El 2 de julio de 2014, Mohammed Abu Khdeir, un niño palestino de 16 años, fue secuestrado por colonos sionistas en Jerusalén, fue llevado a un bosque y torturado durante horas para obligarle a beber gasolina y luego ser quemado vivo.
Tras su asesinato, se originaron fuertes protestas en Gaza e "Israel" respondió a esas protestas bombardeando durante 49 días seguidos la Franja, en la llamada "Operación Margen Protector", asesinando a más de 2000 palestinos.
Pero según BBC y CNN, todo empezó el 7 de octubre de 2023, háganles caso, son la "prensa libre" y nunca te mentirían.
🔴 Haydi Dostlar❗️❗️
Dünya Gündemine Taşıyoruz❗️
🔻🔻🔻
🚨 İŞGALE DUR DE
📢 #SpeakOutForGaza
Dünyanın gündemi her gün başka bir başlıkla değişirken; bombaların altında can veren çocuklar, enkaz başında evlat arayan anneler ve işgal altında nefes almaya çalışan bir halk hâlâ orada…
📍 Gazze hâlâ yanıyor.
📍 Kudüs hâlâ kuşatma altında.
📍 Filistin hâlâ yalnız bırakılmak isteniyor.
Tam da bu yüzden başlattığımız mutad gündem çalışmaları aralıksız sürüyor.
Çünkü biliyoruz ki; sessizlik, zalimin en büyük konforudur.
🩸 Gazzeyi görünmez kılmaya çalışan algılara karşı,
🕊️ Kudüs’ü unutturmaya çalışan gündemlere karşı,
⚠️ Filistin’i rakamlardan ibaret göstermeye çalışan kirli düzene karşı;
ses olmaya, paylaşmaya, haykırmaya devam edeceğiz!
📢 Bugün susanlar, yarın tarihin karanlık sayfalarında anılacak.
📢 Bugün konuşanlar ise vicdanın tarafında duracak.
Hiçbir beklenti olmadan, hiçbir çıkar gözetmeden;
her kardeşimizi bu dijital vicdan nöbetine omuz vermeye çağırıyoruz.
✊ Bir paylaşım bazen bir duvarı yıkar.
✊ Bir ses bazen dünyaya gerçeği duyurur.
✊ Bir etiket unutturulmak isteneni yeniden görünür kılıyor.
🔻 Sen de sessiz kalma!
🔻 Sen de paylaş!
🔻 Sen de insanlığın tarafında dur!
Apple has removed Lebanese village names in Southern Lebanon.
As Israel invades, they are already setting the state to justify occupation.
I’ve never seen something like this.
İsrail parlamentosu 12 bin Filistin'li mahkumu idam etmeyi öngören yasayı onayladı.
Mahkumlar arasında 4 bin çocuk var!
12 bin masum insan, dünyanın gözü önünde idam sehpasına gönderilecek!
Ses ver Türkiye!
İdamları Durdurun!
#stoptheexecutions#stopisrael#openaqsa
Filistin’de mazlum insanlar, masum, günahsız çocuklar barbarca idam ediliyor!
Ey dünya, ey zelil Müslümanlar haysiyetimizi, izzetinefsimizi ayaklar katına alan katillere dur de!
Suç ortağı olmak istemiyorsan ses ver!
İdamları durdurun!
#stoptheexecutions#openaqsa#stopisrael
Onlar çok yoruldular ve şimdi de eşleri, erkek çocukları, kardeşleri ve babaları için idam kararı alındı...
Buna dur demeliyiz !!!
Her metre kare protesto alanı olmalı. Günde, binlerce paylaşım yapmalıyız. Her dilde yazmalı ve katilleri etiketlemeliyiz.
#GazzeyiUnutma
idamları durdurun!
işgalci terör örgütü israil, 9500 Filistinliyi 90 gün içinde idam edecek!
”Filistin benim davam” diyen herkesi bu taga destek olmaya davet ediyoruz!
#stoptheexecutions
BU KADARI DA FAZLA DEĞİL Mİ?
