Yok öyle
Umutları yitirip,
Karanlıkta savrulmak.
~
Kötüler,
kötülükleri ile ateş olup üzerimize gelse de
~
İyi olacağız,
iyiliklerimiz sel olup ateşi söndürecek.
~
Ve en önemlisi de
İnanın:
Güzel günler göreceğiz çocuklar…
Güneşli günler göreceğiz çocuklar…
#Okullar
Bütün Türkiye’yi, 85 milyonu hafız yapsak; Türkiye’nin bütün üniversitelerine kız çocuklarını başörtülü olarak göndersek, bu maddeci eğitim sistemi devam ettiği sürece değişen bir şey olur mu?
Türkiye’de yaklaşık 300.000 hafız var, 1 tane dünya ölçeğinde müfessirimiz yok... Bugün hafızlık yaptırdığımız bu insanları Kur’ân-ı Kerîm’i anlayan, kavrayan insanlar hâline getirelim.
@MiratHaber
Programın tamamını izlemek için: https://t.co/cvfDWOxHui
Trump! Ebu Cehil’in, Moğolların, Haçlıların, Sovyetlerin de İslam’ı yeryüzünden silmeye ve müslümanları yok etmeye dair planları vardı.Buna ne güçleri ne de ömürleri yetti. Gazze’ye dair sözlerinle derin uykudan uyandıracağın ÜMMET-İ MUHAMMEDİN YENİLMEZLİĞİNİ sen de GÖRECEKSİN!
Zulüm ile abad olunmaz.
Masumların ahı elbet çıkacaktı.
Katil Esed rejimi sona erdi.
Bir devir daha kapandı.
Sırada Kudüs, Doğu Türkistan ve nice Müslüman beldeleri var…
#Syria
Yüce Mevla toprağı iman ve şehid kanıyla yoğrulmuş şu aziz vatanımızı her türlü şer ve şerirden, hainden muhafaza buyursun, amin.
Her türlü terörizmin ve anarşinin asıl kaynağı olan dinsizliğe ve dahi siyonizme ve ona hizmet edenlere de lanet eylesin, amin!
Şehid Yahya es-Sinvar’ın Vasiyeti
Şehit Yahya Sinvarın Vasiyetini Han Yunus Zekat Komisyonu Başkanı Dr. Cemil Ebu Bilal Duyurdu:👇
Gazze Aslanı Şehid Yahya es-Sinvar’ın Vasiyeti
Ben, gurbeti geçici bir vatana, hayali ise sonsuz bir mücadeleye dönüştüren mülteci çocuğu Yahya. Bu satırları yazarken, hayatımda geçen her anı hatırlıyorum: çocukluğumun dar sokaklarını, uzun hapis yıllarını ve bu topraklarda dökülen her damla kanı düşünüyor; hatırlıyorum.
1962 yılında, Filistin’in yırtık bir hafıza ve siyasetçilerin masalarında unutulmuş haritalardan ibaret olduğu bir dönemde, Han Yunus Mülteci Kampı’nda doğdum. Hayatını ateş ve küller arasında örmüş bir adamım ve işgal altında yaşamanın sadece sürekli bir hapishane anlamına geldiğini erken yaşta fark ettim. Çocukluğumdan beri biliyordum ki, bu topraklarda hayat sıradan değildir. Burada doğan, kalbinde kırılmaz bir silah taşımalı ve özgürlüğe giden yolun uzun olduğunu anlamalı, bilmelidir.
Vasiyetim buradan başlıyor, işgale karşı ilk taşı atan o çocuktan öğrendim ki o taşlar, dünyaya yaralarımız karşısında sessiz kalanlara karşı söylediğimiz ilk sözlerdir. Gazze’nin sokaklarında öğrendim ki insan, yaşıyla değil, vatanı uğruna yaptığı fedakarlıkla ölçülür. Hayatım da böyle geçti: hapishaneler, savaşlar, acı ve umutla dolu bir hayat ..
1988 yılında ilk kez hapse girdim ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldım, ancak korku nedir bilmedim. O karanlık hücrelerde, her duvarda uzak bir ufka açılan bir pencere ve her demir parmaklıkta özgürlük yolunu aydınlatan bir ışık gördüm. Hapishanede sabrın sadece bir erdem değil, acımasız bir silah olduğunu öğrendim, denizi damla damla içmek gibi.
Vasiyetim şudur: Hapishanelerden korkmayın, onlar sadece özgürlüğe giden uzun yolumuzun bir parçasıdır. Hapishane bana özgürlüğün sadece çalınmış bir hak olmadığını, acıdan doğan ve sabırla şekillenen bir fikir olduğunu öğretti. 2011’de “Vefa-ül Ahrar” anlaşmasıyla serbest bırakıldığımda, artık eskisi gibi değildim; inancım güçlendi ve yaptığımız şeyin sadece geçici bir mücadele değil, son damlamıza kadar taşıyacağımız bir kader olduğunu anladım.
Vasiyetim şudur ki: Silaha, pazarlık konusu olmayan onurunuza ve ölmeyen hayalinize sımsıkı sarılın. Düşman, bizi direnişi bırakmaya, davamızı sonu gelmeyen bir müzakereye dönüştürmeye zorluyor. Ancak size diyorum ki: Haklarınız üzerinde pazarlık yapmayın. Direniş sadece taşıdığımız bir silah değil, her nefeste Filistin’e olan sevgimizdir; kuşatma ve saldırıya rağmen var olma irademizdir.
Vasiyetim şudur: Şehitlerin kanına sadık kalın, bize bu dikenli yolu bırakanlar, Onlar kanlarıyla bize özgürlük yolunu açtılar, siyasetin hesaplarında ve diplomatik oyunlarda bu fedakarlıkları boşa harcamayın. Biz, öncekilerin başlattığını tamamlamak için buradayız ve ne pahasına olursa olsun bu yoldan sapmayacağız. Gazze, her zaman direnişin başkenti ve Filistin’in hiç durmadan atan kalbi olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
2017 yılında Hamas’ın Gazze’deki liderliğini devraldığımda, bu sadece bir iktidar geçişi değil, taşla başlayıp tüfekle devam eden bir direnişin sürekliliğiydi. Her gün halkımın çektiği sıkıntıları hissediyordum ve özgürlüğe doğru attığımız her adımın bir bedeli olduğunu biliyordum. Ancak size şunu söylüyorum: Teslim olmanın bedeli çok daha büyüktür. Bu yüzden toprağınıza, köklerin toprağa sımsıkı sarıldığı gibi sarılın, çünkü yaşamaya karar vermiş bir halkı hiçbir rüzgar söküp atamaz.
Aksa Tufanı mücadelesinde, bir grup ya da hareketin lideri değildim; özgürleşmeyi hayal eden her Filistinlinin sesi oldum. Direnişin sadece bir tercih değil, bir görev olduğuna inanıyordum. Bu mücadelenin Filistin direnişinin kitabında yeni bir sayfa olmasını, hiziplerin, gurupların birleşmesini ve herkesin düşmana karşı tek bir saf oluşturarak ayakta durmasını istedim. Düşman, hiçbir zaman bir çocukla bir yaşlı arasında ya da bir taşla bir ağaç arasında ayrım yapmadı