Kader, hayat ve devlet böyle bir şey olmalı, çöpünü ayrıştırmaya rıza göstermeyeceğin birilerinin bazen evini ve hayatını karıştırıp kirlettiğini sana gösterir.
12 Eylül, milletimizin geleceğine vesayet eliyle müdahale edilen, demokrasimizin ağır bir yara aldığı kara bir gündür.
Milletin iradesini yok sayan her türlü darbe ve vesayet anlayışı tarih önünde mahkûmdur. Türkiye, bir daha böyle karanlık günlere dönmemek için millî iradesine ve demokrasisine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edecektir.
12 Eylül’ün yıl dönümünde, darbelerin mağdur ettiği vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; millet iradesine kasteden zihniyeti lanetliyorum.
Ata yurdumuz Kazakistan’da, Türk dünyasının huzuru ve güvenliği için yürüttüğümüz resmi ve diplomatik temasların yanı sıra; ortak tarihimizin, kültürümüzün ve manevi mirasımızın izlerini taşıyan anlamlı ziyaretlerde de bulunduk.
Türkistan’ın manevi ikliminde, Türk dünyasının gönül sultanı Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri’nin Türbesi’ni ziyaret ederek dualarımızı ettik. Onun hikmetleriyle şekillenen irfan mirasının Türk-İslam medeniyetindeki müstesna yerini bir kez daha hissettik.
Zanaatkarlar Merkezi’nde Türkistan’ın nesilden nesile aktarılan kadim el sanatlarını ve maharetli ustalarının eserlerini yakından gördük.
Ardından Özbekistan tarafından yaptırılan Miromon Ata Camii’ni ziyaret ettik. Ortak inancımızın ve medeniyetimizin bu topraklarda bıraktığı güçlü izlere bir kez daha şahitlik ettik.
Cuma namazımızın ardından Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri’nin irfan yolculuğunda müstesna bir yere sahip olan Hilvet Yeraltı Camii’ni, yani Çilehane’yi ziyaret ettik. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) duyduğu hürmetle 63 yaşından sonra inzivaya çekildiği bu mütevazı mekanda; ibadet, zikir, dua ve tefekkürle geçen bir ömrün asırlar ötesine ulaşan hikmetini hissettik.
Türkistan Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğumuzu ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldık.
Türkiye ile Kazakistan arasındaki kardeşliğin eğitim ve bilim alanındaki en kıymetli nişanelerinden biri olan Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi’ni de ziyaret ettik. Rektör Sayın Dr. Janar Temirbekova’nın eşliğinde Üniversite Müzesini gezerek ortak tarihimizin ve Yesevi mirasının izlerini yakından gördük. Türk halklarının tarihine adanmış Panoramik Müze’de de müşterek hafızamızın ve medeniyet yolculuğumuzun izlerine şahitlik ettik.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde; ortak tarihimizden, dilimizden, kültürümüzden ve inancımızdan aldığımız güçle Türk dünyası arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendirmeye devam edeceğiz.
Türkistan’da attığımız her adım bize bir kez daha gösterdi; kökümüz bir, gönlümüz bir, istikbalimiz birdir.
Cenab-ı Hak birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin. 🇹🇷🇰🇿
@TC_icisleri
"Dijital emperyalizm ç'ağı" (Y. Kaplan)
Bu çağ, “Çığrışır Bülbüller” türküsünde geçen “Ben yâri bezettim, el aldı gitti..” cümlesinde değinildiği gibi, Batı menşeli öğretim sistemlerini uygulayan ülkelerde gençliğin kayda değer bir kısmının başkasına hizmet edişini anımsatıyor.
İNŞALLAH TÜRK/İYE eğitim sistemi, bu tuzağın farkında olup hak, hukuk, adalet ve ahlak gibi inanç temeli değerler üzerinden MİLLÎ ve YERLİ şuuru daha da yaygın öncelik haline getirerek insanlık namına hakikate uygun nitelikli kadim bilgiyi genç dimağlara vererek Türk-İslâm Medeniyeti çizgisinde bildiğini bilen ve bu hakikat ekseninde huzurlu ve güvenli hayat modeli geliştirebilen nesillerin inşasına önayak olur...Zira ülkelerde haksız imtiyazlı ve hain patlamasına yol açan bu durum, her geçen gün artan ciddi bir konu/ihtiyaç görünümünü koruyor...
