Sadece dolandırıcılık üzerine düşünmeye de gerek yok, nasıl adresinize sizin adınıza sahte siparişler veriliyor, sizin numaranızdan 112 aranıp sahte ihbar yapılıyorsa aynı şey sosyal medyada da olacak. Birileri için adınıza birilerine küfür edecek, ihale yine sizde.
Anneniz, babanız, dedeniz, halanız, teyzeniz fark etmeksizin çevrenizde sosyal medya kullanmayan herkese kimliği ile bir hesap açın, kilitleyin bir köşede dursun. Zira muhalif avı zihniyeti yine vatandaş çilesine, polise ve adliyelere korkunç bir yükle dönecek. 80 Milyon insanın verisi halı hazırda internette olduğu için kullanılmamış sosyal medyası olmayan her kimlik dolandırıcılar tarafından dolandırıcı hesaplar açmak için kullanılacak. İhalede tabi size kalacak.
Her ölüm insanlar için bir kayıptır. Bazı ölümler ise ülkeler, uluslar ve dünya için çok büyük bir kayıptır. Bütün hayatı bir ders olan İlber hocanın kaybıda ne yazık ki böyle bir kayıp. Tarihimize ışık tuttuğu, insana nasıl yaşanırı öğrettiği ve yetiştirdiği nesiller için ona teşekkür etmekten başka bir şey gelmiyor elden. Ruhu şad olsun…
Normal metodolojisi tarih okuma için doğrudur. Olaylar olgulardan ayrı düşünülemez, toplumsal bir hareket varsa bunun siyasi bir karşılığı vardır, bu çoğu zaman değişimi-devrimi getirir. Lakin kadın hakları ve Türkiye konusunda bunu söylemek tam bir cehalet örneği. Hala kadını erkeği eşit görmeyen, kadını mal olarak görmekten ileri gidememiş bir toplum varken çıkıp 100 sene önce eşitlikçi hareketler vardı haklarımızı kazandık demek papağan gibi ezberletileni tekrarlamaktan öte bir şey değildir. Bugün malum kesimin sıkça bahsettiği Medeni Kanun ithalatı neden yapılmıştır bilmek lazım mesela? Şeri hukuk nasıl kaldırılmış ve kadına hak vermenin yolu açılmıştır bilmek lazım. Bu ülke ve bu ülkedeki pek çok insan sahip olduğu pek çok şeyi sadece Mustafa Kemal Atatürk'e borçludur.
Herkes biliyor asla sürüden ayrılan penguen olamayacağını ama herkes hayal ediyor sürüden ayrılmayı. Bu yüzden Kahraman diye bir kavram vardır ve gerçek hayatta bu kahramanlara çok az rastlanır. Öyle az ki bir penguenin kahramanlığı bile insanlığı kendine haran bırakır.
Herkes sürüden ayrılan yalnız pengueni kendi sanıyor. Madem hepiniz sürüden ayrı bu penguendiniz 25 senedir AKP iktidar CHP muhalefet nasıl oluyor? Siz sürünün kendisisiniz. Sürünüz için ölürsünüz.
Gelenekler yine bozulmuyor, her sene müslüman olduğunu sanan cahil cühela yılın bu zamanları çıkıp duyar kasar, bir ara kuruyemişler aralıkta yasaklansın falan diyorlardı. Ne İslamı biliyorlar ne Noelin ne olduğunu biliyorlar ne ağaç süslemenin kökeninde haberleri var ne yılbaşının ne olduğunun farkındalar. Deliriyorlar insanlar mutlu olacak diye. Elbette bunların videodaki çocuklarla ilgisi yok hocalarının önlerine verdikleri kâğıtları okuyorlar sadece. İleri de kampüslerde yılbaşı ağaçının süslerini kırıp İslam adına zafer kazandıklarını sanacaklar mesela.
Yılbaşı kutlayanlara yönelik, bir imam hatip ortaokulunda öğrencilere çektirilen tepki videosu:
• Hangi ateist ramazan ayında oruç tutmuştur?
