Toplumun kabul etmediği bazı gerçekler:
1) İnsanlar seni hep dış görünüşün, evin, araban ve paran ile değerlendirir, önemli evet ama iç güzellik fazlasıyla abartılıyor.
2) Kadınlar iyi adamlarla evlenir ama güçlü adamlara aşık olurlar. Nezaketin, dürüstlüğün ve sadakatin, cebinde paran, kaslı vücudun ve statün yoksa tek başına hiçbir değeri yoktur. Kadınlar doğası gereği güvenlik ve statü arar. Ruh ikizi masalı, hayatta hiçbir başarısı olmayan erkekleri uyutmak için uydurulmuş zırvadır.
3) İyi bir arabaya binmek özgüveninizi fazlasıyla yükseltir.
4) Sık saç bir erkeğin en önemli makyajıdır ve kellik hiçbir evrende çekici değildir.
5) Adalet bir illüzyondur, sadece güç dengesi vardır. Haklı olman hiçbir şeyi değiştirmez. Eğer karşındaki senden daha zengin, daha nüfuzlu veya daha güçlüyse, senin haklılığın sadece bir mastürbasyondan ibaret.
6) Depresyon, çoğu zaman yetersizliğin yan etkisidir. Birçok erkek depresyondayım derken aslında sadece parasız, kas kütlesinden yoksun ve amaçsızdır. Toplum sana terapiye git der gerçek ise çalış, ağırlık kaldır ve para kazandır. Sorun ruhunda değil, hayatındaki boşluktadır.
7) Fakirlik bir erdem değil, bir yetenek problemidir. Kabul edin etmeyin bugünün dünyasında, sağlıklı bir erkeğin fakir kalması bir seçimdir. Temiz olsun ama az olsun cümlesi, büyük oynamaya cesareti olmayanların sığındığı bir bahanedir. Para, bu dünyadaki özgürlüğünün ve sesinin yüksekliğinin tek ölçüsüdür.
8) Güzellik, ahlaktan daha fazla kapı açar. Çirkin ama dürüst bir adamın yıllarca tırmaladığı merdivenleri, estetik, bakımlı ve yakışıklı bir adam iki gülümsemeyle çıkar. Estetik bir suç değil, sosyal bir silahtır, kullanmayan elenir.
9) Güzel bir evde oturmak mümkünse bahçeli, denize yakın hayat kalitesini 50 kat yükseltir.
10) Kimse seni sen olduğun için sevmiyor. Annen dışında kimse seni sadece var olduğun için sevmez. Belki annen bile sevmez.
11) Bir erkeğin ilk telaşı para kazanmak olmalıdır.
12) Giydiğiniz kıyafetten daha önemli olan vücudunuzdur, estetik ve kaslı bir vücudunuz varsa giydiğiniz her kıyafet yakışır.
13) Saygı kazanılmaz, zorla alınır. Kimse sana iyi bir insan olduğun için durduk yere saygı duymaz. Saygı, senin sınırlarına, gücüne ve sahip olduklarına karşı duyulan bir çekincenin sonucudur. İnsanların sana nasıl davranacağını, senin onlara sunduğun profil belirler.
14) Karakter önemlidir ama sosyal statü çoğu zaman karakterin önüne geçer.
15) Sadakat genellikle bir şart koşuludur. İnsanlar sana sen olduğun için değil, onlara sağladığın konfor, güvenlik veya statü devam ettiği sürece sadık kalırlar. Kaynakların kesildiği gün, çevrendeki kalabalığın nasıl seyreldiğini izlersin.
16) Zayıflık bir tercihtir ve toplum zayıfları gizliden gizliye aşağılar. Elimden geleni yaptım ama olmadı cümlesi sadece bir tesellidir. Dünya sonuçlara bakar. Eğer başarısızsan, yetersizsen veya fiziksel olarak bitiksen, insanlar sana en fazla acıyormuş gibi davranır ama seni asla ciddiye almazlar.
17) Genetik bir kaderdir ama disiplin o kaderi yeniden yazar. Kellik veya boy gibi değiştiremeyeceğin şeyler için sızlanmak zaman kaybıdır. Ancak değiştirebileceğin (vücut formun, işin, tarzın, bilgin) alanlarda en iyisi değilsen, bu senin genetiğinin değil, iradenin suçudur.
18) Kadın-erkek ilişkilerinde doğallık bir yalandır. Kimse senin en doğal ve bakımsız halini sevmek zorunda değil. İlişkiler bir değer takasıdır. Sen formda kaldığın, kaynak sağladığın ve maskülen enerjini koruduğun sürece o çekim devam eder. Beni her halimle sevsin düşüncesi, gelişimi durduran bir illüzyondur.