Her yasal hak, helal değildir.
Yasal olarak bir hak kazanmış olmanız, o hakkın helal olduğu anlamına gelmez.
Bir kuralın kural olabilmesi için hayatın her alanında işlevsel olması gerekir.
İhmal Edilebilir Nasihatler, 45. Bölüm, TRT 2.
#AlevAlatlı
Sn. Kaplan'dan yine "bam teline basan" bir yazı..."Dijital emperyalizm ç'ağı"
İNŞALLAH TÜRK/İYE eğitim sistemi hak, hukuk, adalet ve ahlak gibi inanç temeli değerler üzerinden MİLLÎ ve YERLİ şuuru daha da yaygın öncelik haline getirerek insanlık namına hakikate uygun nitelikli kadim bilgiyi de genç dimağlara vererek Türk-İslâm Medeniyeti çizgisinde bildiğini bilen ve bu hakikat ekseninde huzurlu ve güvenli hayat modeli geliştirebilen nesillerin inşasına önayak olur...Her geçen gün artan, ciddi bir ihtiyaç...
BUGÜNKÜ YAZIM
Dijital emperyalizm ç’ağı: Algı’nın aklı çarmıha germesi ve mutlak sahte’nin zaferini ilan etmesi!
Çağ çok hızlı değişiyor. Kuşaklar içinden kuşaklar doğuyor. Bir kuşak oluşumunu tamamlamadan başka bir kuşak geliyor, kendinden önceki kuşakları ağ’ına alıyor, yutuyor ya da ağ’ının dışına atıyor…
MATEMATİĞİN ONTOLOJİK ŞİDDETİ
Çağımız dijital uygarlık çağı. Bu çağın gerisinde yine niceliğe, sayılara indirgenen matematik yatıyor. Matematik en büyük sömürü aracının kaynağı. Öyle olmayabilirdi, kadîm zamanlarda öyle değildi nitekim. Matematik, madde’nin mânâ (hem anlam hem de manevî alan) üzerinde hükümferma olmasını sağlıyor. Nitelik, anlam, manevî dünya, kutsal buharlaşıyor, yerine nicelik, anlamsızlık, ruhsuzluk, din-dışı / sahte-kutsallıklar, hız, haz ve ayartı teknolojisi ve rejimi yerleşiyor.
Buna dijital emperyalizm çağı diyorum bendeniz. Bu yazıda adına nötr bir şekilde dijital uygarlık da diyebileceğimiz ama yaşadığımız çağın gerçek mahiyetini hakkıyla tarif edebilmek için dijital emperyalizm ç’ağ’ı olarak adlandırdığım çağdaş dünyanın felsefesini yapmaya, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışacağım.
Dijital emperyalizm, arkasındaki gizli el, dişini göstermeye başladı...
Önce şunu bilelim: Adına ayartıcı bir şekilde “sosyal medya” denen ama gerçekte tastamam “a-sosyal medya” olarak işlev gören Twitter / X, Facebook, Instagram, Tiktok gibi mecralar, sosyal çatışmaları körüklemek, ekonomik ve siyasî kaos çıkarmak ve kitleleri aptallaştırmak, aptallaştırarak kolayca uyuşturmak, uyutmak, gütmek ve böylelikle dünyayı kolayca sömürmek için icat edildi.
Batı’da geliştirilen bütün bilimsel ve teknolojik araçlar, sadece çatışmaları ve savaşları körükleyen araçlardır. Öncelikle bunu bir kenara not edelim.
Bunun tesadüfî olmadığını, Batı uygarlığının dayandığı felsefî temellerin bir sonucu olduğunu özellikle hatırlatmak ve on sene önce yazdığım bir yazımı yapay zekâ tartışmalarına felsefî bir temel oluşturması bakımından küçük rötuşlarla güncelleyerek sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sosyal medyanın felsefî temelleri konusunda medyamızda pek görülemeyecek türden derinlikli teorik vaatleri olan bu yazının tamamını okumak için buraya tıklayabilirisiniz…
https://t.co/zvIJqFV0tO
📚📚📚🧐🧐Mükemmel tespitler.: ”…Ve yaşlarına göre davranmayan aptallarla tartışmak istemiyorum.
