Onsuz yaşamayı hayal bile edemediğim insana, yıllarca ağrısının süreceğini bildiğim hâlde veda etmiştim. Ben bu ağrıyla baş ederdim ama bu ağrıya sebebiyet verenin o olmasıyla baş edemedim. En sevdiği yere veda etmiş herkes beni anlar; bazı evlere ve insanlara dönülmez. Unutmayın.
Bindim kıratıma da vardım yaylana Elif'im
Verdiğin ayranları da içtim kana kana
Senin derdin değil mi beni bozkıra salan
Senin için de dertli olduydum
Elif'im bu da mı yalan
Bütün anılarımız şimdi heybemde,bütün gülüştüklerimiz,geçtiğimiz o yollar,o ağaçlar, o bozkır...Âhh canım bozkır bizi ne çok sevmişti oysa nasıl sarıp sarmalamıştı nerden bilirdi ki bir gün bozkırın ortasında ikimizin de yalnız kalacağını...Nasip değilmiş belki de bu aşk.
Bozkırda başlayan o aşk hikayesi yine bozkırda bitti.Bir sevda uğruna aşkolsun dediğimizden beri hep hakkını vermeye çalıştık olmadı. Nasip değilmiş demek düştü heybemize,külleri savruldu bozkıra bu aşkın geriye kırık bir gönül ķaldı... Eyvallah.
Bir akşam yemeğinde herkesi güldüren Kierkegaard, aynı gece intiharı düşünür. Çünkü espri, yaşamın trajedisine verilen bir tepkiden başka bir şey değildir. Nietzsche tam da bu yüzden “En çok acı çeken varlık, gülmeyi icat etti” der.
kadınların gerçekten sevildiğini hissettiği anda yansıtmış olduğu çocuksu bir yanı var, tertemiz ışıltılı berrak bir su gibi gözüken masumca hissettiren ve bu durumu yaşayan ve yaşatan insanlar çok şanslılar.