19) Merhamet dileyen ve nice guy her erkek, hadım edilmiş bir ruha sahiptir. Birinden anlayış, şefkat veya tolerans beklediğin an, o kişinin kölesi olmayı kabul etmişsindir. Dünya seni ezmek için bir açık ararken, sen ona boynunu uzatıyorsun demektir. Gerçek erkek merhamet dilemez, şartları belirler. Eğer gücün yoksa, nezaketin ve aşırı iyiliğin sadece bir hayatta kalma stratejisidir.
45 gün proviron + semax + pinealon + düşük doz cialis kullanmak bana şunu tekrar hatırlattı karakteriniz dahil her şey ama her şey hormonların etkisiyle şekilleniyor.
Tabi ki tek başına ilaçlar/peptitler mucize yaratmıyor ama doğru kişiyseniz, doğru düşünüyor, davranıyorsanız bu süreci destekliyor.
DHT ve dopamin seviyelerim yükseldikçe çok daha dışa dönük, akışta, hiçbir şekilde çekinmeyen, özgüvenli, gözlerini hiçbir şartta kaçırmayan, rekabete hazır/bundan keyif alan, agresif ve ama kontrollü, bir şekilde çok daha odaklı, enerjik ve takıntılı bir ruh haline büründüm.
Sabah erken kalkmak, hemen kendini dışarı atmak, saatlere çalışmak, sohbet etmek, akış haliyle hiçbir şey düşünmeden içinden geldiği gibi davranmanın ne kadar mükemmel hissetirdiğini uzun aradan sonra tekrar anladım.
Bir genç erkek düşünün, içe dönük, hiçbir kızla göz teması kuramıyor, korkuyor, akışa geçemiyor, ilk buluşmada heyecandan her şeyi elinize yüzüne bulaştırıyor, kendine güvenemiyor, sürekli kötü ihtimalleri düşünüp olduğu yerde çakılı kalıyor.
Aynı fiziksel özelliklerdeki başka bir erkek ise tam farklı davranıyor, eğleniyor, kolaylıkla karşı cinsle iletişim kuruyor, espri yapıyor, kasmıyor, olduğu haliyle tıka basa özgüvenli ve kabul edilme telaşı olmadan davranıyor ve çok daha fazla kadınla beraber oluyor, başarıyor, kovalıyor, hareket ediyor, istediği her şeyi elde edecek gücü, enerjisi varmış gibi sinyalliyor.
Fark ne?
DHT, dopamin, asetilkolin, düşük kortizol yani hormonların dengesi.
Alkol aldığın bir geceyi düşün, çok daha filtresiz, özgüvenli, aklındakileri çekinmeden söyleyen ,eğlenceli birine dönüştüğün zamanları?
Alkol bunu nasıl sağlıyor? GABA'yı artırıyor, seni aşırı düşündüren, hareketsiz kılan glutamatı azaltıyor, geçici de olsa dopamini yükseltiyor.
Burda alınacak bir ders var ve tabi ki amaç alkol bile almadan, olduğun halinle "o" filtresiz kişi olmak.
Evet fiziksel özellikler de önemli, inançlar, hayat karşı bakış açın, yakışıklı, güzel olmak, uzun boy, para hepsi size avantaj sağlıyor, doğru düşünmek, kendine karşı abartılı özgüven bu hormonların yükselmesini sağlayacak duygu durumunu size sağlıyor.
Ayrıca kendinize verdiğiniz sözleri tutmak, risk almak, spor yapmak - y��rümek ya da bir şeyi iradeyle, disiplinle yapabilmek, derli toplu olmak, olumlu konuşmalar, büyük hayaller, okumak, araştırmak, sürekli güzel/anlamlı olanın peşinden gitmek, ortalama olmaya razı olmamak, libidonuzu yükseltmek onu mastürbasyon/porno ile heba etmemek, yönlendirmeyi öğrenmek, iyi giyinmek, iyi beslenmek, iyi kokmak, dik durmak ve girdiğin her ortamda varlığını sessizce ama derinden hissettirmek de bu süreci destekliyor, yani değişmek her zaman elinizde, hormonları kontrol etmek, bir kaç ilaç/takviye almadan iyileştirmek sizin elinizde.
İnançlar da, davranışlar da önemli ama o inançları taşıyacak sağlam bir biyolojik temel yoksa, hepsi birer temenniden ibaret kalıyor.
İkisi birbiriyle ilintili, bir kere o "akış" halini tadınca, biyolojinin düşünceyi, düşüncenin de biyolojiyi nasıl beslediğini anlıyorsun.
Bu bir döngü.
Sen disiplinli davrandıkça, hareket ettikçe, başarılı oldukça, korkmak yerine üstüne gittikçe, olumlu konuşmayı öğrendikçe, testosteronun ve dopaminin artıyor; onlar arttıkça daha disiplinli ve cesur olmak senin için bir zorunluluk değil, doğal bir refleks haline geliyor.