Ve gri ile dövüşecek zaman yok. Egoların şiştiği toplantılara katılmıyorum ve manipülatörlere tahammül edemiyorum.
İşlerini, yeteneklerini ve başarılarını elinden almaya en yetenekli kişilere iftira atmaya çalışan kıskanç insanlardan rahatsızım….”
Anthony Hopkins:
"Yaşadığımdan daha az yaşayacağımı biliyorum.
Kendimi bir kutu çikolata almış bir çocuk gibi hissediyorum. Yemenin tadını çıkar ve fazla kalmadığını görünce özel bir lezzetle yemeye başlar.
Bitmek bilmeyen kamu hukuku konferansları için vaktim yok, hiçbir şey değişmeyecek.
Ve yaşlarına göre davranmayan aptallarla tartışmak istemiyorum.
Ve gri ile dövüşecek zaman yok. Egoların şiştiği toplantılara katılmıyorum ve manipülatörlere tahammül edemiyorum.
İşlerini, yeteneklerini ve başarılarını elinden almaya en yetenekli kişilere iftira atmaya çalışan kıskanç insanlardan rahatsızım.
Başlıkları tartışmak için çok az zamanım var:
Ruhumun acelesi var.
Kutuda çok az şeker kaldı.
İnsan insanlarla ilgileniyorum. Hatalarına gülen insanlar başarılı olanlar, mesleğini anlayanlar ve sorumluluktan kaçmayanlardır.
İnsan onurunu savunan ve doğrunun, adaletin, adaletin, adaletin tarafında olmak isteyen.
Hayat bunun için var.
Etrafımda başkalarının kalbine dokunmayı bilen insanlarla olmak istiyorum. Kaderin darbeleri aracılığıyla ayağa kalkmayı ve ruhun yumuşaklığını korumayı bilen kişi.
Evet acelem var sadece olgunluğun verebileceği yoğunlukta yaşamak için acelem var
Kalan tüm tatlıları yiyeceğim, daha önce yediklerimden daha lezzetli olacaklar.
Hedefim kendimle, sevdiklerimle ve vicdanımla uyum içinde sona ulaşmak.
İki hayatım olduğunu sanıyordum ama sadece bir tane çıktı ve onu onurlu bir şekilde yaşamak lazım."
Anthony Hopkins.
Anthony Hopkins:
"Yaşadığımdan daha az yaşayacağımı biliyorum.
Kendimi bir kutu çikolata almış bir çocuk gibi hissediyorum. Yemenin tadını çıkar ve fazla kalmadığını görünce özel bir lezzetle yemeye başlar.
Bitmek bilmeyen kamu hukuku konferansları için vaktim yok, hiçbir şey değişmeyecek.
Ve yaşlarına göre davranmayan aptallarla tartışmak istemiyorum.
Ve gri ile dövüşecek zaman yok. Egoların şiştiği toplantılara katılmıyorum ve manipülatörlere tahammül edemiyorum.
İşlerini, yeteneklerini ve başarılarını elinden almaya en yetenekli kişilere iftira atmaya çalışan kıskanç insanlardan rahatsızım.
Başlıkları tartışmak için çok az zamanım var:
Ruhumun acelesi var.
Kutuda çok az şeker kaldı.
İnsan insanlarla ilgileniyorum. Hatalarına gülen insanlar başarılı olanlar, mesleğini anlayanlar ve sorumluluktan kaçmayanlardır.
İnsan onurunu savunan ve doğrunun, adaletin, adaletin, adaletin tarafında olmak isteyen.
Hayat bunun için var.
Etrafımda başkalarının kalbine dokunmayı bilen insanlarla olmak istiyorum. Kaderin darbeleri aracılığıyla ayağa kalkmayı ve ruhun yumuşaklığını korumayı bilen kişi.
Evet acelem var sadece olgunluğun verebileceği yoğunlukta yaşamak için acelem var
Kalan tüm tatlıları yiyeceğim, daha önce yediklerimden daha lezzetli olacaklar.
Hedefim kendimle, sevdiklerimle ve vicdanımla uyum içinde sona ulaşmak.
İki hayatım olduğunu sanıyordum ama sadece bir tane çıktı ve onu onurlu bir şekilde yaşamak lazım."
