@ceylan_peace YouTube’da gösteriyi zlediğimde içimde doğan his tam da bu. Kavuğun hangi özellikler doğrultusunda devredilmesine dair Ferhan Şensoy’un sözleri kulaklarımda çınladı.
Günümüz kavuklusu Deniz Göktaş’tır.
AKP Rizelilere verdiği sözü yine tutmadı. Aylardır kafes balıkçılığı istemeyen bölge balıkçılarına halkın istemediği bir şeyi yaptırmayız diyenler ortada yok!
Rize Valisi şirketin kuracağı kafesleri 15 günde kaldırma sözü ile halkı ikna etmeye çalışırken AKP halkın değil şirketin çıkarları için çaba göstermeye devam ediyor.
Hibe kredilerini vatandaşların vergilerinden toplayıp sadece şirketler için çalışanlar gün gelir bunun yargı önünde hesabını verirler.
Mutlak butlanı da iktidar icazetiyle CHP koltuğuna geçecek kişiyi de siyaseten tanımayacağız. Kararlılık büyürse karanlık dağılacak, içinizi ferah tutun. Memleketimiz için direneceğiz!
Bugün Kahramanmaraş’ta 9 kişi hayatını kaybetti. Ölenlerden biri öğretmen, diğerleri çocuk. Yaralı çocuklar ise hastanede; aralarında durumu ağır olanlar da var.
Ne yazık ki bu yaşananlar bir tesadüf değil. Uyarıların görmezden gelinmesinin bir sonucudur.Bu, bir günün meselesi değil. Biriken sorunların patlaması, çürüme dediğimiz sürecin bir aşamasıdır.
Bireysel silahlanma had safhada. Ruhsatlı ya da ruhsatsız, silaha ulaşmak neredeyse bakkaldan sakız almak kadar kolay.
Her gün dizilerde, YouTube’da, TikTok’ta şiddet özendiriliyor. Silah, çatışma ve mafyavari yapılar adeta kahraman figürler gibi normalleştiriliyor. Oyun adı altında çocuklara şiddet ve silah içeren içerikler sunuluyor. Çocukların büyük bir kısmı bu oyunlara bağımlı hâle gelmiş durumda.
Okulların ihtiyacı sadece güvenlik değil; psikolog ve rehber öğretmen de en az onun kadar önemli. Ancak okullarda ciddi bir psikolog ve rehber öğretmen açığı var. Okul sayısını artırmak yerine, okullar ideolojik gerekçelerle birleştirildi, sınıflar kalabalıklaştırıldı.Öğretmenler kadrolu ve ücretli olarak ayrıştırıldı.
Okulların ve öğretmenlerin ihtiyaçları bilinçli bir şekilde görmezden geliniyor.
“Bütçe yok” denildi. Okullar kendi gelirini yaratmak zorunda bırakıldı. Bütçe oluşturmak için okul bahçeleri otoparka çevrildi. Velilerden temizlik malzemesi istendi, hatta okul tuvaletlerini veliler temizlemek zorunda kaldı.
Çocukları spora teşvik etmek gerekiyor ancak amatör veya profesyonel branşlar için antrenman yapacak salon yok.
Kolluk kuvvetleri muhalifleri takip etmekle meşgul; ancak okul çevresine sirayet etmiş, sabahtan akşama kadar dolaşan çeteleri, grupları ve serserileri görmezden geliyor.
Bazı bakanlar ise sorumluluk alanlarına odaklanmak yerine siyasi ve ideolojik söylemlerle gündemde kalmayı tercih ediyor.
Bugün Ahmet Uzun'un ölüm yıldönümü (1981). Sevgi ve özlemle.
işkencede öldürdüler, "İntihar etti" dediler. Ailenin ısrarıyla yapılan ikinci otopside “beyninde 5 cm. yarık, kaburgalarındaki kırık ve kalp yetmezliği” nedeniyle öldüğü anlaşıldı.
İbrahim Karaca onun için yazdı.
Bu bir gazetecilik eleştirisidir.