Son günlerde çeşitli kesimler tarafından Sünni-Şii ayrımcılığı gündeme getiriliyor. Aslında hedefleri Türkiye’yi İran’la savaşa sokmak. Öyle ki, neymiş şiiler islâm dışıymış, geçmişte büyük katliamlar yapmışlarmış. Peki Peygamberimizin vefatından 150 sene sonra ortaya çıkan şu mezhep tartışmasını bir kenara bırakalım, dün Filistin’de çoluk-çocuk demeden binlerce sivile soykırım yapan, yüzbinlercesini de yaralayan, aç bırakan İsrail ve ABD’den daha mı kötüler? Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba bağlı olan İran bunlardan daha mı vahşi? Tarihte Sünni sünniyi katletmedi mi? Fatih Akkoyunlu, Timur Yıldırım Bayezid’le, Fatih Karamanoğullarıyla, Yavuz Memlük devletiyle savaşmadı mı? Onları bırakın Hz. Ali ile Hz. Ayşe savaşmadı mı? Hz. Ali ile Muaviye savaşmadı mı?
Hoca kılıklı mübtezeller, kendini dine adadıklarını söyleyen bir kısım güruh, tam da siyonizmin uşaklığını yapıyor. Türkiye’ye Mosad tarafından atılan füzelerle Türkiye’yi savaşa sokamayanlar, Sünni-Şii ayırımcılığıyla savaş gündemi oluşturmaya çalışıyorlar. Belli ki, Türkiye İsrail ile savaşa girse, bunlar İsrail adına casusluk yapacaklar.
Türkiye ile İran 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından beri birbiriyle çatışmadı. Yani neredeyse 400 yıl. Neymiş İran Körfez ülkelerine saldırıyormuş. Siz topraklarınızda ABD üsleri kurar ve oradan İran’a saldırtırsanız, herhalde İran da cevap verecektir. Unutmayın o ülkeler, Yunanistan, ABD ve İsrail ile Türkiye’ye karşı askerî tatbikat yapmışlardı.
Aslında huylu huyundan vazgeçmez. Kendi aralarında birlik sağlayamayan Arapları biz mi düzelteceğiz.
Bir yerde içimizdeki siyonist seviciler bu vesileyle ortaya çıkmış oldu. Ben müslümanım diyen bir ülkeye İsrail’i tercih edenler, aynı zamanda Epstein rezaleti ve sapıklığına da ortak olmaktadır.
Bu günler de geçer. Gün ola harman ola. Elbet bir gün devir değişir
Mete Yarar TÜVTÜRK'te polisin dövülerek öldürülmesine susanlara tepki verdi:
"📌O polis memurumuz. O itiş kakış sırasında... Allah göstermesin. Silahını çekseydi.
Kendini savunsan suçlusun. Kendini savunamıyorsun. Benim gördüğüm birçok yerde polis memuru elini bile kaldırmıyor.
Onu yapsa suçlu olacaktı. Belki meslekten atılacaktı, açığa alınacaktı, ortalık kıyamet kopacaktı, şöyle olacaktı:
"Gördünüz mü? Polisler şiddet uyguladılar."
Peki ben size şunu sorayım. Niye suskunsunuz be kardeşim bu olayla ilgili?
Neredesiniz? Her olayda, saniyede sosyal medyaya damlıyorsunuz.
Her olayda Sosyal medyada kıyameti kopartanlar.
Neredesiniz arkadaşlar ya? Neredesiniz de bu konuyla ilgili bu kadar sessizliğe bir anda büründünüz?"
Saadet Partili Mustafa Yılmaz TÜVTÜRK'ü hedef aldı:
"Bu ülkede yolu TÜVTÜRK'e düşmeyen yok
Soruyor sana, "kredi kartıyla mı nakit mi ödeyeceksin" diye
Bir sistem yapıyor bunu. On binlerce şikayet var hangi işlemi yaptınız? Devlet özelleştiriyor bunu..."
