🇺🇸 🇧🇪 AUJOURD'HUI NOUS ALLONS PARLER DES DROITS DE DOUANE POUR LA BELGIQUE.
• Si la Belgique obtient un corner +25%.
• Si la Belgique obtient un coup franc à proximité de la surface de réparation +35%.
• Si la Belgique obtient un penalty +80%.
• Si la Belgique marque un but +150%.
• Si la Belgique gagne le match elle sera ajoutée à la liste noire.
Bir tren garında ölen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un koca bir ömrü ve düşünen bir beynin adeta konsantresi gibi, hayatı sorgulatacak ders Niteliğinde 17 Sözü:
1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.
10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.
16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
Gülen cemaati gibi, yenilenmeyen yapılar refleks üretir, fakat vizyon üretemez. Tepki var olur; fakat gelecek tasavvuru zayıftır. Söylemler tekrardan ve sloganlardan ibarettir. Zamanin en hızlı yaşlanan topluluğuna tanıklık ediyorsunuz.
Yaşlı bir kadının paylaşımı çok düşündürücü
60 yaşındayım.
Oğlum 33 yaşında.
Hâlâ benim evimde yaşıyor.
Büyüdüğü odada uyuyor; on yaşındayken yaptığım dolaba eşyalarını yerleştiriyor ve her gün pişirdiğim yemekleri yiyor.
Çalışmıyor.
Bir şey öğrenmeye, bir yere başvurmaya niyeti yok.
Geç kalkıyor. Televizyonu ya da bilgisayarı açıyor… Gün böylece akıp gidiyor.
Ben kahvaltı hazırlamazsam kahvaltı etmiyor.
Giysilerini yıkamazsam, temiz bir şey kalmayana kadar sandalyenin üzerinde birikiyorlar.
Ama her şey bir anda olmadı.
Yavaş yavaş yerleşti bu düzen… Ve ben her şeye izin verdim.
O çocukken onu hiçbir şeyi tek başına yaparken bırakmadım.
On iki yaşına kadar ayakkabılarını ben bağladım; “daha çok küçük” diye düşündüm.
Ödevlerini çoğu zaman ben yaptım; “stres olmasın” istedim.
Bir öğretmeniyle sorun yaşasa okula ben gittim.
Bir arkadaşıyla tartışsa savunmasını ben yaptım.
Onu koruduğumu sandım.
Acı çekmek için önünde uzun yıllar var diye düşündüm.
Rahatsızlık yaşamasına hiç izin vermedim.
On sekiz yaşında okul bittiğinde, “Ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi.
“Bir yıl düşün,” dedim. O bir yıl üç oldu.
Ondan hiç çalışmasını istemedim.
Paraya ihtiyacı olsa verdim.
Kuzenleri işe girince, “Herkesin yolu farklıdır,” diye savundum.
Yirmi beşinde bir teknik eğitime başladı. Dört ay sürdü.
Saatlerin ağır olduğunu, yorulduğunu söyledi.
Onu yormamak için kaydını ben sildirdim.
“Gerçekten sevdiğin şeyi bulacaksın,” dedim.
Hiçbir şey aramadı.
Otuz yaşında teyzesi ona iş teklif etti. İki hafta dayanabildi.
Yol uzakmış, saatler zormuş, ortam ona uygun değilmiş…
Eve döndüğünde onu bir savaştan çıkmış gibi karşıladım.
En sevdiği yemeği yaptım.
“Daha iyisi gelecek,” dedim.
Henüz hiçbir şey gelmedi.
Bugün de rutini aynı.
Gece iki-üçte videoların karşısında uykuya dalıyor.
Öğlen uyanıyor.
Mutfağa gelip “Yemek ne?” diye soruyor.
“Çöpü çıkar” desem, “Sonra,” diyor.
“İş ara” desem, öfkeleniyor; “Beni zorluyorsun,” diyor.
Geçenlerde ona artık eskisi kadar güçlü olmadığımı söyledim.
Sırtım ağrıyor. Çabuk yoruluyorum.
Evde bana yardımcı olması için birini tutabileceğimizi önerdi.
İki ay önce hastalandım. Üç gün boyunca perişandım.
Belki bu kez bir şey değişir diye düşündüm.
İlk gün yemek siparişi verdi.
İkinci gün tabakları masada bıraktı.
Üçüncü gün, ne zaman ayağa kalkacağımı sordu… Çünkü temiz giysisi kalmamıştı.
İşte o an anladım:
Birine bakılmadan yaşayamıyor.
Ve o biri hep bendim.
Kız kardeşlerim, artık onu göndermem gerektiğini söylüyor.
“Büyüdü,” diyorlar. “Bazı şeyler bitmeli.”
Ama geceleri odasına bakıp o huzurlu yüzünü gördüğümde,
yastığına sarılarak uyuyakalan beş yaşındaki çocuğu görüyorum.
Onu dünyaya ben hazırlamadım.
Onu dünyadan korudum.
Ve şimdi dünya, benim evimin duvarlarıyla sınırlı…
Sahip olduğu tek şey benim.
Hâlâ onu korumaya hakkım var mı?
Yoksa gerçekten yaşamasına yardım etmenin tek yolu onu bırakmak mı? 😔
Alıntı...
Paying homage to the exceptional MGR on his Jayanti. His contribution to Tamil Nadu's progress is outstanding. Equally noteworthy is his role in popularising Tamil culture. We will always keep working to realise his vision for our society.