Ekrem, sen Halk TV haber merkezinde masa başında çalışıyordun, ben sahada en zor şartlarda tehtitler ve saldırılar altında haberler yapıyordum. Yaşadığım ve maruz kaldığım zorluklara bütün Türkiye şahittir. Sen Halk TV'ye gelirken inanılmaz tepkiler olmuştu ama bizler her şeye rağmen sana sahip çıkmıştık. Peki sonra ne oldu? Şahit olduğun bir çok haksızlık oldu. Sen, benim gibi gazetecilik yaparken haksızlığa uğrayan meslektaşlarına sahip çıktın mı? Tabi ki hayır. Senin haber bülteni sunduğun 2 farklı günde ana haber bülteni akışında yer olmasına rağmen, iki özel haberime kişisel sansür uygulayarak haberleri kullanmamıştın. Hatta iki haberimin de ana haber bülteninde kullanılması için haber müdürü önceden sana söylediği halde haberleri yine kullanmadın. Bülten bittikten sonra benim tepkim olunca sen de söz yarınki bültende kullanırım demene rağmen sansür ettiğin haberleri bir gün sonraki ana haber bülteninde yine kullanmamıştın. Ve sonra ne oldu biliyorsun zaten. Halk TV'de ayrılış açıklamanda 3 yıl boyunca gururla çalıştım demişsin ya. Benim haberlerime uyguladığın kişisel sansür tavrını o gururun içine ekliyor musun kardeş? Tabi ki Halk TV'de ayrılma kararı alırken başka gerekçelerim de vardı ama sen ve senin mantığında olan, hep "ben" duygusu ile gazetecilik yapan bir iki kişinin bu tavırları da ayrılma nedenlerimden biri olmuştu. 14 emekçi gazetecinin kıyıma uğradığı yere, beni istediler koşarak geldim diye açıklama yapman tabi ki senin sorunun ama şunu unutma. Emekçi gazetecilik zordur. Bu mesleğin en ağır yükünü sahada çalışan muhabir arkadaşlar çeker. Emekçi gazetecilerin hakkını savunmayan, sahip çıkmayan çıkıp ben gazeteciyim dese kim inanır kim güvenir ki...
Yeniden "baba evi"
Tabuta benzeyen jandarmanın ring aracından, içi erzak dolu çöp poşetiyle indim. Silivri'ye yakışmayan yakıcı güneş yüzüme tokat gibi vuruyordu. Bakmayın, sadece 5 aydır tutukluyum, utanıyorum söylemeye ama güneş ve dört duvarsız gökyüzü başımı döndürmüştü. Bir böceğin deliğine kaçtığı gibi girdim 9 no'lunun kapısından. Bir önceki gelişlerime göre değişmişti 9 no'lu hapishanesi. Duvarlar boyanmış, arama bekleme kabinleri yenilenmişti. Yılda bir ziyaret ettiğim baba evine gelmiştim sanki, yenilenen avize, sehpa, halı gibiydi...
Yüzünde mahcubiyet saklı bir gardiyan karşıladı beni. Torbalarımı kenara bırakıp "kapı altı" denen bekleme odasına geçtim. "Üzerinde bir şey kalmasın" demeye kalmadan bir sigara tutuşturdum hemen. "Sigara yasaktı" dedi gardiyan, "Hadi ya, burada kaç sigara söndürdüm kim bilir, ne zaman yasaklandı" dedim. Saçma, gereksiz bir cevap verdiğimi düşündüm, köşeye geçtim, kameranın görmediği noktada sigaramı tellendirdim. Tel örgülü pencereye yaklaştım, pencere aralığında ilk tutukluluğumda kırıp attığım, ikinci tutukluluğumda da hâlâ aynı yerde bulduğum kırık küpemi aradım. Bulamadım, iki yıl sonunda temizlenmiş pencere aralığı.
Kapı açıldı, mahkum kabule geçerken "Yine mi geldin" diyen gardiyanı buldum karşımda. "Ne zaman tutuklandın", "Mayısta abi", "Daha yeni mi buraya getirdiler", "Yeni geldim", "Çok kilo vermişsin", "Zayıftım be abi zaten" deyip gülümsedik.
