Üç gün önce Dursun Özbek'i Galatasaray'ın haklarını savunmuyorsunuz diye eleştiren Fatih Altaylı, bugün Galatasaray'a her türlü iftirayı, terbiyesizliği yapan Athena Gökhan'ı programına çıkarmış.
Galatasaray, kanalını üç kişi fazla izleyecek diye meze yapılacak bir kulüp değil.
@solakoglu Yıllar önce bu konuyu dile getirmiştim. Dijitaldeki fiyatın kabul görüyor olması fiyat artışlarının daha kolay yapılabilmesine zemin hazırlıyor.
Sokaktaki esnaf bu fiyata satılır mı endişesi taşımıyor. Çünkü dijitalde bu fiyat çoktan denenmiş oluyor.
https://t.co/Mlm8b6aPNv
İktisadi anlamda kötü bir durumda olmakla birlikte Türkiye'deki enflasyon artışına gerek rakamsal gerekse davranışsal olarak etki eden unsurlardan birinin hızlı teslimat uygulamaları olduğunu düşünüyorum.
Çanakkaleli Sacit Uslu, çevrimiçi savaş oyununda tanıştığı Filipinli Angela Narciza ile dünyaevine girdi.
"Başlarda erkek sanıyordum. Sniper oluyordu, attığını da vuruyordu. 'Bro' falan diyordum, en son dayanamadı 'I am sis' dedi."
Düşünsenize…
Akademik hayatınıza bütün dünya saygı duyuyor.
Yedi dil biliyorsunuz.
Topkapı Sarayı’nda direktörlük yapmışsınız.
Bir zamanlar II. Elizabeth’in mihmandarlığını üstlenmişsiniz.
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü size verilmiş.
İtalya Devlet Nişanı'nı almışsınız.
Avusturya Bilim ve Sanat Onur Nişanı size takdim edilmiş.
Rusya Puşkin Madalyası ile onurlandırılmışsınız.
Fransa Devlet Nişanı'na layık görülmüşsünüz.
Kitaplarınız milyonlar satmış.
Konferanslarınız, seminerleriniz, katıldığınız etkinlikler kapalı gişe oynamış.
Ve ölümünüzün ardından birileri çıkıp şunu söylüyor:
“Yeterince muhalefet etmedi.”
Gerçekten bazen bu ülke insanının hayata ve dünyaya bakışını anlamakta zorlanıyorum.
@ferdikucuk@Ferhatarslandr Bence bir alerji testi yaptırmanda var. Bende boğazımın şişmesini hep soğuk algınlığına vuruyordum, sonra bir gün balık yediğim günlerin akşamında şiştiğini fark ettim. Meğer Balık alerjim varmış.😁
İlber Ortaylı özel bir isimdi. Üretmek, ürettiğini geniş kitlelere ulaştırmak ve bunu insanlara sevdirebilmek zor bir zanaattır. O ise bunu büyük ölçüde başarmış nadir isimlerden biriydi.
Zaman zaman popülizmin rüzgarına kapılsa da, Türk tarihine ve Türk kültürüne yaptığı katkılar tartışılmaz.
Kitaplarını keyifle okuyan, kendisiyle tanışıp sohbet etme fırsatı bulmuş biri olarak, İlber Ortaylı’nın hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
Mekanı cennet olsun. 🙏🙏🙏
Bu hamle futbolda yan hakem uygulamasının kademeli olarak kaldırılacağı anlamına geliyor.
Çünkü mevcut ofsayt kuralında oyuncular izdüşümünde üst üste geldikleri için teknolojik olarak ofsaytı belirlemek çok kolay olmuyor.
Fakat oyuncuları birbirinden ayırdığınız an izdüşümünde oluşan farklar neticesinde yapay zeka ile kusursuz bir şekilde ofsaytı belirleyebileceksiniz.
Çizgi teknolojisi ile topun çizgiden geçip geçmediğini anlık olarak öğrenebiliyoruz. Bu ofsayt kuralı geldiği an yapay zekanın da yardımıyla yan hakemlik hiçbir durum kalmayacak.
FIFA Geliştirme Direktörü Arsene Wenger'in yeni ofsayt kuralı onaylandı.
Yeni kural Kanada Premier Ligi'nde test edilecek.
Bir oyuncunun ofsaytta sayılması için vücudunun tamamının rakip oyuncunun önünde olması gerekecek.
Test başarılı olursa, ofsayt kuralı 2027/28 sezonundan itibaren tüm dünyada uygulanabilir.
Bu etikete yorum yazanlar daha anasının babasının aklında yokken ben oyun oynuyordum. 42 yaşındayım hala oyun oynuyorum.
Tweet atanlara bakıyorum alayı feyk hesap. Feyk hesaplar üzerinden attığınız tweetlerle sonuç alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Bu ülkenin vatandaşı değil misiniz? Çıkın kendi isminizle cisminizle #oyunumadokunma deyin.
Hatta devletin oradaki hassasiyetini anlamaya çalışın ve çözüm sunmaya çalışın. Katılımcı olun.
