🤩 YAVAŞ YAVAŞ SEZONA BAŞLIYORUZ! Temsilcilerimiz Fenerbahçe Medicana ve VakıfBank'ın katılacağı Sardinya Voleybol Turnuvası bugün başlıyor!
📺 Karşılaşmaları Sardegna Volleyball Challenge Youtube hesabından (https://t.co/wuDjz4KUd0) takip edebilirsiniz.
#Madımak yakıldığında genç bir anneydim. Çocuklarım henüz 1 ve 2 yaşlarındaydı. 1990’ların ilk yarısıydı, o 2 Temmuz 1993’te hissettiğim dehşeti ve şaşkınlığı unutamam. Sadece 9 yıl sonra, aile olarak başka bir dehşetin içine düştük. Türkiye’de, dehşetle geçmeyen tek bir gün bile yok. Bu ülke hep yanıyor; bazen ormanıyla, bazen insanıyla, hayvanıyla… Bir yangın yeri burası. Ve bütün bu yangınların içinde, ömürler heba oluyor.
Yaş aldıkça, o günün geride kalanlarıyla yollarım kesişti. Kimi zaman okuduklarımla, kimi zaman yüz yüze dinlediklerimle. Böyle bir acıyla geride kalmak ne demek, biliyorum. Hayatlarının bir daha asla eskisi gibi olmadığını görmek, onları dinlerken içinize işliyor. Üstelik bir de adaletin işlemeyişi, suçluların affedilmesi, bazılarının kaçırılması, korunması… Bunlar çok tanıdık. Gözümüzün önünde defalarca yaşandı, yaşanıyor.
Geride kalanların yasları ise çözümlenmemiş, karmakarışık… Ömür boyu süren, içten içe sızlayan yaslar bunlar. Ama bu yas, toplumsal belleği oluşturamadıktan sonra hiçbir işe yaramıyor.
Çünkü bu ülkede öldürmenin, yakmanın, linç etmenin bir mekanizması var ve bu hiç değişmiyor. Ne kolay bir araya gelip, ‘yakın, öldürün’ diyebilmek. Ne kolay bunu cezasız bırakmak. Her kaybın ardından sadece isimler değişiyor. Ölümler bitmiyor. Cezasızlık baki.
Bugün sadece hatırlatmakla geçecek. Çünkü bu ülkede acının dönüştüren bir hafızası yok. İnsan hayatı en kolay yok edilen şey. Sorumlulara bakışımız hâlâ “bizden mi, onlardan mı” diye şekilleniyorsa; hukuka bağlılığımız çıkarımıza göre değişiyorsa; siyasilerin vicdansızlığına teslim olmuşsak, yasın dönüştürücü gücü de tek tek bireylerde kalıyor, topluma ulaşmıyor. Ve o zaman hatırlatmak yetmiyor.
Çünkü yas, sadece geçmişin değil, geleceğin de meselesi. Yas bir değişim; değiştirir ve değişimi talep eder.
İşte bu yüzden, toplumun her zaman yönetenlerden ve yönetmeye aday olanlardan koşar adım önde olması gerekir.
Bugün binlerce insan #unutMADIMAKlımda paylaşımı yapacak. Ama bu, büyük bir yalan. Her giden unutuluyor bu ülkede. Nasıl gittikleri unutuluyor. Onları yok eden o arsız, vahşi kötülük, defalarca tanık olunmasına rağmen unutuluyor. Çünkü bu toplum, unutturmayan bir iradeyi, caydırıcı ve onarıcı bir adaleti talep edemiyor.
Eğer etseydi, bu kadar hayat kararır mıydı? Bu karanlık bu kadar pervasız olabilir miydi?.. Artık bunun son bulması gerek, o kadar geç kaldık ki…
Suç ve Ceza'da geçer; "Sonra öğrendim bunun asla olmayacağını, insanların değişmeyeceğini ve onları kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunun çabalamaya değmediğini!"
MARSHALL YARDIMIYLA GELEN SÜT TOZUNA AÇTIĞI SAVAŞI KAZANAN TARHANA OSMAN
“Tarhana Osman” lakabıyla bilinen Osman Nuri Koçtürk Ankara Üniversitesi Veteriner Hekimlik mezunu olup doktorasını da Ankara Üniversitesi Biyokimya bölümü üzerine tamamlamıştır.
Tarım Bakanlığı, Et ve Balık Kurumu gibi yerlerde görev yapmış olan ‘Tarhana Osman’ beslenme konulu seminerler veren bu konuda bilgili bir kişiydi.
Amerika Missouri Üniversitesi Beslenme Kürsüsü’nde de çalışmaları vardır kendisinin. Peki nedir bu Amerikan süt tozuyla olan muhabbeti?