Ülkemizde araç muayene hizmetleri fiilen tekelleşmiş durumdadır.
Bu durum hem hukuki hem de ekonomik olarak yanlıştır.
Ülkemizde trafiğe çıkan her araç, belirli periyotlarla muayeneye girmek zorundadır.
Bu kamu hizmeti niteliğindeki faaliyet, 2007 yılından itibaren tek bir özel konsorsiyuma —TÜVTÜRK’e— devredilmiştir. Bu konsorsiyum da yabancı şirketlerden oluşmaktadır.
TÜVTÜRK, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılan imtiyaz sözleşmesiyle 20 yılı aşkın süredir bu hizmeti tekel konumunda yürütmektedir.
Bu uygulama gerek rekabet hukuku gerek anayasa ilkeleri gerek vatandaş memnuniyeti gerekse de kamu yararı açısından önemli soru işaretleri barındırmaktadır.
Anayasa’nın 167. maddesi,
devletin piyasada kartelleşme ve tekelleşmeyi önlemekle yükümlü olduğunu açıkça ifade etmektedir.
Araç muayene hizmetinin ülke genelinde yalnızca bir firmaya bırakılması, fiilen bir tekel doğurmaktadır. Bu durum hem rekabetin ortadan kalkmasına hem de fiyatların yukarıda sabitlenmesine neden olmaktadır.
Oysa aynı hizmetin mobil telefon, doğalgaz dağıtımı veya elektrik perakende satışında olduğu gibi çoklu firmalar arasında rekabetle yürütülmesi mümkündür ve örnekleri de vardır.
Mevcut sistemde, Türkiye'de yaklaşık 33 milyon aracın tamamı, sadece TÜVTÜRK tarafından hizmet almak zorundadır.
Bu durum,
vatandaşların hizmet kalitesi, fiyatlandırma, zamana karşı esneklik ve hizmet çeşitliliği açısından hiçbir tercih hakkına sahip olmaması anlamına gelir.
Ayrıca, bu büyüklükte bir pazarın yalnızca bir firma tarafından yönetilmesi, kamu kaynaklarının etkin kullanımını da sorgulatmaktadır.
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (4054 sayılı) ise piyasalarda hâkim durumun kötüye kullanılmasını açıkça yasaklamaktadır.
Araç muayenesi gibi teknik bir faaliyetin yalnızca bir işletmeye verilmesi, yeni oyuncuların piyasaya girişini engellemekte ve sektörde rekabetin doğmasına baştan mani olmaktadır.
Bu yapının vatandaşlar açısından en görünür sonucu, fiyat artışlarına karşı korumasızlık, randevu sıkışıklıkları ve hizmetin tek biçimli katı yapısıdır.
Alternatif firmaların bulunmaması, hizmetin geliştirilmesine yönelik hiçbir motivasyon bırakmamaktadır.
Mevcut durumun çözümü için, kamu otoriteleri şunları göz önünde bulundurabilir:
Hizmetin bölgesel lisanslama ile birden çok firmaya açılması,
Tavan fiyat uygulaması ile fiyat rekabetinin sağlıklı şekilde işletilmesi,
Hizmetin kamu kuruluşları tarafından verilmesi,
Bağımsız bir kalite denetim kurulu ile hizmet standartlarının korunması,
Sözleşme süresi bitiminde mevcut yapının kamu yararı ve rekabet ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi.
Sonuç olarak,
araç muayene hizmetinin kamu adına yürütülmesi gereken bir hizmet olduğu unutulmamalıdır.
Bu hizmetin kamu yararı, rekabetin tesisi ve anayasal ilkeler doğrultusunda yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
Tek bir şirkete dayalı hizmet modeli, uzun vadede verimsizlik ve memnuniyetsizlik doğurmaktadır.
Vatandaşın tercih hakkını ve piyasanın doğal denge mekanizmalarını ortadan kaldırmaktadır.
Not: Konunun sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için herkes tarafından sahiplenilip okunması ve okutulması elzemdir.
@tcbestepe