İçindeki o çekingen çocuk, aslında kötü ya da zayıf bir karakter değil, sadece yüksek kortizolün, düşük DHT, GABA'nın yarattığı "hayatta kalma" moduna hapsolmuş biri.
Beyni sürekli çevreyi tarıyor, tehdit arıyor, "rezil olur muyum?" diye soruyor ve tüm bunlar onu içe dönük, korkak, özgüvensiz, gözlerini kaçıran biri olmaya itiyor.
evet, dışarıdan aldığımız destekler bize bir pencere açıyor, sana o "ideal halini" gösteriyor. Ama o pencereden içeri girmek ve orada kalıcı olmak, o hormonal dengeyi gündelik alışkanlıklarınla pekiştirmekten geçiyor.
Peki nereden başlayacaksın?
En küçük hareketten.
Çünkü beyin kanıta ihtiyaç duyar.
"Ben cesur biriyim" dersen inanmaz.
Ama küçük bir şeyin üstüne gittiğinde, o gün biraz daha dik durduğunda, o mesajı attığında, o konuşmayı başlattığında beyin bir şey kaydeder.
Hayatta kalmak zorunda değilim, yaşayabilirim, yapabilirim der.
Ve her küçük kanıt, kortizolü biraz düşürür.
Dopamini biraz yükseltir.
Bir sonraki adımı biraz daha kolay kılar.
Sana o anı hatırlatayım,
İlk defa gerçekten özgür hissettiğin, kafanın tamamen sustuğu, sadece var olduğun o anı. Belki sporda, belki bir sohbette, belki tamamen yalnızken.
İşte o an senin gerçek halin.
Tüm mesele o ana daha sık, daha uzun süre, daha az dışsal destekle ulaşmak.
Ve inanın kader değil,
Sunduğunuz bahanelerin hepsi öğrenilmiş çaresizlik.
Risk almamak için kendinizi kapattığınız hapishane.
Değişebilirsiniz.
Bambaşka biri olabilirsiniz.
Ama şunu unutmayın,
Kimse seni kurtarmayacak.
Ne bu yazı, ne bir ilaç, ne de bir gün gelip her şeyin yerli yerine oturacağı o "doğru an."
O an gelmez.
Sen gideceksin.
Küçük başla.
Gülünç görünmekten korkma.
Hata yap.
Rezil ol.
Tekrar kalk.
Çünkü o çekingen, kafası çalışmayan, donup kalan adam sahnede değil, seyirciler arasında oturan adamdır.
Ve seyirci kalmak her zaman daha kolaydır.
Asıl soru şu: sen daha ne kadar daha izleyeceksin?
Var bir hayalimiz.
Erkek çocuğu böyle yetiştirilmeli, dövüşmeyi bilmeli, ringe çıkmalı, zorlukla sınanmalı, silah kullanmayı öğrenmeli, kamp yapmalı, doğada zaman geçirmeli, ekran başında oturacağına hareket etmeli, hayatın yumruğunu yemeli, her şeyi ama her şeyi tek başına yapmak zorunda olduğunu anlamalı, güçlü ve şiddete meyalli olmalı ama onu her zaman kontrol etmeli.
Yaşamın özünde bir savaş ve çoğu zaman yumruklardan, darbelerden daha güçlü çıkma sanatı ve iradesi olduğunu anlamalı.
Ailesini her şartta fiziksel, maddi ve ruhsal olarak koruyacak, onlara iyi bir hayat sunacak olgunluğa, güe erişmeli. En önce kendini inşa etmeli, karakterini ilmek ilmek örmeli, para kazanmalı, hayatın tüm yükünü taşımaya istekli olmalı, sorumluluk almalı, ağlak ve korkak bir ibne olmamalı.
Ve,
Kadın doğası ikirciklidir, "doğru" kadınlara saygı duyun, onların hayatınızdaki en büyük güç olduğunu ve bir kadının ruhuyla, enerjisiyle, yaratıcı gücüyle yeniden doğacak ve hayatın içinden geçecek şansı elde ettiğinizi anlayın.
Ama bunu ilk sıraya koymayın, kendinizden ödün verecek bir şeye dönüştürmeyin, önceliğiniz her zaman kendiniz, amaçlarınız ve gerçekliğiniz olmalı.
Hatta dozunda bencil olmanın elzem olduğunu unutmayın.
Doğru ve güçlü kişi olduğunuzda onlar sizle birlikte olmaya gönüllü olacaklar, yolculuğunuza eşlik edecekler, size saygı duyacak ve tüm çabanızı kutsayacaklar.
Ta ki düşmeyene kadar.