Mahkum kabulde işim çok kısa sürdü, zaten daha önceki tutukluluklarımdan kayıtlıydı bilgilerim. Gardiyan poşetleri kontrol ederken kolayı gördü, "Aa kola" dedi. "Burada yok kola bak", "Al iç istiyorsan", "Yok biz içiyoruz dışarıda sen iç." Ne denir ki…
Eşyalarım kaydedildikten sonra X-Ray'den baba evine girer gibi usulca geçtim. Kokusu bile aynıydı bu hapishanenin. Yine aynı şeyi söyleyeceğim ama baba evinde kapıyı araladığınızda her seferinde duyduğunuz aynı koku gibiydi. İlk tutukluluğumda beni karşılayan yatağımı, çarşafımı ayarlayan gardiyan karşıladı yine. "Her şeyin hazır", "Eyvallah abi", "İyi misin, nasılsın? Yine niye geldin?", "Yine aynı şeyden aynı yere geldik abi", "Hahaha hatırlıyorsun değil mi ilk geldiğinde ben karşılamıştım seni, ikincisinde giderken görememiştim bak ama", "Darısı buna artık..."
Poşetleri sırtladım, han kapısı ardıma kapandı, ilk kez gördüğüm gardiyanla dört duvar arasına yürümeye başladık. "Çok seviyorlar seni" dedi gardiyan, "Gelip gidiyorum ya ondandır" dedim, burukça güldük. Tek kişilik hücrenin önüne geldik, demir kapı açıldı, baba evindeki odama adımımı attım, her şey yerli yerindeydi, değişen bir şey yoktu. Hemen bir sigara yaktım, demir kapının mazgalı açıldı, "Ya sen mi geldin yine gazeteci", "Geldim geldim. Bir öncekinde tahliye haberimi sen vermiştin, hatırladın mı", "Haa doğru doğru", "İyi misin?", "İyi iyi çok yoğunuz artık", "Tabii öylesinizdir."
Temizlik malzemelerini istedim, koğuş alışkanlığı ya günde 3 çekpas atmak, yıkamak lazımdı bahçeyi, hücreyi. Kimse yoktu, ne Abdülhalit ne Toso Dayı ne Ortodoks Aslan ne Speedy ne Eser ne de Başkan... "Malta yasak" diye bağırdım. "Herkes bölmelere, temizlik..."
Rize Gündoğdu’da, 2024’te iki kişinin ağır yaralanmasına neden olan teleferik kazasının ardından aynı hat yine koptu. Yetkililerinin ihmali, köylülerin can güvenliğini riske atmaya devam ediyor
Tan Uzun'un haberi
https://t.co/gGsEnhlx82
Lütfen izleyin. Boş koltuk ve bir mektup ile bu ülkede sadece gazetecilik yapmanın bedelini göreceksiniz. Fatih Altaylı YORUMLAYAMIYOR: Silivri Günlüğü - 1 https://t.co/sdneKek2ft @YouTube aracılığıyla
Orada savunduğumuz ağaçlardan birine assanız bile şunu söylerim: Hayatım boyunca yaptığım en doğru şeylerden biri Gezi Parkı’nı yıkmaya çalışanlara karşı durmuş olmaktı.
Uydurma suçlar, uydurma gerekçeler, darbe teşebbüsü yalanları… Tek gerçek var o da şu: Gezi halkın direnişiydi. Şimdi korkmakta haklılar çünkü Türkiye onların istediği gibi bir ülke olmadı, olmuyor, olmayacak. Bu halk boyun eğmiyor, ağaçlarından da özgürlüğünden de vazgeçmiyor.
Hepimiz oradaydık, Gezi Direnişi’nin birer parçasıydık, ne mutlu bize!
Siz gideceksiniz, Gezi Parkı’ndaki ağaçlar ve onu korumanın haklı onuru kalacak.
İyi akşamlar! 21.radyo Boğaziçi MÜZİK ÖDÜLLERİ en iyi proje albüm kategorisinde Olta Dayanışma var! 🤗 Bu linkten en iyi proje albüm kategorisinde Olta Dayanışma'yı oylayabilirsiniz.