Zaman, onun yokluğunda akmayı unutan durgun bir suya dönüştü. Odalarda asılı kalan o tanıdık koku ve masada eksik duran sandalye…
Ve sonra... Bir daha hiç benzemedi gelen günler, giden günlere.
#annem
"Bin yıl düşünsem bayramın gelmesini istemeyeceğim aklıma gelmezdi. Meğer bayram, birlikte olanlar için sevinç; eksik kalanlar için imtihanmış. Şimdi içimde bir çocuk 'Keşke gelmese...' diyor."
#annem
Gidişin bir vedaya bile sığmadı. Ne son kez sarılabildim, ne de “kal” diyebildim sana. Şimdi dilimde yarım kalmış cümleler, içimde susmaya alışmaya çalışan bir özlem var…
#annem
"İnsan, en sevdiğini bir tabuta sığdırırmış da; o günden sonra koca dünya kendine dar gelirmiş. O zaman anlaşılır ki meğer insanın sığınağı yeryüzü değil, sevdiğinin yanındaki o küçücük boşlukmuş. O boşluk dolunca, artık hiçbir yer ona yurt olmazmış."
#annem
"Uyandım, ağladım. Uyudum, ağladım. Aklıma geldin, ağladım. Bir şarkı çaldı, ağladım. Çaresizliğime ağladım. Özledim, ağladım. Bir daha hiç olmayışına ağladım. Mezarına geldim, ağladım. Mezarına gelmediğim günler ağladım. Bana seslenmeni çok özledim, ağladım…
Ben bir sabah, o gün seni kaybedeceğimi bilmeden uyandım. Seninle son kez konuştuğumu, o sıradan 'kendine dikkat et' uyarısının aslında son veda olduğunu bilmeden kapıdan çıktım. Şimdi hangi sabaha uyanırsam uyanayım, evin içinde yankılanan o şefkatli cümleye çarpıyorum…
Evde biri öldükten sonra koskoca bir boşluk kalır geriye. Yerine neyi, kimi koyarsan koy dolduramayacağın bir boşluk. Evin her köşesinde ayrı ayrı hatıralar kalır mesela. Duvarlarda yankılanan sesi, eşyalara sinen kokusu kalır...