Kim ne derse desin, hayal ettiğin kişi olmasan bile onun gibi giyinmek, oturabileceğin en iyi bir evde yaşamak, standartlarını yüksek tutmak, hayal ettiğin kişi gibi davranmak, düşünmek ve hissetmek, değişmenin - kendini yeniden inşa etmenin en iyi yolu.
O evi hak etmiyorum diye bekleme.
Şu an kira ödeyebileceğin en iyi yerde otur, her detayını özenle güzelleştir, keyif alacağın hale getir.
Aynı kıyafetleri giymeyi hak etmiyorum diye erteleme. Bugün, şu an, sırtına en iyi hissettiren şeyi giy, özenli ol, ütülü giyin, her haline dikkat et.
Konuşma biçimini, oturma şeklini, insanlara bakışını, düşüncelerini, inançlarını, ses tonunu, hak ettiğini düşündüğün hayatı, hepsini şimdi değiştir.
Hep büyük oyna, büyük düşün, büyük ihtimallerin peşinde git, büyük davran.
Karakterindeki boşluklara odaklan, seni zayıf, çekilmez, tercih edilmez, saygı duyulmaz ya da itici gösteren şeyleri gör, onların üstüne git.
Her zaman şık giyinen, cildine, saçına, bakımına özen gösteren biri olabilirsiniz, konuşmanızı, cümlelerinizi, davranışlarını, karakterinizi, çevrenizi değiştirebilirsiniz, olmak istediğiniz kişiyi, bugün, varoluşunuzun tüm gerçekliğiyle yaşayabilirsiniz.
Ve bu "rol yapma" oyunu er ya da geç gerçek olmaya başlar.
Önce hayal kurarsın, onun duygusuna girersin, davranışlarını, inancını, düşüncelerini değiştirirsin ve en sonunda "o" kişi olursun.
Çünkü beyin gerçekle ve sahte olanı ayırt etmez sadece duygulara odaklanır.
Gerçekten yaşadığın ile defalarca, derinlemesine hayal ettiğin şey arasında nörolojik olarak neredeyse aynı iz bırakır.
Duygusuna girdiğinde, davranışını değiştirdiğinde, inancını yeniden kurduğunda - kimliğin de dönüşmeye başlar.
O kişi olmak için o kişi olmayı bekleme.
O kişiymiş gibi yap, ta ki gerçekten o kişi olana kadar.
Hayatın en değerli sırlarından biri bu, inanın.
Bu karışımı her gün için ve ne kadar enerjik, yüksek libidolu, verimli olduğunuzu görün:
-Süt
-Ham kakao
-Ham bal
-Brutal-T (2 kapsülü içine dökün)
-Karpuz + Çilek + Nar + Muz
-Cistanche
-Biraz hindistan cevizi yağı + jelatin
-1 shot espresso
Günün hakkını vermeye hazırsın.
DHT dosyasını açalım ve neden her yaşta erkekler için en önemli hormon olduğuna dair beyin fırtınası yapalım:
DHT, sadece cinsel istek veya erkeklik hissi için değil, genel sağlık için de hayati önem taşıyan bir erkek hormon.
Ama nedense bilim onu ergenlikten sonra işe yaramaz, hatta zararlı bir hormon olarak gösteriyor ve her prostat ya da saç sorunu yaşayan erkeğe DHT bloker reçete ediyor.
Şimdi çalışmaları referans alarak ilerleyeceğiz:
1) DHT, libido ve cinsel işlev için hayati önem taşır.
Bu çalışmaya göre, serum DHT konsantrasyonu, orgazm sıklığının tek bağımsız hormonal belirleyicisiydi.
Konsantrasyondaki 1,36 nmol/l'lik bir artış, haftada ortalama bir orgazm artışına karşılık geliyor.
Bu ne demek? Daha kısa refrakter dönem + daha fazla cinsel ilişki sıklığını sağlayan DHT. Aynı şekilde anti-prolaktin etkisiyle bunu sağlıyor.
Referans:
https://t.co/FqLeYCAgS3
2) DHT her yaşta ereksiyonun birincil hormonudur.
DHT sentezinin engellenmesi, korpus kavernozum büyümesini ve trabeküler düz kas gevşemesini, endotel fonksiyonunu bozar ve bağ dokusu birikimini artırır.
Bütün bunlar, fizyolojik düzeyde toplam testosteron varlığında bile erektil disfonksiyona katkıda bulunur .
Ayrıca, DHT spermatogenez ve dolayısıyla doğurganlık için gereklidir.
Ek olarak sabah ereksiyonları da yüksek DHT seviyeleri ile bağlantılıdır.
"Ögonadal erkeklere dihidrotestosteron uygulanması, gece cinsel rüyalarında, ereksiyonlarda ve sinirlilikte geçici bir artışa yol açmış, bu etkiler dihidrotestosteron uygulamasından 3-4 hafta sonra azalmıştır."
https://t.co/1CUMxLIEfd
https://t.co/1nC6AoBPBD
https://t.co/UhR3q6oE8O
https://t.co/G2x1zkuSQQ
3) DHT prostat kanserine neden olmaz.
