Ha şöylee! Takiyeyi bırakıp ağzınızdaki baklayı böyle çıkarın ki bizim iyi bildiğimiz gerçek yüzünüzü herkes görsün. Herkes sizin konuştuğunuz dili bile borçlu olduğunuz Cumhuriyet’e “100 yıllık narkoz” dediğinizi, laikliği “Türkiye’nin yükü” olarak gördüğünüzü net anlasın. Böylece; kamu emekçisinin hakkını müsamere masalarında peşkeş çektiği için adının önüne “buçuk” lakabını almış birinden “#GüçlüMemurGüçlüTürkiye” sloganını duymanın saçmalığını herkes daha net fark etsin.
Sizin memurun güçlenmesiyle değil koltuğunuzdaki yeri güçlendirmekle işiniz var. Sizin sendikacılık değil gerici faaliyet uğraşınız var. “İslamafobi”, “LGBT”, “başörtüsü”… Efendilerinizden öğrendiğiniz bu ezberin artık geçerliliği yok, gerçek yüzünüzü gören ve tiksinen milyonlarca kamu emekçisi var! Onların umudu olarak da Başöğretmen’in eğitim neferlerinin ortak çatısı Eğitim-İş var!
Öğretmeni şikayet hattı kurdunuz..
Öğretmenin tatili, Öğretmenin boş günü, Öğretmen ne yapıyor ki
Çocuğuma sesini yüksellti.
Çocuğuma sert baktı.
Benim çocuğum yapmaz..
Diye diye Fatma Öğretmenimizi öldürdünüz
Ortada boş boş dolaşan binlerce saygısız bir nesil yarattınız..
Öğretmenleri itibarsızlaştıran paylaşımlar yapan istinasız herkes bu katliamdan sorumlu.
Eserinizle övünebilirsiniz.
#öğretmen
#memur
@kaptan_bahis@bankadabiradam Bankadan cevap aldığınızda bilgilendirir misiniz hocam? Ben de tutar ve vade olarak çok benzer bir kredi başvurusu yapacağım yakın zamanda. O yüzden merak ediyorum. Bilgilendirirseniz sevinirim.
Ülkemizdeki milletvekillerini,
ardından Millî Eğitim Bakanlığı’nın ilgili birimlerini,
özellikle de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında hazırlanan
9. ve 10. sınıf MEB ders kitaplarını
okumaya ve anlamaya davet ediyorum.
Zira burada artık “beğeni” meselesi değil,
pedagojik gerçeklik meselesi var.
Bu kitapların hitap ettiği yaş grubu
14–16 yaş arası öğrenciler.
Yani soyut düşünme becerisi yeni gelişen,
akademik metin okuma deneyimi sınırlı,
ülke genelinde yapılan ölçümlerde
okuduğunu anlama becerisi zaten alarm veren bir grup.
Buna rağmen önlerine konulan metinler:
– Yoğun kavramsal yük taşıyor
– Üst üste yığılmış akademik terminoloji içeriyor
– Açıklamaktan çok “tanımlıyor”
– Öğretmeyi değil, yüksek düzeyde yorumlamayı varsayıyor
Sormak gerekiyor:
Bu metinler yazılırken,
ülkedeki 9. ve 10. sınıf öğrencilerinin
ortalama okuma-anlama düzeyi
gerçekten dikkate alındı mı?
Yoksa idealize edilmiş,
kitapla büyümüş,
metabilişsel farkındalığı yüksek,
kelime hazinesi geniş
hayali bir öğrenci profili mi esas alındı?
İş daha da çarpıcı bir noktaya geliyor ölçme–değerlendirme kısmında.
Metni anlamakta zorlanan öğrenciden;
– çıkarım yapması
– kavramlar arası ilişki kurması
– çok katmanlı yorum üretmesi
– örtük anlamı yakalaması
– hatta bazen metni eleştirmesi bekleniyor.
Yani öğrenci,
henüz ne dendiğini çözmeye çalışırken,
ondan neden, nasıl ve ne olurdu sorularına
üst düzey akademik cevaplar vermesi isteniyor.
Bu bir ölçme değil;
bu, beklenti ile gerçeklik arasındaki kopuşun sınavı.
Ve kaçınılmaz sonuç:
Öğrenci “yetersiz”,
öğretmen “yetiştiremiyor”,
ama metin…
her zaman “çok nitelikli”.
Oysa eğitimde temel ilke nettir:
Metin öğrencinin seviyesine iner,
öğrenci metnin ağırlığı altında ezilmez.
Buradan tekrar soruyorum:
Akademik dilin yoğunluğu ile
hedef kitlenin bilişsel ve dilsel gelişimi arasında
sağlıklı bir korelasyon var mı?