• Hangi Hristiyan ezan okununca abdest almıştır?
• Peki Müslüman, yılbaşı ağacının senin evinde ne işi var?
ESKİ'ye bir konuda teşekkür etmek gerekiyor, sadece bir günlük su kesintisi ile malum partili kişilere nepotizm ve liyakatsizliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu, başarısız ve kötü yönetimlerin istifaya çağırılması gerektiğini ve değiştirilmesinin önemini gösterdi. Umarım aynı hassasiyet ve tutumu herkes her seçimde herkese karşı gösterir de karanlıkta aydınlığa beraber çıkabiliriz.
Kitap okumak cahillik değildir, 50 yıl boyunca 24 saatin 15 saatinde kitap okuyup kalan vaktinde yiyip, yatmak cahilliktir. Çiçek fazla sulanınca ölür, ilaç fazla alınırsa zehirler. Kimse sadece kitap okuyarak bir şey olmaz, üretmeyen, insana dokunmayan hayat bomboş yaşanmıştır.
Kemal Karatay isimli vatandaş:
"50 yılda bu kitapları devirdim. Günde 15 saat kitap okuyordum. En sonunda hastaneye gittim, Alzheimer teşhisi kondu. Bütün dostlarım ve ailem terk etti. Kitap okumak asosyal yaptı. Kitap okumak cahilliktir."
Bu ülke bana hakem savundurtuyor, bir dediği bir dediğin, tutmayan bir federasyon başkanı çıkmış her seferdir saçma sapan açıklamalar yapıyor. Daha kötüsü insanlarda ciddi ciddi bir şey olmuş gibi davranıyor. Yahu bu ülkede çiğ köfteciden çok İddaa bayisi var. 15 Yaşından 90 yaşına kadar kızlı erkekli bu ülkede herkes ya bahis oynar ya Milli Piyango gibi çekilişlere katılır. E��er kendi yönettikleri maçlara, olacak olan olaylara bahis oynanmamışsa ya da bunlarla ilgili soruşturma kapsamında sesli veya yazılı bir delil elde edilmemişse bu açıklamaları yapmak korkunç bir gaflet. Aynısını bir maçta olan pozisyon üzerine de yapmıştı, sonra kaç maçta aynısı oldu sadece bu ülkede değil üstelik Avrupada aynısı oldu. Nasıl olsa hakemler günah keçisi istediğimiz gibi ezelim olayı çok alçakça bir noktaya geldi. Türkiye'de hakemler cidden kötüdür ben öyle düşünüyorum, daha kötüsü eyyamcılık diye bir şey vardır ki bizim ülkede Allah korusun. Ama daha korkunç ve alçakça olan biz çok iyiyiz karşısı hep kötü, biz hariç kimse hakkıyla kazanamaz, biz kaybettiysek karşısı hile yaptı, zihniyetidir. Bu zihniyet Türkiye'nin içine yerleşmiş bir kanser gibi ne yazık ki hem sporda hem siyasette. Öyle ki ben 30 senedir hakkıyla kaybeden ya da kazanan tek takım görmedim. Hep ya hakem ya şu ya bu.
🔴#SONDAKİKA | TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu hakemlerin ve futbolcuların bahis oynadığını açıkladı:
• Profesyonel liglerde 571 aktif hakemin 371'inin bahis hesabı var, bunların 152'si aktif olarak bahis oynuyor.
• Bunların içinde 10 hakemin 10 binin üzerinde bahis oynadığı, bir hakemin tek başına 18.227 kez oynadığı, 42 hakemin ayrı ayrı 1000'in üzerinde futbol müsabakasında bahis oynadığı, bazı hakemlerin tek bir seferlik maç oynadığı tespit edilmiştir.
Eğer gözaltı kararı bu tweet yüzünden alınmışsa çok büyük saçma bir tezatlık var anlatmak lazım. Beşşar Esad diktatör müydü? Evet.