Bir dönem boyunca DHT'nin prostat kanserini tetiklediği düşünülüyordu, ancak neyse ki bu düşünce değişmeye başlıyor. Zaten 20 yılı aşkın süredir yapılan araştırmalar DHT'nin prostat kanserini tetiklemediğini gösteriyor, bu nedenle bu düşüncenin değişmesi çoktan gerekliydi.
Dolaşımdaki DHT ile prostat içi DHT arasında bir ilişki yoktur. Prostat kendi DHT seviyelerini düzenler ve bu seviye dolaşımdakinden yaklaşık 10 kat daha yüksektir.
Testosteron verilmesi sorunlara yol açabilir çünkü östrojene dönüşebilir, ancak DHT'nin doğrudan verilmesi östrojen seviyesini düşürebileceği için prostatın küçülmesine yardımcı olabilir.
Birçok çalışma, yüksek (fizyolojik üstü) serum DHT seviyelerinde, DHT jel tedavisinin ultrasonografi ile ölçülen toplam, merkezi veya periferik prostat hacimlerinde anlamlı bir artışa yol açmadığını ve serum prostat spesifik antijeninin (PSA) yükselmediğini bulmuştur.
https://t.co/2K5Gy1IfO6
https://t.co/BogljPt48d
https://t.co/SdbVOl2ext
https://t.co/RC1c1gNAgr
Hatta günlük perkütan DHT tedavisi uygulanan 55-70 yaş arası 37 erkek üzerinde yapılan bu 1,8 yıllık araştırma, yüksek plazma DHT seviyelerinin (> 8,5 nmol/l) prostat boyutunu hafif ancak anlamlı oranda azaltırken klinik faydaları etkili bir şekilde sağladığını göstermiştir.
https://t.co/d84Va4rwMV
4) Saç dökülmesi söz konusu olduğunda DHT kötü adam değildir.
Saç dökülmesi ve prostat kanseri, insanların DHT seviyesini düşürmek istemelerinin başlıca nedenlerinden ikisidir.
Hepimiz DHT'nin sakal uzaması için gerekli olduğunu biliyoruz ancak DHT'nin kafa derisinde saç dökülmesini teşvik ettiği düşünülüyor.
Çalışmadan önemli bir alıntı:
"..SRD5A tedavisinin etkinliğinin büyük olasılıkla saç folikülü düzeyinde ( yani foliküler DHT konsantrasyonlarının düşmesi) yattığı ve dolaşımdaki DHT'nin azalmasıyla ilgili olmadığı düşünülmektedir, çünkü bunun MAA ile bir korelasyon gösterdiği kanıtlanmamıştır."
https://t.co/RC1c1gNAgr
Yukarıdaki iddia, uzun süre boyunca günlük DHT uygulamasına yanıt olarak son derece yüksek DHT seviyelerine maruz kalan erkeklerin akne, erkek androjenik alopesi veya diğer androjenle ilişkili cilt patolojisi yaşamadığı gerçeğiyle desteklenmektedir.
https://t.co/SdbVOl2ext
Ayrıca, DHT'nin ortalama değerlerindeki farklılıklar, alopesi türlerine ve kontrol grubuna göre anlamlı değildi.
Ve serum DHT konsantrasyonlarındaki artış, alopesinin ilerlemesiyle ilişkili değildi.Bu çalışma, saç dökülmesinin şiddetinin DHT'den başka faktörlerden, örneğin alopesinin süresinden veya saç folikülü h��crelerinin androjenlere duyarlılığından etkilendiğini öne sürmekte.
https://t.co/WxDUDPV3nV
https://t.co/jmNGSnKQMU
Saç dökülmesi yaşayan bazı kişilerde DHT seviyesi yüksekken bazılarında düşük, yüksek DHT seviyesine sahip bazı kişilerde ise saç normalken bazılarında normal değildir.
Bu tek ölçüt hiçbir zaman olmadı ve aslında gerçekten bilimsel kanıttan yoksun bir "tez".
https://t.co/gP2FSbzmqk
Ayrıca DHT şunlar için gereklidir:
-İnsülin duyarlılığı
https://t.co/76jI0K0fza
https://t.co/aGwrD6qLaF
https://t.co/7FLPApBpkD
https://t.co/76jI0K0fza
-Opitmal Kalp, karaciğer ve böbrek fonksiyonları
https://t.co/7FLPApBpkD
https://t.co/76jI0K0fza
https://t.co/ge3FpInJla
https://t.co/44qDqym5yW
-Mitokondriyal fonksiyon, enerji üretimi ve yağ kaybı
https://t.co/76jI0K0fza
https://t.co/7FLPApBpkD
-Beyin ve bilişsel yetenekler
DHT stres direncini artırır. 5-AR'nin bloke edilmesi stres sırasında kortizol salınımını artırırken, DHT bunu büyük olasılıkla CRH baskılaması yoluyla azaltır.
