@eczayseozer Ayşe hanım bu süreçte neler yaşadığınızı az çok tahmin edebiliyorum elinize, emeğinize sağlık mücadeleye devam sizleri tanımak güzeldi mücadalenizi takdire şayan bulduğumu bilin istedim selam ve yaygı bizden…
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım Cevdet Yılmaz, @_cevdetyilmaz
Size ulaşabilmek adına sosyal medya gibi gayri resmi bir kanal kullanmak zorunda kaldığım için beni affedeceğinizi umuyorum. Bu, biz müfettişlerin alışkın olduğu bir usul değildir. Ancak biz son 5 yıldan bu yana alışkın olmadığımız bir sürü şeye alışmak zorunda bırakıldık. 35 senelik başmüfettiş ağır iş yükünün altında ezilirken, yakın gözlüğünü takarak planlı tweet atmayı öğrendi, sahte hesaplar üzerinden kendisine ve mesleğine atılan iftiralara, kişisel hakaretlere cevap vermek zorunda kaldı.
Her biri en az bir yabancı dil bilen müfettişler, bilmedikleri bir dili öğrenmek zorunda kalıyor son dönemde. Muhataplarından bir şey istemek zorunda kalmak müfettişlerin dilini yaralıyor. Oysa bize hep kalemde kavi, kelamda kibar olmamız öğütlenmişti. Biz istemeyi çok zor öğrendik. Kendimizi ve yaptığımız işin önemini, aldığımız sorumluluğun ağırlığını izah etmek zorunda kalışımız da ayrıca kalp kırıklığı ve umutsuzluk yaratıyor.
Mesleğe ilk başladığımız yıllardan son on yıla gelinceye kadar, kalemimiz ve mührümüzden başka bir aracımız olmadan, 81 ilde milletimizin çocuklarının hakkının peşinde ömrümüzü tüketirken, turne dönüşü bakkala giderken bile arkamızdan ağlayan çocuklarımızın hakkını da devletimizin koruyacağını bilirdik.
Böylesine yüksek fedakârlık gerektiren mesleklerde çalışanlar, meslekleriyle, hizmet verdikleri kitleyle ve kendilerini görevlendirenlerle bir bağ kurmak zorundadırlar. Bu bağ ne kadar sağlamsa, o kadar azimle ve huzurla çalışırlar. Müfettişler de, yılın 6 ayını ailelerinden ve sevdiklerinden ayrı, son derece kötü koşullarda konaklayarak geçirip, milyonlarca liralık yolsuzluk soruşturmalarını yürüttükleri için tehdit edilirken, günün sonunda kendi evlatlarından önce hizmet etmekle mükellef hissettikleri tüyü bitmemiş yetimin hakkını korudukları, devletin kendilerine verdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde devletin kör kuruşunun takibini yaptıkları, katlandıkları zorlu koşullara rağmen yaptıkları işin önemli ve değerli olduğunu hissettikleri için azimle çalışmaya devam etmekteydiler. Ancak devletimizin müfettişine verdiği önem ve değerin azalması, kamu denetim sistemini, sureti soldurulmuş bir resme dönüştürmüş, mührümüz silikleşmiş, kalemimiz kırılmıştır. Müfettişler, devletle kaybolan bağlarının yasını tutmaktadır.
“Müfettiş yalnız insandır” derken üstatlarımız, muhataplarımızla mesafeli olmamızı öğütlerlerdi. Son zamanlarda gördük ki, müfettişler gerçekten yalnızdır.
10 sene öncesinde denk maaşlar aldığımız meslek grupları, şu an neredeyse iki katımız tutarında maaş alırken bizim yoksulluk sınırına mahkûm edilmemiz bir tercih olarak göze çarpmakta ve artık en ön safa en iyileri gönderme zemini sarsılmaktadır. Açılan müfettiş yardımcılığı sınavlarına yeterince başvuru alınamamakta, adayların niteliği gittikçe düşmektedir. Müfettişlik tercih edilen bir meslek olmaktan çıkmıştır.
Geçtiğimiz Aralık ayında yalnızca mesleki itibarımızı değil, umudumuzu da kaybettik.
Mühürlerle beraber, kalpler de umutlar da kırıldı. Sabır taşı çatladı, eti geçti artık bıçak kemikte.
Daha milyon liralık kamu zararı tespitinin mürekkebi kurumadan, bu defa kalemimizden hüzün ve düş kırıklığı damlıyor.
Arz ederim.
@orhanuslu27 Hayırdır Orhan bey kim kızdırdı sizi bu kadar.Hoş etrafımızda sayılan özelikleri taşıyan varlıklarda ülkemiz enflasyonu gibi habire artıp duruyor maalesef…!😀🤔
@muhtarKr13 136 m2 tabanlı bodrum + 1,5 kat lı yaptım yeni 2025 te başladım 2026 mayısta bitti 6.500.000 gitti halada bi 300000 bahçe duvarı sıvası ve boyasına gider gibi duruyor siz üzerine enflasyon farkını ilave edin vesselam
@_ilanlariniz 8 sene önceki versiyonlarına bindim asla pişman olmadım gayet keyifli bi araç bu versiyon belki öncekine göre biraz daha dar ama daha sportif duruyor bence kimseye bakmayın alın binin kardeşim
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.
İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Alıntı