Güzel kardeşim mantık yolu ile bilgiye ulaşılmaz. Bir şeyin doğru olması için senin aklının kriterlerine uyması gerekmiyor.
Not: işbu twit bir avuç muhterem takipçimi kapsamıyor. Kimseye laf sokmak amaçlı değildir.
@BurakKadercan hoca güzel yazmış.
"Yaratıcı ama yazma konusunda sıkıntı yazan insan mı daha faydalı, yoksa bayat fikirleri ağdalı şekilde sunan söz erbabı mı?"
Sorusunun cevabı önemli
Hayatını “dil” üzerinden kazanan, kendisini “dil erbabı” olarak nitelendirenler için, Büyük *Dil* Modelleri (BDM’ler) tabi ki çok büyük bir dönüşüme yol açtı.
Şöyle düşünün: Dünyaya bir “iklim değiştiren” göktaşı düştü. Dünya yok olmayacak, ama göktaşı dünyanın iklimini tamamen değiştirecek.
Sosyal Bilimler için göktaşı çoktan çarptı. Artık “akademik iklim” aynı olmayacak. Nasıl olabilir ki?
Acı gerçekler de var: Çoğu insan aslında düşündükleri kadar iyi yazmıyor. “İyi” yazanların önemli kısmı da sadece bilinen yazım kalıplarını iyi kullanıyor.
Bir de yazmaya kabiliyeti olan var, olmayan var. Yaratıcı ama yazma konusunda sıkıntı yazan insan mı daha faydalı, yoksa bayat fikirleri ağdalı şekilde sunan söz erbabı mı?
Büyük Dil Modelleri, insan ırkına “dil” ile olan ilişkileri sorgulatıyor, daha da sorgulatacak.
Ben, işbu dönemeçte öğrendiklerimi, (aldığım Gen-AI eğitimi dahil), keşfettiklerimi, görebildiklerimi paylaşmaya çalışacağım. Kısmetse, elimden geldiğince.
“Sinirlenen” sosyal bilimcilere: Bana laf atınca sonuç değişmiyor. Öğrenmek isteyene kaynak çok. Olmadı işbu teknolojiye hakim bir bilim erbabına danışın.
Paradoks: Bundan ~2 sene önce “filoloji okuyorum” diyen bir öğrenci için içimden “iş bulması zor olur” derdim. Şu an ise: Okunacak açık ara en iyi beşeri bilimlerden. Şakasız.
Dil bilimi ve benzer konuları çalışanların başına talih kuşu kondu aslında. Şakasız.
Neden?
“Büyük *Dil* Modelleri,” bizimle “Doğal *Dil* Modelleri” adlı eski bir yöntemin de yardımıyla konuşuyor. Kelimeler nasıl sayılara çevrilebilir?
Filoloji, dil bilimi sohbetlerini kuramsal-kavramsal düzlemde çalışmış tanıdığınız varsa, müjdeyi verin. Mevzuya zamanında uyanabilirlerse gerçekten piyango.
Henüz gelmemiş başarının üzerinden yapılan aşırı gösterişin, dünya çapında insanların en sevdiği komedi türlerinden biri olduğunu herkes görmüş oldu.
Üstelik bu konu artık futbol yorumundan çok daha büyük bir şeye evrilmiştir.
Bu noktada jeopolitik açıdan büyük resmi görenler? Peki anlatalım, SOFT POWER, insanların sizi gördüğünde hissettiği duygudur. Bir ülkenin gerçek büyüklüğü ne kadar yüksek sesle bağırdığıyla değil, insanlar onun adını duyduğunda akıllarına ne geldiğiyle ölçülür.
🤜 Teknoloji üreten ülke güven verir.
🤜 Bilim üreten ülke saygı uyandırır.
🤜 Sanat üreten ülke hayranlık bırakır.
🤜 Edebiyat üreten ülke düşünce ihraç eder.
🤜 Sinema üreten ülke kültürünü dünyaya taşır.
🤜 Müzik üreten ülke insanların kalbine girer.
🤜 Spor kültürü geliştiren ülke ilham verir.
🤜 Hukuka güven veren ülke yatırım çeker.
🤜 Üniversiteleri güçlü olan ülke beyin toplar.
🤜 Şehirleri yaşanabilir olan ülke yetenek çeker.
🤜 İnsanına fırsat sunan ülke umut üretir.
Soft power budur.