https://t.co/BT2zIoscnp
https://t.co/ax9G2sAek0
-DHT, mekansal hafızayı destekler.
https://t.co/2Mi6lYr9ZD
-DHT, TGFbeta'yı antagonize ederek nörodejenerasyona karşı koruma sağlar.
https://t.co/PYtZ7uzELw
https://t.co/HRm4o2Es6O
-DHT kan akışı için gereklidir.
https://t.co/1YlxMyBsEe
Kemik Sağlığı = DHT
Yüksek dozda DHT, LH ve testosteron üretimini tamamen durdurabilir ve östrojen seviyesinde büyük bir düşüşe neden olabilir.
Bu durum bazı kişiler için endişe kaynağı olabilir çünkü kemik sağlığı için esas olarak östrojenin faydalı olduğu düşünülmüştür; ancak östrojenin kemik gücü/büyümesi için gerekli olmadığına dair kanıtlar da mevcuttur.
https://t.co/xLI5jtX2TT
Ayrıca Finasterid kırık riskini artırır, bu da kas gücünü ve kemik kalitesini zayıflattığını gösterir.
https://t.co/YRuuOZHsto
Size daha onlarca çalışma ve DHT'nin faydalı etkilerini derleyebilirim.
Siz bunları okuyun, düşünün ve Finasterid'in yan etkilerine bakın.
Sonra DHT'nin neden önemli olduğunu anlayacaksınız.
Aşk ve sevgi tamamen sağlıklı dopamin sisteminden doğuyor.
Hatta yaratıcılık, akış hali, çekicilik, andan keyif alma, libido, huzur.
Ve sürekli porno izleyerek, müzik dinleyerek, ekrana bakarak, kaydırarak, kısa video izleyerek, uyarıcıları istismar ederek dopamin sistemini mahvedip kendimizi renksiz, aşksız, derinliksiz ve hiçbir anından keyif almadığımız bir gerçekliğe itiyoruz.
İyileşmek için, günün çoğunu dışarıda geçirmeye, güneşlenmeye, saatlerce yürümeye, kalabalık sofralara, bolca muhabette, gerçek ilişkilere, kitaplara, ekrandan uzak ve ruhu besleyen hobilere, ömrün sonuna kadar pornodan uzak durmaya ve anın tadını çıkaracak şeyler yapmaya ihtiyacımız var.
Yemek yaparken, yerken, okurken, uzanırken, çalışırken, konuşurken, sevişirken sadece o anın hakkını vermek ve tıka basa tadını çıkarmak gibi.
Bugün ben dahil çoğu insan, mahvolmuş dopamin ve sinir sistemi, bozulmuş gerçeklik algısı ve sadece günü heba ettiği bir kaçış döngüsü içinde yaşıyor.
Gerçek bağ kuramıyor,
gerçek haz alamıyor,
gerçekten tatmin olamıyor.
Daha fazlasını istiyor ama hiçbir şey yetmiyor.
Çünkü sistem sürekli uyarılıyor ama asla doyurulmuyor.
Ve bu döngü kırılmadıkça,
ne aşk derinleşir,
ne hayat anlam kazanır,
ne başarılı olunabilir,
ne keyif alınabilir
ne huzurlu olunabilir
ne de insan kendine geri dönebilir.
O yüzden çözüm daha fazlası değil,
daha azı.
Hatta bazen tamamen uzaklaşmak ve gerçek hayatta kendini var etmek için insanüstü bir çaba göstermek.
Çünkü sadece o zaman, kendimizi geri kazanır ve gerçekten yaşamaya başlarız.
Bilinen başka bir yol yok.
allah bana öyle bir mal ve güc versinki hep sadaka vereyim hayır isleyeyim birinden bisey isterken minnet duymayayım aynı zamanda mental güc de diliyorum rabbim
Ramazan bittiğine göre sağlam bir antrenman rutinine geçebiliriz:
-Sabah 30 dakika yürüyüş
-Günlük 10 dakika kum torbası antrenmanı
-Haftada 2 gün HIIT/sprint
-Haftada 5 gün tek bölge sert ağırlık antrenmanı
-Antrenman öncesi Agmatin + Nar Suyu + Ham Kakao + Brutal-T + PQQ + Q10 karışımı
-Antrenman sırasında portakal suyu
-Antrenman sonrası Kefir + Glutamin + Jelatin + Bütirat
-Uyumadan önce Whey protein + Süt
Bu rutinle çok daha iyi kas kazanabilir, pump alabilir, güçlenebilir, enerjinizi ve libidonuzu artırabilirsiniz.
