Bugünün ekonomik bolluğuyla 500 yıl önceki dünyayı birebir kıyaslamak zaten yanlış. O dönemde insanların büyük kısmı temel ihtiyaçlarını bile zor karşılarken, Pargalı’nın sadece maaşıyla bile sahip olduğu satın alma gücü inanılmaz yüksekti. Buna has gelirlerini, ganimet paylarını ve devletin sağladığı imkânları ekleyince yıldız futbolcu kıyası iyice anlamsız kalır
Sizin bakış açınızı anlamaya çalışıyorum: “Arz ederim” ifadesi uygulamada ve protokol gereği geleneksel olarak kullanılmış olabilir; ancak burada daha üstün olan yarar, savunmanın bağımsız ve eşit konumunun korunmasıdır. Çünkü “arz ederim” ifadesi doğal olarak üst makama yönelen bir dil çağrıştırır ve savunmayı yargılama makamı karşısında gereksiz şekilde aşağıda konumlandırır. Ayrıca benim işaret ettiğim konu, idari işlemin hukuksal denetimi veya bozulması değil; mahkeme ve savcılık dilekçelerinde “arz ederim” ibaresinin kanuni bir şekil şartı olmadığıdır. Usul kanunlarında zorunlu olan şey dilekçenin sonunda hangi nezaket ibaresinin kullanıldığı değil, talep sonucunun açıkça gösterilmesidir. Bu nedenle “talep ederim” ifadesi hukuken yanlış değildir; aksine yargısal dilekçenin işlevine daha uygun olacağını düşünüyorum
Bahsettiğiniz arz/rica ayrımı idari resmî yazışma hiyerarşisine ilişkindir. Mahkeme veya savcılık dilekçesinde esas mesele kamu-özel hiyerarşisi değil, hukuki talep sonucudur. Kaldı ki avukatlar da kamu icra eder. Nitekim HMK m.119 dava dilekçesinde “talep sonucu”nu zorunlu unsur sayar. Anayasa ve silahların eşitliği ilkesine hiç girmiyorum; çünkü o tartışma ancak hukukçularla yapılabilir. Hukuk eğitimi gerçekten ciddi bir iştir; bu yüzden idari yazışma usulü ile yargısal dilekçe tekniğini karıştırmamak gerekir. Sonuç olarak genel bilginiz doğru ama istisnaları da göz ardı etmeyin lütfen