1950’li Yıllarda Türkiye’ye Marshall Yardımı Adı Altında Amerika’dan Bolca Süt Tozu Yardımı Yapılmıştı.
Bu süt tozları suyla karıştırılarak o zamanki okullardaki öğrencilere ücretsiz bir şekilde veriliyordu. Aslına bakarsanız bu biraz zorlama yapılan bir konuydu çünkü kendi sütünü üretebilen köylerdeki okullarda bile bu süt tozları öğrencilere verilmekteydi. Ancak Osman Nuri Koçtürk bu durum hakkındaki problemi biliyordu ve bu konuda harekete geçti.
Süt Tozları Kansere Sebebiyet Veriyordu.
Bir tür küf mantarının oluşturduğu “aflatoksin” adlı kanserojen maddenin süt tozları içerisinde bulunduğunu ispat etti.
Böylece bu süt tozlarını yasaklattırmayı başardı.
Elbette bununla kalmadı ve halkı sağlık konusunda bilinçlendirme çabalarına devam etti.
Amerika’nın Kendi Ülkesindeki Üretim Artıklarını, Tüketilemeyecek Kadar Kötü Olan Gıdaları Türkiye’ye Sattıklarını Belirten Koçtürk
Margarin Ucuzluğu ile piyasayı ele geçirmiş olan Amerikan soyası ve margarini mutfaklarda zeytinyağı ve tereyağının yerini almaya başlamıştı. Hidrojene margarinin sebep olduğu sağlık sorunları nedeniyle Amerika’da kullanımı azalırken, Türkiye’deki artış kalp damar hastalıkları ve kolestrolde patlamaya sebep oldu.
Margarinin damar sertliğine yol açacağını dile getirip ona karşı zeytinyağı tüketimini savundu. Yeşil devrimin başlangıcı olarak bilinen Meksika’da Rockfeller vakfının fonlarıyla üretilen Sonora 64 Buğdayı’nın ülkeye gelmesine de şiddetle karşı çıktı.
Halkı bilinçlendirmeye, kamuoyu yaratmaya çalıştı ve kitaplarında sıkça bu konuları dile getirdi. Bize yeten yerli buğdayın yerine, ileride ithalat yapmak zorunda kalacağımız konusunda uyardı ki bu konuda ne kadar haklı olduğunu bugün görüyoruz.
Elbette işin bir de daha cüce buğday kısmı vardı. GDO’lu buğdayın hem topraklarımızı hem halkımızı zehirleyeceğini söyleyen Tarhana Osman gittiği her yerde Amerikan ürünleri yerine kendi ürünlerimizi kullanmayı söyleyip tarhana yapmayı ve tüketmeyi öneriyordu.’ Tarhana’ lakabı bunun üzerine kendisine takıldı.
CIA Tarafından 1966 Yılında “Türkiye’de Nötralize Listesi”ne Alındı.
“Gıda Emperyalizmi”, “Sessiz Savaş” ,“Açlık Korkusu” gibi bilinen kitaplarının yanı sıra 53-78 yılları arasında 65 kitabı yayınlandı. Hatta birkaç kez saldırıya uğramışlığı bile vardı.
Koçtürk, özellikle Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi kitabında kuzey-güney sömürüsüne dikkat çeker. Dünya savaşları sonrasında silahlı mücadelelerin pahalıya geldiğini anlayan emperyalist devletler sömürgeciliğin yeni tarzını keşfetti.
Açlık korkusu yaratıp, yardım bahanesi ile ülkelere sızarak, gıda tüketimi başta olmak üzere birçok alışkanlığın, sömürülecek ülkelere kabul ettirilmesi hem ucuz hem de daha kârlı bir yoldu. Bu fikrini de Açlık Korkusu kitabında biopolitika olarak temellendirir. Ona göre açlık, emperyalist ülkeler tarafından kurgulanmış bir oyundur ve tamamıyla yapaydır.
1966 yılında senatör Tunçkanat tarafından açıklanan gizli bir CIA raporu gündeme geldiğinde, Türkiye’de ABD çıkarlarına aykırı davranan Koçtürk’ün adı da listedeydi. Raporda bu listedeki kişilerin pasifleştirilmesinin gerekliliğine işaret ediliyordu.
Profesör unvanını hiçbir üniversiteden alamadı. Çalışma konusunda da kapılar yüzüne kapandı. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası bir süre gözaltına alındı.
Daha sonra emekli olup, kendine dönük bir hayat yaşamaya başladı ve 1994 yılında sessiz sedasız aramızdan ayrıldı.
Değerlerimizin değerini bilmeyi ne zaman öğrenebileceğiz acaba?