Özellikle agmatin + nar suyu + ham kakao karışımı mükemmel bir preworkout, kesinlikle deneyin.
Yemin ederim, bu bizzat kendi hayat tecrübemden dökülmüş cümleler.
Ve hepimiz değişebiliriz, iyileşebiliriz, kaderimizi ilmek ilmek örebiliriz, buna inanıyorum, bunu biliyorum.
Kurduğum bir kaç kaç cümle, işe yaradığını düşündüğüm öneriler birilerine iyi gelir diye ısrarla yazmak istiyorum.
19 yaşına kadar sokakta yürürken herkes dönüp bana bakardı, yakışıklı, kaslı, aurası yüksek biriydim.
Ses tonuma herkes iltifat ederdi, kadınlar bayılırdı.
Fotoğraflarda mükemmel çıkar ve her zaman popüler, ortamda aranan, insanların muhabbetimi sevdiği biriydim.
İstediğini başaran, zeki, yaratıcı ve kendine güvenen biriydim.
Sonra her şey tepetaklak oldu.
20 yaşında aşırı kötü beslenme, alkol ve kötü yaşam tarzı yüzünden depresyon ve bağırsak sorunları yaşamaya başladım.
Saçlarım hızla döküldü,
Göbeğim çıktı,
Sanki ses tonum, derinliği aniden silindi,
Uyumsuz, sinirli, öfkeli hiçbir şeye tahammül edemeyen biri haline geldim.
Eve kapandım, resmen çirkinleştim, hiçbir şey yapacak gücü, enerjiyi kendimde bulamadım.
Tiroidler bozuldu, bağırsaklar berbat durumdaydı, duşta ayakta kalacak halim yoktu ve nihayetinde intiharın kıyısnda dolanmaya başladım.
1 senede hayatım tamamen değişti, görünümüm, karakterim, enerjim, çevrem, her şey.
Tesadüf müydü?
Değil.
Çoğumuzun yaşadığı şey bu fiziksel ve ruhsal bir çöküş.
İyileştiğimizde de yine o eski haline hatta daha iyisine tekrar erişebilirsin, vücudun bunu başaracak kadar güçlü hatta mucizevi.
Çünkü ben bunu yaşadım. Beslenmemi düzelttim, yürüdüm, bir şekilde kendimi evden attım, akıllıca takviyeler kullandım, bağırsakları iyileştirdim, saçlarımı tekrar çıkardım, tekrar kas yaptım, düşüncelerimi, inançlarımı, hayata ve olan biten her şeye karşı bakış açımı değiştirdim.
İşimi değiştirdim, para kazandım, sevdiğim işi yapabilme şansını yarattım, dostlar biriktirdim, hayatımın aşkıyla karşılaştım.
İyileşme çabamın 2-3 senesi içinde oldu hepsi. Belki uzun gibi gelebilir ama bu böyle.
Hiçbir şey bir anda olmuyor, emek istiyor, disiplin, sabır, irade, inanç istiyor.
Bir şekilde ilk adımı attığında gerisi de geliyor.
İnanın hayat kaderden, genetikten, çevreden, aileden ibaret değil.
BİZ İÇİMİZDE TANRI'NIN BİR SURETİNİ TAŞIYAN MÜKEMMEL CANLILARIZ.
Unutmayın ve lütfen hayatın tek bir saniyesini heba etmeyin.
Gelip, geçiciliğin, ölümün olduğunu unutmayın.
Bu Dünya'ya bir kez geliyorsunuz.
Sadece bir kez.
Ve o bir kez, geri alınamaz, tekrar edilemez, yerine konulamaz.
Ve en önemlisi, belki tıka basa klişe ama:
Sadece biraz kendinize inanın.
Başlangıçta sadece bir kıvılcım yeter.
O kıvılcımı koruyun.
Üzerine üfleyin.
Büyütün.
Çünkü içinizde o ateş hala var.
Sönmedi.
Sadece doğru zamanı bekliyor.
Belki şimdi o ateşi yakmanın tam zamanıdır?
Bilemeyiz ama en azından,
denemeye değer.
Sabah ereksiyonunuz yoksa, depresifseniz, libidonuz sürekli yüksek değilse ya da libidonuzu kontrol edemiyorsanız, düzenli olarak porno izliyor ve mastürbasyon yapıyorsanız, erken boşalma + ed gibi cinsel sorunlara yaşıyorsanız,
Aynı zamanda görünmezseniz, yalnızsanız, kadınlar sizden vebadan kaçar gibi kaçıyorsa, hiç iltifat almıyorsanız, başarılı değilseniz, sürekli evde yaşayan, sosyal medya ve ekran dışında hobisi olmayan biriyseniz, hayata karşı heyecan duymuyorsanız, iyi görünmüyorsanız,
Düzelmek için neyi bekliyorsunuz?
