İnsan birini sevince ona gücenikliği de, dargınlığı da daha yüksek, daha ağır olur. İnsan sevdiğine kırılmaz diye bir şey yok, insan en çok sevdiğine içerler, ondan gücenir, ona darılır.
Her sağlıklı insanın sınır koymaya, hayır demeye ihtiyacı vardır. Toplum iyi insan olmayı öğütlüyor. Ama iyi insan olmanın sınırını öğretmiyor. Haliyle toplumda en çok duygusal hasarı genelde iyi insan olarak tanımlananlar alıyor. Çünkü iyiliğin sınırını bilmedikleri için…
‘Çöl büyür, vay haline içinde çöl saklayanın!’ demişti Nietzsche. Çöl nihilizmdir, bütün değerlerin değersizleştirilmesidir. İnsan hayatının kutsallıktan arındırılmasıdır. Varlığın kıymetten düşürülmesidir. Ruhun yalnızlığı ve kimsesizliğidir.
Çöl büyüyor.
Sana kırgın ve dargın hissettiren o duyguyu bir başına aşınca yılgın tükenişleri bertaraf etmeyi, kendine yetmeyi öğrenir kalbin. Şairin dediği gibi işte “Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine, arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!” Bazı acılar, kalbin gözünü açar.
Birinin sana yaptığı kırıcı davranış ona dert olmuyor, içine batmıyorsa sen buna üzülüp içerlesen ne fayda… Gönlünü dahi almayı bilmeyenden insanlık, dostluk, saygı ve sevgi beklemek de insanın kendine karşı en büyük zulmü ve vefasızlığıdır.
Geçen gün bi kadın ilişkisinden bahsederken; “Hangi çiçeği sevdiğimi bile bilmeyen bi adama gönlümde çiçek bahçeleri kurmuşum.” dedi. Sevginin olduğu yerde merak vardır, ilgi vardır. O yüzden ne kadar sevseniz de sevilmediğiniz yerde kalmak öz saygınızı zedeler…
Manipülatif biri ile beraber olursanız günden güne öfkeli ve hiçbir şeyden keyif almayan birisine dönüşürsünüz. Çünkü hep aynı döngüde bişeyler anlatırsınız sonuç ise hiç değişmez; suçlanırsınız, eksik hissettirilip yok sayılırsınız…
Nurullah Genç’in, “Ne yaparsam yapayım, sonunda içimle baş başa kalıyorum ve bir derin hüzün gelip kaplıyor içimi. Benim yurdum içimde galiba.” dediği…