Anthony Hopkins.
🇹🇷 #FileninSultanları Avrupa şampiyonu!
🏐A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Avrupa Voleybol Şampiyonası finalinde İtalya'yı 3-2 mağlup ederek altın madalyayı kazandı.
🇹🇷 #FileninSultanları Avrupa şampiyonu!
🏐A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Avrupa Voleybol Şampiyonası finalinde İtalya'yı 3-2 mağlup ederek altın madalyayı kazandı.
Presidente @RTErdogan, ho accolto con piacere il messaggio e le congratulazioni per questo importante traguardo...Congratulations, Miss. Prime Minister.
Presidente @RTErdogan, ho accolto con piacere il messaggio e le congratulazioni per questo importante traguardo.
Italia e Turchia sono legate da rapporti storici e da interessi comuni che rendono importante continuare a sviluppare il dialogo e la collaborazione tra le nostre Nazioni. In questi anni abbiamo consolidato le relazioni tra Roma e Ankara, lavorando su dossier di comune interesse e sulle principali sfide che riguardano il Mediterraneo, la sicurezza e la stabilità regionale.
Sono certa che questo percorso potrà proseguire con concretezza, creando nuove opportunità di collaborazione nell’interesse dei nostri popoli 🇮🇹🇹🇷
Presidente @RTErdogan, ho accolto con piacere il messaggio e le congratulazioni per questo importante traguardo.
Italia e Turchia sono legate da rapporti storici e da interessi comuni che rendono importante continuare a sviluppare il dialogo e la collaborazione tra le nostre Nazioni. In questi anni abbiamo consolidato le relazioni tra Roma e Ankara, lavorando su dossier di comune interesse e sulle principali sfide che riguardano il Mediterraneo, la sicurezza e la stabilità regionale.
Sono certa che questo percorso potrà proseguire con concretezza, creando nuove opportunità di collaborazione nell’interesse dei nostri popoli 🇮🇹🇹🇷
Gazze’de enkazdan çıkarılan, aralarında 70 çocuğun da bulunduğu 100’den fazla Filistinli toprağa verildi
▪️ İsrail saldırılarında Gazze kentinin güneyindeki Zeytun Mahallesi’nde çok sayıda bina yıkıldı
▪️ Günler süren arama çalışmalarında enkaz altından 100’den fazla Filistinlinin naaşı çıkarıldı
▪️ Hayatını kaybedenler arasında 70 çocuğun da bulunduğu belirtildi
▪️ Çok sayıda Filistinli, yakınlarını son yolculuğuna uğurlamak için cenaze törenine katıldı
▪️ Cenazeler, düzenlenen törenin ardından toprağa verildi
https://t.co/FOnhba1063
Filistin davası uğrunda ortaya koyduğu mücadele ve yiğit duruşuyla katil İsrail askerlerinin hedefi olan Ayşenur Ezgi Eygi evladımızı vefatının ikinci yıl dönümünde rahmetle anıyorum.
Mekânı cennet, makamı âli olsun.
Sn. Bakanım, bu tür suistimalcilerin içinde kamu kurumlarında çalışanlar da olabilir. Yakın bir tarihte mağduru olduğum bir trafik kazası sonrasında bile bir anda onlarca şaibeli numaranın, dosyanızı bize verin, tazminat alacaksın... gibi pek çok palavrayla tazyik ve tacizle karşı karşıya kaldım. Onlarca numara engellemek zorunda kaldım...
“Hâzâ min fadli Rabbî”
Hat: Mehmet Özçay
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için. Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Süresi, 40)”
Cumanız mübarek olsun.
“Zaten halkın iradesini karşıya alan, halkın iki güçlü oy hakkından birine, ya etkisizleştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla göz koyan bir yaklaşım hem gerici bir siyasettir hem de halktan asla destek görmez.”…
GEÇMİŞTE ANAYASA GEREĞİ SEÇİLMİŞ BAŞBAKAN VEYA BAKAN VAR MIYDI!
Türkiye’de parlamenter sisteme samimi bir şekilde dönüşü savunan pek siyasi mecra kalmadı. Geriye dönüşün gerçekçi bir siyasi program olmadığı büyük ölçüde kabul edilmiş görünüyor. Zaten halkın iradesini karşıya alan, halkın iki güçlü oy hakkından birine, ya etkisizleştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla göz koyan bir yaklaşım hem gerici bir siyasettir hem de halktan asla destek görmez.