Peki Esad ile ilgili insanların ve devletin tutumu neydi? Esad'ın devrilmesi için en güçlü desteği veren ülke hangisiydi? Bugüne kadar Esad'a hakaret ettiği ya da diğer devletlerin onu devirmeye çalışmasıyla ilgili konuşan herhangi bir kişiye gözaltı kararı verildi mi?
Cevap: 2011 Yılından beri Esad'ın devrilmesi için en büyük desteği veren Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı oldu. Katil Esad denildi, linç edildi. Devrildiği zaman Türkiye'nin her yanında kutlamalar yapıldı. Herkes zafer kazandık dendi. Şimdi eğer diktatörleri devirmek için dış bir devletin müdahalesinin muhabbetinin geçmesi bile suç unsuru teşkil ediyorsa, neden Türkiye yıllardır farklı ülkelerin diktatörleriyle (Suriye, Mısır, Libya) ilgili bu politikayı izliyor ve neden hiçbir yargı mensubu bununla ilgili bir işlem başlatmadı?
🔴#SONDAKİKA | Akademisyen Emrah Gülsunar tutuklandı.
Emrah Gülsunar aşağıdaki anket nedeniyle tutuklandı. Kendisi gözaltına alınmadan önce açıklama paylaşmıştı.
ABD ve Avrupa'nın hümanist, sosyal demokrat yapısı aklı ve mantığı bir kenara koyup sadece ideolojik doğruluk güdüyor. İnsan insandır düşüncesi sistemde açıklar yaratıyor ve sizin kadar insan olmayanlar bu açıkları suiistimal ediyor. Daha da kabullenmesi zor ama gerçekte olan bu kişiler ya da sınıflar, toplulukların hiçbir şey umurlarında değil. Modern toplumun parçası olamamış, iş bölümüne katılmamış, hiçbir inancı ya da ahlakı eğilimi olmayan binler, milyonlar bir arada yaşıyor. Artan nüfus, savaşlar, mülteci akınları da bu profilde insanları modern insanların arasına taşıyor. Sonuç çökmeye başlayan bir Modern Toplum.
20 Senede ilmek ilmek işledikleri iki anlamsız zihniyet var, bir tanesi bu. Futbolcu, şarkıcı, tiyatrocu, oyuncu, akdemiysen, yazar, bu mesleklerden birini icra ediyorsanız asla fikrinizi beyan edemez ve muhalefet yapamazsınız, ama iktidara destek olmak için video çekip "Bende evet diyorum." diyebilirsiniz. Statlarda siyasetçileri övebilir, alkışlayabilir, resimlerini asabilirsiniz ama hükümet istifa diye bağırırsanız tribün kapatma, para cezası yersiniz ve hemen üst bir makamdan "Spora siyaset karıştırmayın." diyerek size had bildirilir. Kısacası iktidar ilah gibi davranmaktadır, beni övebilirsin ama eleştiremezsin, benimle birlikte olabilirsin ama bana karşı olamazsın.
Ne yazık ki ikinci husus daha acı "Yargı Reformu" adı altında çift yönlü işleyen bir hukuk sistemi kuruldu ve insanlara bu sisteme saygı duyması ve itaat etmesi tembihlendi. Mahkemeler istedikleri kararları verebilir, ancak iktidara uygunsa karar ve işine geliyorsa icra edilebilir, cebri kullanımı da mubahtır. Eğer yok iktidara yaramıyorsa ve onun işlerini sekteye uğratacaksa hukuka ve mahkemelere saygı bir anda "AYM kararına saygı duymuyorum, Biz böyle bir kararı tanımıyoruz." oluveriyor hatta "Gücü yeten varsa gelin yıksın" oluveriyor.
Bugün İstanbul'da yaşananlarda ya da yaşanacaklardan, daha önce Ekrem İmamoğlu için yaşananlar ve yaşanacaklardan bağımsız Hukuk herkese bir gün lazım olacaktır, bugün hukuktan bahseden ve hukuka işlerine geldiğinde saygı duyanların bunu unutmaması lazım. Son olarak bugünlerde en önemli husus Hukuksuzluğa karşı baş kaldırmak bir inşaat işçisinden, manavdan, futbolcudan, yazardan, müzisyenden, avukattan, hakiminden, savcısına ve Cumhurbaşkanına kadar herkesin en doğal hakkıdır.
