmayı ailesinden görerek kazanır.
Yaz tatili sadece dinlenme zamanı değildir; aile olmayı yeniden hatırlama mevsimidir.
Birlikte çıkılan kısa bir yolculuk, balkon sohbetleri, akşamüstü dondurma yemeye yürümek, yıldızları seyretmek, eski aile albümlerini karıştırmak. Bunların hiçbirinin maddi değeri yüksek değildir ama manevi değeri hiçbir şekilde ölçülemez.
Çünkü çocukluk, pahalı etkinliklerle değil; sıcak hatıralarla güzelleşir.
Biz yetişkinler geleceği düşünürken çocuklar bugünü yaşar. Onlar, “Babam benimle ne kadar vakit geçirdi?”, “Annem beni ne kadar dinledi?”, “Evimizde ne kadar güldük?” sorularının cevabını bir ömür taşırlar.
Belki de bu yaz çocuklarımıza yeni bir kurs değil, yeni hatıralar armağan etmeliyiz.
Çünkü yıllar sonra hiçbir çocuk, “Keşke bir kursa daha gitseydim, bir başarı belgesi daha kazansaydım.” diye hayıflanmaz.
Ama çok yetişkin vardır ki, “Keşke babam benimle biraz daha vakit geçirseydi” , “Keşke annemle daha çok konuşabilseydim” diyerek çocukluğunu özler.
Değerli anneler, babalar;
Çocuklar büyür.
Yazlar biter.
Takvimler değişir.
Ama çocukluğun telafisi yoktur. Bugün çocuklarımıza ayırmadığımız zamanı, yarın hiçbir pişmanlık geri getiremeyecek.
Asuman Sarıtaç
Eğitimci-Yazar
#malatya
Bugün ve yarın gerçekleştirilecek #YKS’ye girecek tüm öğrencilerimize gönülden başarılar diliyorum.
Uzun ve emek dolu bir hazırlık sürecinin ardından şimdi bilgi, emek ve azminizi ortaya koyma zamanı. Kendinize güvenin, sakin olun ve elinizden gelenin en iyisini yapın.
Sonuç ne olursa olsun, gösterdiğiniz çaba ve kararlılık her türlü takdiri hak ediyor. Tüm adayların emeklerinin karşılığını almasını temenni ediyor, başarılarla dolu bir sınav süreci diliyorum.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Bugün Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak, MHP Malatya İl Başkanlığı görevine atanan Sayın Turgay Şengönül’ü, Battalgazi İlçe Başkanı Sayın Mehmet Ateş’i ve Yeşilyurt İlçe Başkanı Sayın Şemsettin Tüdün’ü hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk.
Nazik misafirperverlikleri ve samimi sohbetleri için kendilerine teşekkür ediyor, yeni görevlerinde üstün başarılar diliyoruz.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
MALATYA’NIN NEYE İHTİYACI VAR?
Malatya bugün hâlâ ayaktaysa, sabreden, çalışan ve vazgeçmeyen Malatyalıların sayesinde ayaktadır.
Şimdi irdeleyelim bakalım bu aziz memleketin nelere ihtiyacı var?
Malatya’nın tepeden inme değil liyakatli yöneticilere, makamı bir ayrıcalık olarak değil sorumluluk olarak gören insanlara ihtiyacı var. Bu şehrin sokaklarını bilen, esnafıyla oturmuş, çiftçisiyle konuşmuş, gençlerinin neden umutsuz olduğunu anlayan yöneticilere ihtiyacı var.
Malatya’nın seçim zamanı ortaya çıkıp, sonra kaybolan değil; her zaman halkın içinde olan siyasetçilere ihtiyacı var. Mikrofon görünce değil, sorun görünce konuşan insanlara ihtiyacı var. Ankara’da Malatya’nın hakkını savunacak, bu şehrin derdini dert edinecek güçlü bir siyasi iradeye ihtiyacı var.
Malatya’nın fotoğraf vermeyi siyaset sananlara değil, proje üreten politikacılara ihtiyacı var. Sosyal medyada paylaşım yapan değil; sanayiye yatırım getiren, gençlere iş imkânı oluşturan insanlara ihtiyacı var.
Malatya’nın yamalanmış değil, düzgünce yapılmış yollara ihtiyacı var. Her yağmurda bozulan asfaltlara, plansız kazılmış caddelere değil; yıllarca dayanacak altyapıya ihtiyacı var. Çünkü bir şehir, insanına verdiği değeri,yaşadığı medeniyeti önce yollarıyla gösterir.
Malatya’nın güçlü bir sanayi ufkuna ihtiyacı var. Sadece kayısıyla anılan değil; üretimiyle, ihracatıyla, organize sanayi bölgeleriyle örnek gösterilen bir şehir olmaya ihtiyacı var. Gençlerin iş bulmak için başka illere gitmediği, fabrikaların sadece tabela değil gerçek üretim yaptığı bir ekonomik düzene ihtiyacı var.