Dünyanın dört bir yanında yabancılar, Türk Milli Futbol takımının gösterdiği performansa oranla yapılmış olan son derece abartılı ön kutlamalar ve şatafatlı konvoylarla ilgili dalga geçiyor.
İşin kötüsü dalga geçerken futbolcuların resimleri yerine Türk bayrağını kullanıyorlar.
Sporda kaybetmek de oyunun doğal bir sonucu olsa da asıl büyük sorun, kazanılmamış başarılara orantısızca yatırım ve reklam yapılarak kibirinle, gösteriş tutkunla dünyanın dikkatini fazlasıyla üzerine çekip olası istenmeyen bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda ülkenin soft power denilen gücünün hiç mi hiç hesaba katılmamış olmasıdır.
Davranışsal ekonomide buna “prestij tüketimi” denir. Gerçek başarı üretilemeden insanlar başarı hissini semboller üzerinden satın almaya çalışır. Gösteriş, çok önceden sonucun yerini alır. Algı, performansın önüne geçer.
Psikolojide bunun adı aşırı telafidir. İnsanlar ve kurumlar en çok eksikliğini hissettikleri şeyi sergileme eğilimindedir. Kendinden emin olanın kendini sürekli övmesi gerekmez. Güçlü olan gücünü her dakika ilan etmez.
Dünyanın saygı duyduğu spor kültürleri genellikle sessizdir. Bilirler ki sporda tek konuşması gereken performanstır.
Türkiye’nin futbol sorunu sonucun önüne geçen gösteriş kültürüdür. Takım olmadan marka yaratmaya çalışmak. Başarı gelmeden başarı hikayesi yazmak.
Peki bu zihniyet ne zaman ve nasıl gelip de sporu ele geçirdi?
Türk futbolunun ihtiyacı olan şey daha büyük konvoylar, daha büyük reklamlar, devasa sponsor yatırımları ya da ödül olarak tatil villası dağıtılması değildir.
En çok ihtiyacı olan şey, dünyanın başarılı spor kültürlerinin yıllardır yaptığı ve bir çoğuna çok sıkıcı gelebilecek olan daha az ego, daha az şov ve çok daha fazla çalışmadır.
Emin olun dünyada kimse sessizce gelen başarıyla dalga geçmez.
Peki, dünya çapında Türk bayrağı kullanılarak Türk Milli Takımı’nın performansı ve öncesinde yapılan gösterişli konvoylar, reklam kampanyaları ve büyük laflarla dalga geçen paylaşımları okuduğumuzda hissettiğimiz üzüntü ve utancı, buna sebep olanlar da hissediyor mudur?
Türkiye’yi ve Türk bayrağını bu gösterişçilik zihniyetine alet etmeye hakkınız yok.
Futbol oynamayı bilmediğimizi sürekli unutuyoruz. Yenilgileri şanssızlık falan zannediyoruz.
Bu oyunu bilmediğimizi bir kabullensek her şey yoluna girecek, ilerleyeceğiz ama o bilinç yok.
#MilliTakım
şunu kabul edelim, biz türkler genetik olarak futbol gibi artık tamamen fizik gücüne dayalı oynanan sporlara yatkın değiliz. biz kısa, çelimsiz ve hantal bir milletiz. buna ergenlikteki yetersiz beslenmenin kemik gelişimine olumsuz etkisini de eklerseniz rakiplerimizden neden+
📍İran devlet televizyonu, savaşın başında Kuveyt’teki ABD üssünü bombaladığı belirtilen F-5 pilotlarıyla röportaj yayınladı ve operasyona dair bilgiler verdi. Buna göre;
▪️Çok katmanlı hava savunma sistemlerine takılmamak için 50 feetin üstüne çıkılmadı.
▪️Bu şekilde Kuveyt’e başarıyla girildi ve hedefler vuruldu.
▪️ABD üssü “güncellenmiş, ağır, hassas ve yıkıcı bombalarla” vuruldu.
▪️Hangarlar içerisinde bulunan ABD helikopterleri imha edildi.
▪️Bu esnada bir F-18 ve üç F-15 savaş uçağı Kuveyt hava savunması tarafından vuruldu; uçaklar İran’ı hedef almak için yola çıkmıştı.
▪️Saldırıya katıldığı belirtilen pilotlardan biri:
➖“Video veya fotoğraf çekmedik, çünkü kayıt yapan kişi geri döneceğini uman kişidir, ama biz geri döneceğimizi düşünmüyorduk.”