Aziz başkan zamanında, "Piyasada para yemeyen 2-3 başkandan biriyim" diyerek Türk futbolunun durumunu özetlemişti, yüzyıllık kulüpleri yiye yiye bitirdiler, Karabük de böyle battı Eskişehir de. Olan taraftara oldu. Ülke ülke değil pirahna akvaryumu.
Ankaragücü Başkanı Ercüment Tekin: Mahalle kasabının Ankaragücü’nden 8 milyon alacağı var!
8 milyon alacağı var ama ayakta duruyor. Ankaragücü kulübüne sakın ha sakın bir kişi, manavdır, kasabadır, tedarikçisidir. İcra göndermeye kalkmasın.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, İngiliz hakimiyetine mi yoksa Amerikan mandasına mı teslim olalım diyenlere "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyerek milli mücadeleyi başlattığı yerdeyiz sanırım...
Büyük Taarruzun kazanılması basit bir zaferden çok daha fazlasıdır. Büyük Taarruz Milli Mücadeleyi fiili olarak başlatan İzmir işgali ve İnalcık hocanın sözleriyle "Yunanlıları korkunç zulmünün" bittiği yerdir. Bu zaferle Milli mücadele resmi olarak olmasa da zihnen kazanılmıştır, şöyle anlatıyor durumu Mustafa Kemal; "Anadolu'daki Yunan ordusu kati surette mağlup edilmiştir. Yunan ordusunun artık yeniden ciddi bir mukavemet göstermesine ihtimal yoktur. Anadolu için herhangi bir müzakereye mahal kalmamıştır. Mütareke, ancak Trakya için söz konusu olabilir. Dolayısıyla Eylül'ün onuna kadar Yunan hükümeti doğrudan doğruya veyahut İngiltere vasıtasıyla hükümetimize resmen müracaat ettiği takdirde aşağıdaki şartlar ortaya konularak cevap verilmelidir. Bu tarihten, yani Eylül'ün onundan sonra vaki olacak müracaatın cevabının başka olması ihtimali vardır. Bu takdirde keyfiyet ayrıca tarafı âcizname bildirilmelidir:
1. Mütarekenin tarihinden itibaren on beş gün zarfında Trakya 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin mülki memurlarına
ve askeri kuvvetlerine teslim edilmiş bulunacaktır.
2. Yunanistan'daki esirlerimiz on beş gün zarfında İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında teslim olunacaktır.
3. Yunan ordusunun üç buçuk seneden beri Anadolu'da yaptığı ve icra eylemekte
bulunduğu tahribatı tamir etmeyi şimdiden taahhüt edecektir.
Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan Mustafa Kemal"
Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyetini kuracak ve gelecekte daimiliği sağlayacak olan düzenli ordu kendini meydanlarda kanıtlamıştır. Zaferin önemi sadece milli sınırlar içinde kalmamıştır, İnalcık bunu şöyle anlatır; "Bütün dünya gördü ki, imkansızlıklar içinde dahi Türk, öz yurdunu korumasını bilmiştir. Bu savaş bütün dünyada emperyalizme karşı milli hakların zaferi olarak karşılanmış, mahkûm milletler arasında sevinç ve ümit yaratmıştır. Hindistan'da ve yeni boyunduruk altına sokulmuş Arap ülkelerinde hareketlenmeler son haddine varmış emperyalistler büyük endişelere düşmüşlerdir. Asya'da emperyalist büyük devletlere karşı kazanılmış olan bu ilk büyük zafer, ileride bu milletler tarafından büyük bir örnek olarak alınacak, onları için ümit, cesaret ve kuvvet kaynağı olacaktır. Böylece büyük zafer, dünya tarihine yeni bir sayfa açmıştır. Türk'ün yaşama ve yükselme kudreti, azim ve iradesi bu zaferle en muhteşem ifadesini bulmuştur."