Malatya’nın küçük esnafını yaşatmaya ihtiyacı var. Zincir marketlerin gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bakkalın, terzinin, lokantacının,kırtasiyecinin desteklenmeye ihtiyacı var. Çünkü esnaf sadece ticaret yapmaz; mahallenin hafızasını da ayakta tutar.
Malatya’nın üniversitesini şehirle bütünleştirmeye ihtiyacı var. Bilginin kampüs duvarlarının içinde kalmadığı, sanayiyle, teknolojiyle, tarımla birleştiği bir akademik vizyona ihtiyacı var.
Malatya’nın harika mutfağının gastronomik olarak dünyaya tanıtılmasına ihtiyacı var. Analı kızlısı, kiraz yaprağı sarması, kağıt kebabı, içli köftesi sadece sofralarımızda değil; uluslararası gastronomi festivallerinde de yer almalı. Çünkü Malatya kendi mutfağını kültürel bir marka hâline getirebilecek kapasiteye sahip bir şehir.
Malatya’nın uyuşturucudan arındırılmış sokaklara ihtiyacı var. Gençlerin karanlık yapılara değil; spora, sanata, eğitime yöneldiği mahallelere ihtiyacı var. Çünkü biz biliyoruz ki her bağımlı genç, aslında ihmal edilmiş bir gelecektir.
Malatya’nın depremden sonra sadece binalarını değil, ruhunu da ayağa kaldırmaya ihtiyacı var. İnsanların kendini güvende hissettiği mahallelere, sosyal yaşam alanlarına, yeniden kurulmuş bir şehir aidiyetine ihtiyacı var.
Malatya’nın rant odaklı değil insan odaklı şehir planlamasına ihtiyacı var. Nefes alınabilecek parklara, düzenli kaldırımlara, engelsiz yaşam alanlarına ihtiyacı var. Betonun değil insanın merkeze alındığı bir şehircilik anlayışına ihtiyacı var.
Malatya’nın çiftçisini yalnız bırakmamaya ihtiyacı var. Kayısı üreticisinin alın terinin karşılığını alabildiği, sulama ve maliyet sorunlarının çözüldüğü güçlü bir tarım politikasına ihtiyacı var. Çünkü toprağını kaybeden bir şehir, geleceğini de kaybeder.
Malatya’nın kültürüne ve tarihine sahip çıkmaya ihtiyacı var. Aslantepe’den gelen binlerce yıllık mirasını koruyan, türküsünü unutmayan, sanatçısını destekleyen bir şehir bilincine ihtiyacı var.
Malatya’nın kutuplaşmaya değil birliğe ihtiyacı var.Farklı fikirlerin düşmanlık sebebi olmadığı bir toplumsal iklime ihtiyacı var.
Ve galiba en önemlisi;
Malatya’nın yeniden kendine inanmaya ihtiyacı var.
Yeter ki günü kurtaran sözler değil, uzun vadeli projeler üretilsin ve bu şehir; gerçekten kalkındırılması gereken bir memleket olarak görülsün.
Malatya’nın artık ihmal edilmeye değil, hak ettiği değeri görmeye ihtiyacı var.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
MALATYA’NIN NEYE İHTİYACI VAR?
Malatya bugün hâlâ ayaktaysa, sabreden, çalışan ve vazgeçmeyen Malatyalıların sayesinde ayaktadır.
Şimdi irdeleyelim bakalım bu aziz memleketin nelere ihtiyacı var?
Malatya’nın tepeden inme değil liyakatli yöneticilere, makamı bir ayrıcalık olarak değil sorumluluk olarak gören insanlara ihtiyacı var. Bu şehrin sokaklarını bilen, esnafıyla oturmuş, çiftçisiyle konuşmuş, gençlerinin neden umutsuz olduğunu anlayan yöneticilere ihtiyacı var.
Malatya’nın seçim zamanı ortaya çıkıp, sonra kaybolan değil; her zaman halkın içinde olan siyasetçilere ihtiyacı var. Mikrofon görünce değil, sorun görünce konuşan insanlara ihtiyacı var. Ankara’da Malatya’nın hakkını savunacak, bu şehrin derdini dert edinecek güçlü bir siyasi iradeye ihtiyacı var.
Malatya’nın fotoğraf vermeyi siyaset sananlara değil, proje üreten politikacılara ihtiyacı var. Sosyal medyada paylaşım yapan değil; sanayiye yatırım getiren, gençlere iş imkânı oluşturan insanlara ihtiyacı var.