Yoksa biz,
anlaşılmayan her şeyi
“derinlik” sanan bir eğitim kültürünün
ürünleri miyiz?
Bu bir itiraz değil;
bir uyarıdır.
Çünkü 9. ve 10. sınıf öğrencileri
akademik metin çözmek için değil,
öğrenmek için okulda.
Ve eğitim,
anlaşılmamak üzerine kurulamaz. #egitim #öğretmen #MaarifModeli
Ben senin gibi bölücülerle kardeş falan olamam❗️❗️❗️
Bu ülkenin bütünlüğü için can veren şehide “Ceset” diyeceksin, sana tepki gösterenler faşist olacak❗️ Hadi oradan…
Ankara’da siyaset yapanlara sesleniyorum, üç, beş oy gelir diye bunları muhatap almayın. Bunlar bölücü ve vatan hainidir. Bu insanları şımartarak sorun falan çözmüyorsunuz, ilerde telafisi olmayacak olayların önünü açıyorsunuz. Uyarmadı demeyin, şimdiden uyarıyorum❗️❗️❗️
@gülistankilick
@DEMGenelMerkezi@MHP_Bilgi@herkesicinCHP@Akparti
@emeklipiyadee @genel_ekonomi Hocam belgelenebilir hane geliriniz burada hesaba katılıyor değil mi? 51bin aylık gelir için mi bu teklifler? Ben de benzer durumdayım ve kredi çekeceğim o yüzden soruyorum
İnanılmaz… Abdurrahman abi camları açsın camları, biraz hava girsin içeri, oksijen alsın. Zira 9 Eylül’ün önemi, İzmir’in kurtuluşunun, yani Kurtuluş Savaşı’nın kesin zaferle taçlandığı nihai tarih olmasıdır. Yani Büyük Taarruz’un son aşamasında İzmir’in geri alınması, aslında tüm kurtuluş mücadelesinin final noktası gibi düşünülebilir. Bu yüzden 9 Eylül, hem sembolik hem de tarihsel olarak büyük bir önem taşır. Bu tarih, anadolu topraklarının düşmandan tamamen temizlendiği tarihtir. Bu yüzden de İzmir’in kurtuluşu, Kurtuluş Savaşı’nın son noktası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda çok önemli bir kilometre taşıdır. Ayrıca, bu ülke eyalet sisteminde değildir. Vatan toprağı Rize’den Antalya’ya, İzmir’den Van’a kutsaldır. Her zafer, ona sahip olanlarındır. KUTLU OLSUN! Şimdi camı kapatabiliriz.
Hakem Kurulu kararı yayımlandı!
Kamu Görevlileri Toplu Sözleşmesine ilişkin Hakem Kurulu kararı jet hızıyla 27 Ağustos 2025'te Resmi Gazete'de yayımlandı.
Kurul toplantısına 10 üye katıldı. Böylece Kurulun toplanması ve karar alması sağlandı.
Ancak bu 10 üyenin 4'ü kararı imzalamadı (Memur-Sen ve Kamu-Sen'in 3 temsilcisi ile Cumhurbaşkanı tarafından sendikaların önerdikleri havuzdan atanan 1 akademisyen üye).
Kararı Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanan 6 üyenin tamamı (Sayıştay Başkanı ve Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanan akademisyen dahil) imzaladı.
Kurulun bürokrat üyelerinin hükümetten aldıkları talimatla hareket ettikleri açık. Ancak Anayasal bir kurum olan Sayıştay Başkanı ile kurulun akademisyen üyesinin de karara katılması oldukça manidar!
Bu iki üyenin tarihsel sorumluluğunun altını çizmek lazım. Eğer farklı bir tutum alabilselerdi Kurul kararı farklı yönde çıkardı. Ancak onlar da Hükümetin sözünden çıkmadılar!
Sonuç olarak Memur-Sen ve Kamu-Sen toplantıya katılarak kararın alınmasını sağladı ancak son dakikada Kuruldan ayrıldıkları için karara muhalefet şerhi (Karşı oy) dahi yazamadılar.
Böylece Kuruldan çekilmenin boş bir şov olduğu ortaya çıktı!
Tam bir beceriksizlik örneği!
Bir yandan Kurulun toplanmasını sağlayacak çoğunluğu sağlayacaksın, son dakikaya kadar toplantıda kalacaksın ve karar aşamasında ayrılacaksın. Sonuçta karşı oy yazısı bile yazamayacaksın!
Madem Kurul toplantısına katıldınız, sonuna kadar devam etseydiniz, hayır oyu kullansaydınız ve hiç olmazsa şöyle okkalı bir karşı oy yazısı yazsaydınız!
Ya da önerdiğimiz gibi hiç katılmasaydınız!
Gerçekten size sendikacılık öğretilemez!
https://t.co/23OUEwkjcx