Arasını açılması, fikir ayrılığı olması farklı bir şey Onun adını silmeye çalıştı, ona düşmandı farklı bir şey. İsmet İnönü ile Atatürk'ün her zaman fikir ayrılığı oldu. Lakin hiçbir zaman bir düşmanlık, kasıtlı bir yok etme politikası olmadı. Bu 1950 de başlayan DP propagandasından ibarettir. Adnan Menderesi siyasete Atatürk soktu safsatası da bu politikanın söylemidir. Zira o dönem MV yarısını, bakanları, profesörleri bile Atatürk olduğu yerlere getirdi. İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve daha niceleri Atatürk'ün eliyle siyasete girdi siyaset yaptı, o dönem parti denemelerini bile bizzat takip ediyor, siyasetlerini destekliyordu, çok partili hayata geçmeğe çalışıyordu. Adnan Mendereste o dönem Atatürk'ün gözüne batan gelecek vaat eden gençlerden biriydi bu yüzden MV listesine ismini yazdı bundan sonrada ciddi bir ilişki bulunmuyor. Nasıl İsmet İnönü ile fikirleri yer yer uyuşmuyorsa Menderes ve Atatürk arasın da fikri olarak uçurum vardı. O yüzden Menderes ismini Atatürk ile yan yana getirilip bir meşrulaştırılma çabasına girilmemeli zira tarihte böyle okunmaz. Bu sadece DP meşrulaştırılma politikasıdır.
Menderesin siyasete girişiyle ilgili bir şey yazmadım. İsmet İnönü, Atatürk ilişkisiyle ilgili bir yazı da yok. Arkadaş para olayından bahsetmiş zaten var olan bir yasada ibaret olduğunu anlatmışım. İsmet İnönü ismini Menderesten daha az Atatürkçü görüyorsanız da bence daha çok okumalısınız ya kaynakları değiştirmelisiniz.
Paralara Cumhurbaşkanlarının resmi basılması eski bir Osmanlı geleneğidir, Cumhuriyet bu geleneği devam ettirmiştir, Atatürk döneminde kanunla paralara Cumhurbaşkanın resminin basılmasını kararlaştırılmıştır. Menderes İsmet İnönüye karşı koz olarak bu uygulamayı kaldırmıştır. Atatürkü koruma kanunuda benzer ve siyasi bir sebeple çıkarmıştır. Yinede es geçmemek gerekli ki o dönem yaşayan herkes gibi Atatürk’e hayrandır ama çizgileri uyuşmaz.
Toprak reformunu engellemiştir ki kendisi de toprak ağasıdır, çiftçinin geleceğini mahvetmiştir, bugün tarımda çektiğimiz sorunların bir kısmı kendisi ve kendi gibi toprak ağaları sayesindedir.
Köy Enstitüleri ve ABD yakınlaşma bir zorunlu seçimdi, ondan önce iktidarın yaptığı gibi kendisi bu yakınlaşmayı sürdürmüş Türkiye’ye ilk Amerikan üssünü kurmuştur. Ek olarak Marshall yardımları alınması konuşulurken Sovyetler karadenizi Sovyet toprağı sayıp haritalarına dahil ediyordu.
Kısacası kendisi vasat Türk siyasetinin önderidir, peki bir faydası olmamıştır, zararı da kısıtlıdır. Bütün siyasi hayatını da güc kazanmak ve o gücü elinde tutmak için harcamıştır. Yeri geldiğinde Atatürkçülüğü CHP kapatmak olan Adnan Menderesin köy köy gezip “CHP sizi gavurlara satacak biz oy verin” dediğide rivayet edilir. Yeri geldiğinde mitinglerinde ‘şeriati getirebiliriz’ yeri geldiğinde de ‘idam sehpalarından ders alın’ diyerek muhalefete çatmışlığı da vardır.