Farkında değilsiniz ama feyk hesaplar üzerinden yaptığınız tag çalışmaları diğer tarafta kimlik numarasıyla sosyal medya kullanılmasını isteyenlere koz veriyor.
#OYUNUMADOKUNMAYIN
Bu sene kombine almadım.
Dolayısıyla maçları da pek takip etmiyordum.
Geçen hafta arkadaşım davet etti, uzun zamandır gitmiyordum, “hadi gideyim” dedim.
Maça gitmeyen bir arkadaş da biletini devredecekti.
Ama Passolig kartımın vizesi bitmiş.
Bileti devralabilmek için Passo kartımın vizesini yenilemek zorunda kaldım.
1200 TL.
Sırf söz verdiğim için ödedim.
Ama kusura bakmayın, bu resmen bir soygun!
Yurtdışına çıkarken harç ödüyoruz ya burada da stadyuma girmek için ödüyoruz.
Zaten bilet alıyorum.
Forma alıyorum.
Yayıncı platforma yıllık ödeme yapıyorum.
Bir de kapıdan geçmek için yıllık aidat mı ödeyeceğim?
Sonra “gençler neden futboldan uzaklaşıyor?” diye şaşırıyorsunuz.
Amacınız insanları stadyuma çekmek olmalıyken siz stadyumun kapısına vergi memuru koyuyorsunuz.
Taraftar dernekleri buna neden ses çıkarmıyor?
Kulüpler neden itiraz etmiyor?
TFF niye normal karşılıyor?
Yeni nesil zaten futbolu eskisi kadar izlemiyor.
10 sene sonra bu gelirleri ulaşamayacaksınız.
Bugün sattığınız 40-50 bin kombineye güvenmeyin.
Bu şekilde devam ederseniz yarın bunları satamayacaksınız.
#PassoyaHayır #Passo #PassoLig
Hiç düşündünüz mü “Hayır” demek neden Avrupalılar için zor değil de Türkler, Moğollar, Macarlar, Finler ve hatta Japonlar ve Koreliler için zor?
Bütün bu toplumlar neden “hayır” diyemiyor da “bakarız” diyor.
Çünkü dünyaya gelirken üç şeyi seçemiyoruz.
Annemizi, Babamızı ve “Hayır” diyememeyi.
Gelin bunu biraz açalım.
Dünyada çeşit çeşit toplum var.
Açık tenlisi var, koyu tenlisi var, çekik gözlüsü var, sarı saçlısı var, siyah saçlısı var.
Hepsi bambaşka dilleri konuşuyor.
Fakat dilbilimde iki baskın eğilim öne çıkıyor.
Sondan eklemeli ve çekimli/bükümlü yapılar.
Hint-Avrupa dilleri başta olmak üzere dünyanın büyük kısmı çekimli bir yapıya sahipken, sondan eklemeli yapı çok büyük oranda Orta Asya kökenli dillerde görülüyor.
Türkçe, Moğolca, Fince, Japonca ve Korece bu grubun en bilinen örnekleri.
Bu iki eksen arasındaki fark cümle yapısına da yansıyor.
Çekimli dillerde fiil genellikle öznenin hemen ardında geliyor ve konuşan kişi cümlenin olumlu mu olumsuz mu olduğunu en baştan belli ediyor.
Oysa sondan eklemeli dillerde fiil en sona saklanıyor.
Dinleyen, cümlenin yönünü ancak finalde anlıyor.
Bu yüzden reddetmek psikolojik olarak daha zor oluyor.
“Hayır” demek yerine bakarız, hele bir olsun, kısmetse gibi tampon ifadeler kullanıyoruz.
Bu dillerin çoğunun bozkır kültüründe şekillenmiş olması da tesadüf değil.
Göçebe yaşam, yüz yüze dayanışma ve ilişkiyi koruma refleksi dili daha dolaylı bir zemine itmiş olabilir.
Dolayısıyla bu dillerin hepsinin ortak bir atadan gelmiş olma ihtimali de oldukça yüksek.
Bu dillerin bir diğer özelliği de öznesiz de kullanılabiliyor olmaları.
“Yapılmadı”, “olmadı”, “uygun düşmedi” gibi yapılar faili görünmez kılıyor, çatışmayı yumuşatıyor.
Bu da bu dillere göçebe yaşamın, toplumsal dayanışmaya kattığı bir özellik.
Aramızda binlerce kilometre, yüzlerce yıl, bambaşka dinler ve alfabeler var.
Kelimeler değişmiş, imparatorluklar yıkılmış, haritalar parçalanmış…
Ama “hayır” demeye gelince hepimiz aynı cümlede kekeliyoruz.
Ve belki bu refleks, sandığımızdan çok daha eski bir aile yadigarıdır.
Aynı ailede büyüyen kuzenlerin benzer mimikler taşıması gibi.
Belki bu yüzden, bizler için reddetmek sadece bir kelime değil, atalardan kalma görünmez bir yüktür.