Malatya’nın yamalanmış değil, düzgünce yapılmış yollara ihtiyacı var. Her yağmurda bozulan asfaltlara, plansız kazılmış caddelere değil; yıllarca dayanacak altyapıya ihtiyacı var. Çünkü bir şehir, insanına verdiği değeri,yaşadığı medeniyeti önce yollarıyla gösterir.
Malatya’nın güçlü bir sanayi ufkuna ihtiyacı var. Sadece kayısıyla anılan değil; üretimiyle, ihracatıyla, organize sanayi bölgeleriyle örnek gösterilen bir şehir olmaya ihtiyacı var. Gençlerin iş bulmak için başka illere gitmediği, fabrikaların sadece tabela değil gerçek üretim yaptığı bir ekonomik düzene ihtiyacı var.
Malatya’nın küçük esnafını yaşatmaya ihtiyacı var. Zincir marketlerin gölgesinde ayakta kalmaya çalışan bakkalın, terzinin, lokantacının,kırtasiyecinin desteklenmeye ihtiyacı var. Çünkü esnaf sadece ticaret yapmaz; mahallenin hafızasını da ayakta tutar.
Malatya’nın üniversitesini şehirle bütünleştirmeye ihtiyacı var. Bilginin kampüs duvarlarının içinde kalmadığı, sanayiyle, teknolojiyle, tarımla birleştiği bir akademik vizyona ihtiyacı var.
Malatya’nın harika mutfağının gastronomik olarak dünyaya tanıtılmasına ihtiyacı var. Analı kızlısı, kiraz yaprağı sarması, kağıt kebabı, içli köftesi sadece sofralarımızda değil; uluslararası gastronomi festivallerinde de yer almalı. Çünkü Malatya kendi mutfağını kültürel bir marka hâline getirebilecek kapasiteye sahip bir şehir.
Malatya’nın uyuşturucudan arındırılmış sokaklara ihtiyacı var. Gençlerin karanlık yapılara değil; spora, sanata, eğitime yöneldiği mahallelere ihtiyacı var. Çünkü biz biliyoruz ki her bağımlı genç, aslında ihmal edilmiş bir gelecektir.
Malatya’nın depremden sonra sadece binalarını değil, ruhunu da ayağa kaldırmaya ihtiyacı var. İnsanların kendini güvende hissettiği mahallelere, sosyal yaşam alanlarına, yeniden kurulmuş bir şehir aidiyetine ihtiyacı var.
Malatya’nın rant odaklı değil insan odaklı şehir planlamasına ihtiyacı var. Nefes alınabilecek parklara, düzenli kaldırımlara, engelsiz yaşam alanlarına ihtiyacı var. Betonun değil insanın merkeze alındığı bir şehircilik anlayışına ihtiyacı var.
Malatya’nın çiftçisini yalnız bırakmamaya ihtiyacı var. Kayısı üreticisinin alın terinin karşılığını alabildiği, sulama ve maliyet sorunlarının çözüldüğü güçlü bir tarım politikasına ihtiyacı var. Çünkü toprağını kaybeden bir şehir, geleceğini de kaybeder.
Malatya’nın kültürüne ve tarihine sahip çıkmaya ihtiyacı var. Aslantepe’den gelen binlerce yıllık mirasını koruyan, türküsünü unutmayan, sanatçısını destekleyen bir şehir bilincine ihtiyacı var.
Malatya’nın kutuplaşmaya değil birliğe ihtiyacı var.Farklı fikirlerin düşmanlık sebebi olmadığı bir toplumsal iklime ihtiyacı var.
Ve galiba en önemlisi;
Malatya’nın yeniden kendine inanmaya ihtiyacı var.
Yeter ki günü kurtaran sözler değil, uzun vadeli projeler üretilsin ve bu şehir; gerçekten kalkındırılması gereken bir memleket olarak görülsün.
Malatya’nın artık ihmal edilmeye değil, hak ettiği değeri görmeye ihtiyacı var.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
Paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin en güzel şekilde hissedildiği mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın huzurunu yaşıyoruz.
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak; birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışma ruhunun güçlendiği bu özel günlerin ülkemize, milletimize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyoruz.
Bayramın; gönüllere umut, sofralara bereket ve insanlığa barış getirmesini temenni ediyor, sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlar geçirmenizi diliyoruz.
Kurban Bayramınız mübarek olsun.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin en güzel şekilde hissedildiği mübarek Kurban Bayramı’na ulaşmanın huzurunu yaşıyoruz.
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak; birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışma ruhunun güçlendiği bu özel günlerin ülkemize, milletimize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyoruz.
Bayramın; gönüllere umut, sofralara bereket ve insanlığa barış getirmesini temenni ediyor, sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlar geçirmenizi diliyoruz.