Bu bir yana geçmişte geriye dönüşü savunanların bir argümanı da parlamenter sistemde bakanların seçilmiş olduğu iddiasıydı. Tabi bakanlar seçilmişse başbakan evleviyetle seçilmiş sayılmalıydı(!). Bunlara göre sanki parlamenter sistemde halk, başbakanı ve bakanları doğrudan seçiyordu. Anayasa’ya aykırı bu iddia muhtemelen başbakan atanacak kişinin milletvekili olmasına ilişkin hükümle ve bakanların da siyasi teamül gereği genellikle milletvekilleri arasından atanmasıyla ilgiliydi. Elbette demokratik teamül gereği Mecliste en çok milletvekilliği kazanmış partinin genel başkanını eğer o da milletvekili ise başbakan atamak genel bir uygulama idi. Fakat siyasal tarihimizde Anayasal olarak vesayetçi pozisyonu olan Cumhurbaşkanının demokratik teamüllere aykırı atamalarına da şahit olduk. Hatta birlikte olduğu bir parti grubu olmayan tek başına hareket eden bir milletvekilinin demokratik iradenin önünü kesmek için Başbakan olarak atandığı örnek de yaşanmıştı. Elbette hem eski parlamenter sistemimize hem de genel olarak parlamenter sisteme ilişkin kronik hale gelmiş hükümet krizleri başta olmak üzere söylenecek çok şey var ama şimdilik konumuz bu değil.
En son avukatanın da dile getirdiği iddiaya göre Sayın Ahmet Davutoğlu “Seçilmiş Son Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı” sıfatına sahipmiş.
Belirtelim ki Türkiye Cumhuriyeti’nde en son Başbakanlık görevini yapan Sayın Binali Yıldırım’dır. Eğer parlamenter sistemde başbakanlar milletvekilleri olmaları sebebiyle seçilmiş sayılıyorsa Türkiye’nin “Seçilmiş Son Başbakanı” Sayın Binali Yıldırım olur. Yok bu seçilmiş sayılma genel seçimlerde en çok milletvekili alan partinin, kendisi de milletvekili olan genel başkanlarına mahsussa o zaman çok tuhaf bir durum ortaya çıkar: Genel seçimlerden hemen sonra başbakan olanlar seçilmiş sayılacak, arada başbakan olanlar sayılmayacak.
Aynı mantığı bakanlar için de yürütmek mümkün. Genel seçimlerden hemen sonra bakan olanlar seçilmiş arada bakan olanlar seçilmemiş sayılacak. Hatta tuhaflık milletvekili olan ve genel seçimlerden hemen sonra bakan olanları seçilmiş saymaya, sonra bakan olanları seçilmiş saymamaya, milletvekili olmayan bakanların ise hiç bir zaman seçilmiş sayılmamasına kadar gider. Bu bakış son derece sorunlu ve absürttür.
İşin aslı parlamenter sistemimizde ne başbakan “seçilmiş başbakan”dı. Ne de milletvekilleri “seçilmiş bakan”dı. Halk tarafından doğrudan seçilenler sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri olan milletvekilleriydi. Halk başbakan veya bakan seçmezdi. Genel seçimleri kazanmak da başbakan seçilme sonucunu anayasal olarak doğurmazdı.
1982 Anayasa’nın mülga 109’uncu maddesine göre Başbakan, Cumhurbaşkanınca milletvekilleri arasından ATANIRDI. Bakanlar ise Başbakan tarafından ya milletvekilleri arasından veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından yani Meclis dışından seçilir ve Cumhurbaşkanınca ATANIRDI.
Dolayısıyla hiç bir mantıksal tutarlılığa dayanmayan, meşruiyet dayanağı olmayan ve o dönemin Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olan deyim uygun düşerse uydurma bir sıfat üretildiği anlaşılıyor.
EK :
1982 Anayasası
Mülga Madde 109 – Kuruluş
Fıkra 1: Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan kurulur.
Fıkra 2: Başbakan, Cumhurbaşkanınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır.
Fıkra 3: Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır; gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verilir.