Bu soğuk savaş artığı politikacıların ruhları siyaset ile öyle kirlendi ki bir başkasının günlük hayatında siyaset olmaması onlara inanılmaz geliyor. Siyasi görüşü olmayan insanlardan rakiplerinden daha fazla nefret ediyorlar.
Biraz uzun olacak ama İran-ABD/İsrail savaşıyla ilgili bir iki şey yazmak istiyorum:
İran masada iyi kazanımlar elde etti. Hatta savaştaki performansı da karşısındaki güç ve elindeki imkanlara rağmen kötü sayılmazdı. Savaşı yatay eskalasyonla bölgeye yayması bence çok iyi işledi. Ama İran sanki büyük bir zafer kazanmış gibi tuhaf değerlendirmeler var.
İran aslında uzun zamandır bölgenin tek kaybeden devletiydi.
-Mesela İran son 5 yıldır bölgede ciddi alan kaybediyor.
-Bir ara at koşturduğu tüm alanlar elinden alındı.
-Direniş ekseni ağır darbe aldı. Esad gitti ve artık Suriye’de yoklar. İran-Hizbullah losjistik-silah koridoru yok artık. Hizbullah’ın liderliği ve gücü ciddi anlamda zayıfladı.
-Irak’ta nüfuz kaybediyorlar. Irak hükümeti İran’a karşı denge arıyor. Milisler eskisi gibi güçlü değil.
-İran’ın uzun yıllardır oluşturmaya çalıştığı ring of fire stratejisini adamlar iki yılda darmadağın etti
-Son olarak ABD ve İsrail tarafından ciddi şekilde hırpalandılar. Yönetici kadronun kayıpları inanılmaz. ABD/İsrail ikilisi istedikleri an savaş uçakları ile şehirlerini bombaladı.
-Müttefikleri İran’ı sap gibi ortada bıraktı
Fakat tüm bunlara rağmen direndi ve ayakta kaldı. Yukarıda da ifade ettiğim gibi karşısındaki güç ve kendi sınırlı konvansiyonel kapasitesi düşünüldüğünde İran’ın direnişi fena değildi.
Hatta bence hiç beklenmedik şekilde Trump’ın zaafları iyi okunup MoU seviyesinde olsa bile masada beklenmedik kazanımlar elde etti. Ama bu kadar.
ABD/İsrail’i yenmedi. Onlara karşı bir zafer elde etmedi. Sadece direndi ve ayakta kaldı. (Hoş ABD’ye karşı direnip ayakta kalan tek ulus da onlar değil. Vietnam-Afganistan gibi. Üstelik kara birliklerine rağmen.)
Trump’ın bu savaşı uzatmak istememesi İran’ın elindeki en büyük koz oldu.
Mesele şu ki Türk köylüsü ile mücadele edecek kadar Türk kentlisi yok. Güç demokrasi ile değil demografi ile elde edilir. Köylü 5 6 çocuğu dizerken kentli kedi köpek peşinde koştu.
Sonuç hüsran tabi...
Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan: “Türkiye'de problem köylülerle kentliler arasındadır.
Türk kentlisi, ne zaman köylülere karşı ortak bir kültürel savaş vermesi gerektiğini anlar, o zaman problem çözülür.”
Bu görüşe katılıyor musunuz?
Çocuklukta ölçülen yüksek zeka, ileri yaşlarda daha uzun yaşamanın ve hastalıklardan korunmanın en güçlü göstergelerinden biridir.
Hatta, düşük zeka puanına sahip olmanın erken ölüm riski üzerindeki olumsuz etkisi, neredeyse sigara içmek kadar büyük.
Görmeden olmaz, merak edenler için tam olarak bu kastedilmiş. Gemini, sağ olsun ❤️
Ayakta deneyince hemen anlayacaksınız.
Önce yürürken dikkatinizi öne attığınız ayağa verin. Sanki kendinizi o ayakla ileri çekiyormuşsunuz gibi yürüyün.
Sonra aynı şeyi arkadaki ayağınızla deneyin. Bir süre fark ederek yürüyeceğiz sanırım. Otopilottan çıkmak için güzel bir egzersiz :)
Bugün arkadaşın da yer aldığı bir resim sergisinin açılışına mecburen katıldım. Ortam resmen emekli teyzeler günü gibiydi. Sıkıcı olacağını düşünürken ayak üstü müthiş sohbet döndü. Güzel eğlendik.
Hayat garip, kuşlar böcekler falan...