Kurban Bayramınız mübarek olsun.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Leao Fenerbahçede Galatasaray Başkanı Özgür özel Kemal kılıçdaroğlu Ekrem imamoğlu Kerem Aktürkoğlu Abdülkadir Ömür hull city acun ılıcalı Xavi maldini Alim Karaca Amrabat Sedat Peker Ali Koç Aykut Kocaman Trump #sonçıkış#AloAdalet Başkan Safi
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak Mayıs ayı yönetim kurulu toplantımızı, yönetim kurulu üyemiz Mehmet Özcan’ın işletmesi olan “Tavatır”da gerçekleştirdik.
Şehrimiz ve derneğimiz adına yürüttüğümüz çalışmalar üzerine verimli istişarelerde bulunduğumuz toplantımızda, ortak akıl ve dayanışma kültürümüzü bir kez daha pekiştirdik.
Toplantımıza çeşitli mazeretleri nedeniyle katılamayan yönetim kurulu üyelerimizin de selam ve desteklerini hissettik. Birlikte düşünmeye, birlikte üretmeye ve #Malatya’mız için çalışmaya devam edeceğiz.
Nazik ev sahipliği için Mehmet Özcan’a teşekkür ediyor, toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Leao Fenerbahçede Galatasaray Başkanı Özgür özel Kemal kılıçdaroğlu Ekrem imamoğlu Kerem Aktürkoğlu Abdülkadir Ömür hull city acun ılıcalı Xavi maldini Alim Karaca Amrabat Sedat Peker Ali Koç Aykut Kocaman Trump #sonçıkış#AloAdalet Başkan Safi
MALDİA-DER ortak akıl ve irade kültürü ile devam ediyor…
#Malatya@asumansaritac
Kemal Kılıçdaroğlu Mutlak Butlan
CHP 38 Meral Akşener Özgür Özel
#bist100
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak Mayıs ayı yönetim kurulu toplantımızı, yönetim kurulu üyemiz Mehmet Özcan’ın işletmesi olan “Tavatır”da gerçekleştirdik.
Şehrimiz ve derneğimiz adına yürüttüğümüz çalışmalar üzerine verimli istişarelerde bulunduğumuz toplantımızda, ortak akıl ve dayanışma kültürümüzü bir kez daha pekiştirdik.
Toplantımıza çeşitli mazeretleri nedeniyle katılamayan yönetim kurulu üyelerimizin de selam ve desteklerini hissettik. Birlikte düşünmeye, birlikte üretmeye ve #Malatya’mız için çalışmaya devam edeceğiz.
Nazik ev sahipliği için Mehmet Özcan’a teşekkür ediyor, toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği olarak Mayıs ayı yönetim kurulu toplantımızı, yönetim kurulu üyemiz Mehmet Özcan’ın işletmesi olan “Tavatır”da gerçekleştirdik.
Şehrimiz ve derneğimiz adına yürüttüğümüz çalışmalar üzerine verimli istişarelerde bulunduğumuz toplantımızda, ortak akıl ve dayanışma kültürümüzü bir kez daha pekiştirdik.
Toplantımıza çeşitli mazeretleri nedeniyle katılamayan yönetim kurulu üyelerimizin de selam ve desteklerini hissettik. Birlikte düşünmeye, birlikte üretmeye ve #Malatya’mız için çalışmaya devam edeceğiz.
Nazik ev sahipliği için Mehmet Özcan’a teşekkür ediyor, toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyoruz.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Malatya’da saat 09:00’da yaşadığımız 5,6 büyüklüğünde ki deprem hepimizin yüreğini bir kez daha korkuttu.
Bu korkuyu, bu çaresizliği yeniden hissetmek hepimiz için çok ağır.Umarım kimsenin canına, malına zarar gelmemiştir.
Tüm Malatyalı hemşehrilerime yürekten geçmiş olsun.
Rabbim bir daha böyle acılar yaşatmasın inşallah.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Malatya’da saat 09:00’da yaşadığımız 5,6 büyüklüğünde ki deprem hepimizin yüreğini bir kez daha korkuttu.
Bu korkuyu, bu çaresizliği yeniden hissetmek hepimiz için çok ağır.Umarım kimsenin canına, malına zarar gelmemiştir.
Tüm Malatyalı hemşehrilerime yürekten geçmiş olsun.
Rabbim bir daha böyle acılar yaşatmasın inşallah.
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya
Bir milletin kaderi, #Samsun’da atılan o ilk adımla değişti.
19 Mayıs; umudun, cesaretin ve bağımsızlığa olan inancın adıdır.
Bugün bize düşen; Atatürk’ün emanet ettiği bu güzel vatanı aynı inanç ve kararlılıkla geleceğe taşımaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyoruz.
19 Mayıs #Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Asuman Sarıtaç
@MaldiaDer Kurucu Başkanı
#malatya