Hiçbir şey tek başına genetik değil, geri döndürülmez değil. Gelişebilir, büyüyebilir, değişebilirsiniz.
-Saçlarınız dökülüyorsa durdurabilirsiniz,
-Ses tonunuzu, derinliğini değiştirebilir, mükemmel bir diksiyonla herkesi kendinize hayran bırakabilirsiniz.
-Kas yapabilir, iyi görünebilirsiniz.
-Auranızı güçlendirip çekici biri olabilirsiniz.
-DHT ve dopamin seviyelerini artırıp yüksek libidolu, heyecanlı, odaklanan, erkek gibi hisseden biri olabilirsiniz.
-Tıka basa sağlıklı, dışadönük, enerjisi yüksek, kıvrak zekalı, herkesin zaman geçirmek istediği biri olabilirsiniz,
-Para kazanıp, statü elde edip, iyi işler yapıp, başarılı olup özgüveninizi, hayat şartlarınızı iyileştirip stres seviyenizi düşürebilirsiniz.
Tüm bunlar hayal değil.
Bunlar karar meselesi.
Her sabah uyandığınızda iki seçenek var:
Ya aynı adam olmaya devam edersiniz. Aynı alışkanlıklar, aynı sonuçlar, aynı hayat.
Ya da bugün, şu an, bir şeyi değiştirmeye başlarsınız.
Hiçbir ��ey değişmiyor, hiçbir şeyi değiştiremem diyorsanız da tıka basa öğrenilmiş çaresizliğe gömülmüş, özgüveni sıfırlanmış ve kendine/hayatına zerre değer vermeyen bir ölüden farkınız yok demektir.
Bunun aynı zamanda ahlaki bir sorun olduğunu anlayın, hayatın, aldığınız her nefesin hakkını vermek zorundasınız.
Neşeyle, huzurla, kaygısız en azından hayatın akışında olan her şeyi cesaretle karşılayacak şekilde yaşamamız gerekir. Aksi zayıflıktır, aptallıktır, korkaklıktır.
Ve bu zayıflık size başkası tarafından gelmedi, kaderiniz değil.
Kendiniz seçtiniz.
Her gece telefona uzanırken seçtiniz. Zor konuşmadan kaçarken seçtiniz. Sporu yarına bırakırken seçtiniz. Porno izlerken, her gün kronik mastrübasyon yaparken, ekrandan ayrılmayıp günün çoğunu evin içinde, izole, hareketsiz kalarak seçtiniz. Hayalinizden vazgeçip rahat olana razı olurken seçtiniz.
Kimse sizi zorlamadı.
Siz razı oldunuz.
Çevrenizdeki insanlara bakın.
Şikayet edenler kimler? Hayatından memnun olmayanlar kimler? Sürekli bahane üretenler, sistemi suçlayanlar, şansını bekleyenler kimler?
Şimdi bir de başaranlar, seven, sevilen, kadınlarla arası iyi, zengin ve her şartta ayakta kalıp, kendinden emin yürüyenler kimler?
Aralarındaki fark zeka değil, şans değil, aile değil çoğu zaman.
Aralarındaki fark sorumluluk, doğru düşünce + inanç ve özgüven.
Biri hayat bana bunu yaptı der.
Diğeri ona sunulana razı olmaz ve kendi gerçekliğini sıfırdan yaratır, değiştiremem demeden, kaderim bu demeden, suçlamadan, şikayet etmeden.
O yüzden hayatınızın sorumluluğunu alın.
Her şeyi, ama her şeyi yeniden yaratabilecek gücünüz olduğunu kabul edin ve kendinizi küçümsemeyi bırakın.
En azından bunun için çabalayın ki ruhunuzu biraz avutabilin.
Hareketsiz kalmak, denememek, iyileşmemek, daha iyi bir ihtimale sığınmamak - denemekten daha fazla canınızı yakar, sizi çürütür, yok eder.
Bir şey uğruna, inançla çabalamak bile sonuçtan bağımsız en büyük ilaçtır, ruhu avutan tek şeydir.
Çünkü insan çabalamak için yaratılmıştır.
Rahat için değil.
Kolay için değil.
Anlamsız olan için değil.
Zamanı heba eden boktan şeyler için değil.
Sadece ve sadece mücadele için yaratılmıştır.
En azından erkeğin kaderine düşen bu.
Gocunmadan, bu yolculuğun hakkını verin, değiştirebileceklerinize odaklanın, büyük düşünün, büyük yaşayın, büyük hareket edin.
Cesaretle, soğukkanlılıkla, iyilikle, anlamla, iradeyle, disiplinle, özgüvenle.
Gerisi gelecek,
Emin olun gelecek.